add share buttons
Share Button

 

Canberk 1

Natukhay ve Şapsığ kabileleri hariç tüm Çerkeslerde genel olarak; prensler, soylular, özgür köylüler ve köleler olmak üzere dört sınıf bulunurdu. Bu sert sınıflar içinde çeşitli ailelerin de hiyerarşik sıralamaları vardı. Prensler (bölgesindeki) köylerinin genel servetini (tarım ve hayvancılıktan elde ettikleri ürünleri) yönetme, köylülerden vergi toplama (genelde senede bir veya iki hayvan şeklinde), ve dış ilişkilerini düzenleme hakkına sahiptiler. Soylular askeri birlikler eğitme ve eğittikleri askerler ile baskınlar ve savaşlar gerçekleştirirlerdi. Özgür köylüler bağlı oldukları Prenslerin izni dahilinde hayvancılık ve tarımla uğraşırlardı. Köleler genellikle savaş esirlerinden oluşurlardı. Prensler ve soylulara hizmetçilik yapar, onların arazilerinde çalışır ve hayvan sürülerine bakarak görev yapardı. Soylu atlara yalnızca soylular binebilirdi, kölelerin ise ata binmesi yasaktı. Bu sınıflar sadece Çerkes beyleri ve Çerkes köylüleri arasında düzenlenmezdi. Çerkes prenslerinin ve soylularının bölgelerinde yaşayan bir çok halka karşı uygulanırdı. Bu konuda Adilhan Adiloğlu “Kafkasya’da yaşayan Tatar kabileleri” isimli makalesinde şunları yazmıştır “Karaçaylar’da Kabardey beylerine “bek” denilir, bütün Karaçaylı beyler, asilzade ve köylüler Kabardey beylerine tabidir. En üst makan olarak yalnızca Kabardey beylerini bilirler. Kabardey beyleri, Karaçaylılardan vergi almaktadırlar, genellikle her sene aile başı 5 koyun alırlar. Ancak varlıklı kişilerden iyi bir at, bir öküz, çok sayıda yamçı ve kürk, bakır eşyalar ve diğer şeyleri alırlar.”*2 Bu sınıfların arasındaki farkı belki en iyi 1957 yılında Zekoşnığ Sanat-Edebiyat almanağında Tlevusten Yusuf tarafından düzenlenerek yayınlanan (Açumıj Hilmi tarafından çevirisi yapılan) halk tarafından sürekli anlatılan bir gerçek bir hikaye olan Dyepçen Huseyn hadisesindeki şu ifade anlatır: “hiç kimse prens ve soylulara ateş etme özgürlüğüne sahip değildi, onlarsa istedikleri gibi ateş ediyorlardı.”1

Ancak Çerkesya’daki sınıfları da hacimleriyle ve sosyal politikalarıyla 2’ye ayırarak inceleyebileceğimizi düşünüyorum.

BATI ÇERKESYA:

18nci yüzyılın ortalarında Çerkesler içindeki bu sınıfların arasında bir çatışmalar başladı. 1770 yılında Prens ve soylulara karşı ayaklanan Abzehler, diğer bölgelerdeki prenslerin (ve onlara tabi soyluların) ve Rusların Abzeh beylerine sundukları yardımlarıyla başarısız oldular. Ancak 20 yıl sonra 1790’lı yıllarda tekrar ayaklanan Abzehler bu defa başarılı olarak bazı beyleri öldürdüler, hayatta kalan beylerin bir çoğu, diğer Çerkes bölgelerindeki prens ve soylulara ya da Moskova’da Ruslara sığındılar. Asiller sınıfına (verk) da aşağıdaki şartlarda canlarını bağışlama ve Abzeh bölgesinde yaşama hakkı verdiler;

1 – Abzeh bölgesinde yağma yapmayacaklar
2 – Diğer bölgelerde yağmaladıkları ganimeti vs. Abzeh topraklarından geçirmeyecekler
3 – Abzeh ülkesinde yaşamaya karar verenler, herkes gibi kendi emeği ile çalışarak geçinecek

Abzehlerin bu ayaklanmaları neticesinde çevre bölgelerde prens ve soyluların baskılarından bıkan köylüler ya kendi bölgelerini bırakarak Abzeh bölgesine sığındılar ya da Abzeh bölgesindeki ayaklanmalardan ilham alarak kendi beylerine karşı ayaklanmaya başladılar. Bunun neticesinde Bjeduğ bölgesinin beyleri Abzeh bölgesine saldırmaya başladı. Bu saldırılarının bir çoğunda Çeçenlerden de yardım aldılar. Ancak 1799 yılında, demokratik bir toplum olmasına rağmen Şapsığlar ve Ruslardan da yardım alarak Abzeh bölgesine saldıran Bjeduğlar Abzehleri yenilgiye uğrattılar. Ancak bu yenilgi de Batı Çerkesya’da feodalitenin kaderini değiştiremedi. 19ncu yüzyılın ilk yarılarına kadar Batı Çerkesya’da feodalitenin izi dahi kalmadı.

Çerkeslerde bu sınıf çatışmaları hakkında Tsığo Tevçoj’un “Derebeyi savaşı” adlı şiirsel destanı ile Meşbaşe İshak’ın “Bzyıko Savaşı: Bitmeyen umutlar” adlı 2 ciltlik romanı da bulunmaktadır.

19ncu yüzyılın ikinci yarısından sonra ise Batı Çerkesya’nın büyük kısmında feodal kalıntılar da yok oldu. Sadece Rus egemenliği altında olan Kabardey bölgesi ve diğer küçük yörelerde bir süre daha kaldı. Feodalitenin yok edildiği yerlerde egemenlik Xase adı verilen seçilmiş insanlardan oluşan halk meclislerinin eline geçti ve meclislerin her biri kendi bölgelerini ilgilendiren konularda karar alma ve bu kararları kendi oluşturdukları yürütme organları tarafından uygulamaya sokmaya başladılar. Bu yöre xaselerinin üstünde Zefes adı verilen ve tüm Çerkesya’nın ulusal meclisi bulunuyordu. Meclis Xabze olarak bilinen toplumsal sözleşme (geleneksel yasalar, kurallar) ile tüm Çerkesya’yı kapsayacak düzeyde karar alıp uyguluyordu. Ne var ki bu dönemden sonra Çerkesler Rus imparatorluğunun doğrudan ve kuvvetli işgal harekatına maruz kalarak çağın ötesinde olan demokratik yönetimlerini geliştiremediler ve bu işgalle başlayan süreçte başlayan savaşta çok büyük bedeller ödeseler de savaşı kaybederek kendi ülkelerindeki yönetimi kaybettiler. Kabardey bölgesinin aksine, kendi özgürlüklerini kendi mücadeleleriyle sağlayan batı Çerkesya bölgelerinin kendi iradeleri ile örgütledikeri demokrasi Rus çarlığının askeri politikaları karşısında ayakta çok fazla ayakta kalamadan altüst edilmiş oldu.

DOĞU ÇERKESYA

Baştan belirtmek gerekir ki Çerkesya’daki tüm sosyal sınıflar bir tarafa, Kabardey bölgesindeki sosyal sınıflar bir tarafadır. Bu anlamda Kabardey soylu sınıfını özel olarak incelemekte gerekir.. Özellikle Kabardey bölgesinde beylerin komşuları olan bütün halklardan vergi aldığı da bilinir. Kabardey beyleri, Kabardey bölgesine yakın komşu olan Balkar, Karaçay ve Nogaylar üzerine her yönde tam bir hakimiyet kurarlarken, uzak komşuları olan Çeçen-İnguş ve Osetinler de Kabardeylerin vasalları idiler. Kafkasların bu küçük monarşilerine Şamhal beyliklerinden Abaza beylerine kadar herkes vergi ödemek zorundaydı. Sınıflar meselesinde belki de Kabardey bölgesini, geri kalan diğer tüm Çerkesya bölgelerinden ayrı olarak ele almakta fayda vardır. Zira Kabardey bölgesi; Çerkesya içerisinde en köklü feodal sınıf düzenini yaratmış, uygulamış bölgedir ve ayrıca Kabardey beylerinin Çerkesya’da siyasi rolleri de güçlüdür. Kabardey bölgesi çok büyük tahminle 15nci yüzyılda diğer Çerkes kabilelerinden koparak oluşmuştur. Sözlü tarihe göre efsanevi Kabardey beyi Yinal tarafından Kuban nehrinin doğusuna yerleştirilmiştir. Kırım Tatarlarının bölgede yarattıkları baskılarla birlikte daha sonraları güneye ve doğuya ilerleyerek bilinen büyük Kabardey bölgesine yerleşmişlerdir. En büyük yerleşme göçü ise Alan kabileler birliğinin Moğol istilasıyla yıkılmasından sonra gerçekleşmiştir. Kabardeyler 15nci yüzyılın sonlarına kadar Altınorda devletine tabii kaldılar. Kabardeyler 16ncu yüzyılda kendilerini Tatar saldırılarına karşı koruyabilmek için Moskova ile politik ilişkiler içine girmiştir. Hatta Kabardey beyi kızını Rus çarı ile evlendirerek Rusya’nın vasallığına da girer ve Tatar saldırılarına karşı sürekli destek gördüğü de bilinir. Bu politik ilişkiler de Temruk’un oğlu Boyar’ın idam edilmesi dahil bir çok pürüzler olsa bile sürmüştür. Rus Çarı 1661 yılında Kabardey beyi Kazbulat Mirza’yı tüm Çerkeslerin beyi olarak ilan etmiş ve Çerkesleri Terek üzerinden kontrol edecek bir kale sözü vermişti. Kazbulat’da Moskova’nın dostu olarak Kırım ve Osmanlı’lara karşı sık sık savaşlara katılmıştır. Kabardey beyleri ile Moskovanın arasındaki en büyük problemi Kabardey bölgesinden Rus bölgesine kaçan köylülerin Rus Çarı tarafından Kabardey beylerine geri vermemesi oluşturuyordu. Bu problem Kabardey beyleri arasında bir çatışmaya da neden oluyordu; bazı Kabardey beyleri Ruslar ile savaşan Kırım hanlığı ile iyi ilişkiler geliştirmek isterken bazı Kabardey beyleri Ruslar ile olan iyi ilişkileri sürdürmekten yanaydılar. 1758 yılında gerçekleşen Çeçen-Rus savaşında bazı Kabardey beyleri Ruslarla birlikte Çeçenlere karşı savaşmışsa da 2nci Katerina döneminde Kabardey bölgesinden kaçarak Rus bölgesine yerleşen köle ve köylülerin hristiyanlaştırarak bağımsızlaştırılmasının etkisiyle, İslam Kabardey beyleri arasında iyice kök salmıştır. Rusların Kabardey bölgesinde Terek kıyısına askeri kale kurması ise b Kırım dostu Kabardey beylerinin taraftarlarının çoğalmasına yol açmış, Kabardey beyleri 1765 yılında Kızılyar kalesini kuşatmış ve Tatarlar ile Mezdegu kalesinden gelebilecek askeri yardıma karşı anlaşarak Rusların bölgede Kabardeylere karşı politikasını askerileştirmesine sebep olmuştur. 1768 yılında gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşı sırasında Ruslar Kabardey bölgesini bir düşman toprağı gibi istila etmiştir ve egemenliğine almıştır. Bu seferki egemenlik, 1557 yılındaki gibi Kabardey beylerinin istek ve arzularına göre yönetilen değil; askeri bir yönetim olmuştur. 1779 yılına kadar bölgeyi Çar’ın Kafkasya’daki memurları yönetse de, bu memurların baskısına dayanamayan Kabardeyler bir ayaklanma başlatmıştır, ancak ayaklanma hemen bastırılmıştır. Ayaklanmaya katılan herkes bölgeden sürgün edilmiş ve Kabardey beylerinin ayrıcalıklarına karşı harekete geçilerek, köylülere beylerine karşı bağımsızlık ve eşitlik hakkı verilmiştir. Bir Kabardey beyi olan Jancot Peterhan tüm Kabardeyin valisi ilan edilmiş ve onunla birlikte hareket eden askeri-polis şefleriyle Kabardey beyleri baskıya alınarak bir halk toplantısına zorlamıştır bu toplantıda Kabardey beylerine, tüm köylüleri azat ettikleri ilan ettirilirmiştir. Bu baskılara dayanamayan Kabardey beylerinin Osmanlı ve başka ülkelere gitme istekleri de reddedilirmiştir. General Yermolof’un bölgedeki politikalarıyla Kabardey beylerinin tüm ayrıcalıkları kaldırılırmış ancak bu politikaların; bölge halkını batıdaki direnişten koparma niyetiyle olduğu uzun bir süre anlaşılamamıştır. Yüzyıllardır beylerinin baskıları altında yaşayan Kabardey Çerkesleri, beylerin tüm ayrıcalıklarını yok eden bu politikalar ile Ruslara karşı sempati duymaya başlarlar. Yermolof, Çerkes geleneklerine göre idare dilen, fakat sıkı Rus kontrolü altında olan bir yeni yönetim tarzı kurar. Kabardey hükümetinin başında bir bey ya da kadı bulunurdu. Hem gelenek görenekler, hem de şeriat kanunları anlaşmazlıkların çözümünde uygulanıyordu. Bu sıkı kontrollü yönetim tarzı 1858 senesine kadar sürmüştür. Bu yönetime dayanamayan Çerkesler dağlık bölgelere çekilirken Yermolof ile Paskeviç arasındaki bir anlaşmazlık sebebiyle Yermolof’un istifasını fırsat bilen Kabardey beyleri 1827 yılında Rus Çarı’na eski ayrıcalıklı haklarının ve sınırlarının tanınmasını ve Osetlerin tekrar Kabardey beylerine bağlanmasını isteyen bir dilekçe gönderirler. Çar İvan ile daha önce kurdukları ilişkiyi örnek göstererek, Rus soylularının faydalandıkları haklardan kendilerinin de faydalanması gerektiğini de belirtirler.Bu sırada Şamil’in Çeçenlerle birlikte Kabardey bölgesine saldırmasıyla bazı Kabardeyler Şamil’e katılsa da, pek çok Kabardey’in Ruslarla birlikte Şamil’e karşı savaştığı bilinmektedir. 1866 yılından sonra da Kabardey bölgesindeki feodaliteye karşı çıkarılan kanunlarla Kabardey beylerinin ayrıcalıkları iyice yok olmuştu. Ancak beylik haklarıyla yaşamayı özleyen Kabardey beyleri Graf Loris, Melikof’a kölelik ve bağımlı köylüler müessesesinin yıkılmaması için ricada bulunurlar. Bu rica mektubunda, şimdiye kadar ağır işlerini yapan köleleri olmazsa beylerin yaşayamayacaklarını belirttiler. Pşılar, azat edilen alt sınıf insanlarının tavır ve davranışlarıyla toplumu bunalıma götüreceklerine inanıyorlardı. Her azad ettikleri köle içinde Çar’dan ücret istediklerini ilettiler. Bu rica ve istekler karşısında Çar 1867’de çıkarılan bir kanunla azad edilen 21.000 kişiye karşılık, her bir kişi için 200 Ruble ödemeyi ancak bu ödeme karşılığında da beyler ellerindeki toprakların yarısını azad edilenlere verilmesi karşılığında kabul etti. Kabardeylerde prens, soylu ve beylerin dönemi 1870lerde, onlara bu gücü politik ilişkilerinde sağlayan Rus Çarlığı tarafından yine politik olarak bitirilmiş oldu.

Kaynakça:

*Jineps gazetesi,Eylül 2006 eki
*Encyclopedia of World Cultures – Circassians, 1996
*Vorlesungen von Prof. Dr. M. Sarkisyanz. SAI- Heidelberg
Trubetykoy, Nikolaj Sergejewitsch Fürst Erinnerungen an einen Aufenthalt bei den Tscherkessen des Kreises Tuapse. In: Caucasica, 1934, 11, S. 1-39
*Dyepçen Huseyn, Zekoşnığ Sanat-Edebiyat almanağı 1957 (Tr çeviri Açumıj Hilmi bağlantı:io-soz.blogspot.com.tr/2014/07/dyepcen-huseyn-olmus-bir-vaka.html)
*2:Adilhan Adiloğlu, “Kafkasya’da yaşayan Tatar Kabileleri S. 29
*Kabardey Tarihi Moskova, 1957 Kabardino-Balkarskij Nauçno issledovatelskij institut

Share Button
One Response to ÇERKESLERDE PRENSLER, SOYLULAR, SINIFLAR VE BUNLARIN ÖZET TARİHİ ÜZERİNE
  1. Yazı için çok teşekkürler, tek itirazım her zaman olduğu gibi “abzeh” kelimesi. Biz kendimize “abzakh ” diyoruz ve bu şekilde yayınlarda kullanılmasını tercih ederiz.


[top]

Yanıt ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

11Ara 2017

Bir toplumun sorunları ve çözüm yolları ile uğraşıyorsanız kullandığınız terminoloji çözüme giden yoldur. Hele ki uluslaşmasını tamamlayamadan soykırıma ve sürgüne maruz kalmış bir halk söz konusu ise kullandığınız terminoloji daha da önem kazanıyor. Çünkü yaşadığımız çağda “vatan-ulus-dil-diaspora” gibi kavramlar artık bilimsel olarak tanımlanmış ve yerli yerine oturmuştur. Bu Avrupa için de Amerika için de Rusya […]

11Ara 2017

Çerkesya Hareketi, Çerkesya Yurtseverleri olarak siyaset sahnesine çıktığı ilk günden beri “Çerkes kimliği”ni ve “vatanı Çerkesya”yı; “Çerkes Ulusal Siyaseti”nin bu iki kavram üzerinde şekillenmesi ve bir “uluslaşma” “vizyonumuz”un olması gerektiğini anlatıyor. Çünkü, bugün dünyada var olan etnik topluluklar eğer ulusal topluluklara dönüşmezlerse, “ulus” olamazlarsa başka ulusların içinde eriyip yok olacaklar. Peki nedir ulus olmak? Veya […]

18Kas 2017

Türkiye Çerkesleri son günlerde ‘Vatanım Sensin’ dizisi ile tekrar gündem olmuş kangren bir konuyu tartışıyorlar. Yani Çerkes Ethem’i. Çerkes Ethem konusu Türkiye’de ne zaman gündem olsa Çerkes toplumunun önemli bir kesimi klişe sözler ile savunmaya geçiyor; Çerkesler sadık bir millettir , yedikleri kaba pislemezler, asla ihanet etmezler v.b.. Çerkesler Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk iç sürgününe […]

19Eki 2017

Nalçık, Kabardey Balkarya Cumhuriyeti’nin, hatta bugün, Çerkesya’nın da başkenti. Devletleşmeye en yakın siyasal örgütlenmemiz. Burada “bu topraklar bizim” bilinci çok yüksek. Ve kurumları Çerkesler yönetiyor. Bankada, üniversitede, hastanede, hemen hemen bütün devlet dairelerinde çalışanlar ve/veya yönetenler Çerkes. Çoğunlukla Çerkes. Ve Çerkesçe konuşuyorlar. Çerkesçe burada sadece evde-sokakta değil, devlet kurumlarında da konuşuluyor, devlet dili gibi! Ekonomide […]

08Eyl 2017

2000 yılının ilkbaharı, Kayseri’nin bir kenar mahallesinde, köyden kente göç etmiş gençlerden oluşan kafadarlar tayfasıyız. Mahalle, genel olarak şehrin yakın köylerinden göç etmiş ailelerin, daha yoğun olarak ise Uzunyayla Çerkeslerinin hayata ve şehre tutunmaya çalıştığı bir gecekondu bölgesi. Evlerin biri birine bitişik olduğu, sokağa adım attığımızda bir akrabamızla veya köylülerimiz ile karşılaştığımız, öncesinde toprak olan […]

29Ağu 2017

Tarih bir bilimdir. En azından öyle kabul edilir. Katılır veya katılmayız o ayrı bir konu. Fakat günümüz dünyasında, yaşanan olayların bulgu ve belgeler ışığında, sebep sonuç ilişkisine dayalı objektif değerlendirildiği varsayılarak bir bilim dalı olduğuna karar verilmiştir. Deney ve gözleme dayalı olmadığından ‘güvenilir kaynak’ kabul gören  yazılı belgeler bulunmadığı taktirde (ve hatta bulunduğunda bile) günümüzde […]

21Ağu 2017

Çerkesler… Çoğu bilmez isimlerini, nereden geldiklerini, kim olduklarını. Yalnızca yazın arifesinde, sıcak güzel bir mayıs günü, bazısı fark eder toplanmış onlarca insanı ve şöyle bir göz atıp içlerinden yine hangi asılsız derdin kavgacısı bunlar, derler sırtlarındaki zümrüt yeşili bayraklara, yüzlerinde ki biraz ciddi birazda kararlı ifadeye bakarak.  Hatta belki üç beş gencin ellerinde gördükleri pankartlara […]

07Ağu 2017

Köyden kentlere göçün başlamak üzere olduğu, birkaç Bulgaristan göçmeni Pomak aile haricinde sadece Çerkeslerin yaşadığını sandığımız bir dünyada ilkokul sıralarına yerleşmemiz sonrası açtık hayata gözlerimizi. Birden ona kadar Türkçe sayı saymayı biliyor; gel, git, al, ver gibi birkaç kelime Türkçe ile pomak çocuklarla oyunlar oynayabiliyorduk. Hayat, ilk dersini daha okulun ilk günü verdi. Ben zorluklarla […]

05Haz 2017

Bir yol var… Koltuklarca, kilometrelerce, uykusuzluklarca bir yol, sonu düşlere çıkan. Gittim ben… Günü gelince, işimi terk edip, alın terimi cebime koyup, hasretle, özlemle gittim her defasında. Uykumu böldüm, yol arkadaşlarıma verdim. Rahatımı çıkardım üstümden, onlara giydirdim. Sesimi kıstım, otobüse dağıttım ve her defasında güçlendim, imrenişlerle umudumu büyüttüm ben. Budur bir yurtseveri üç senedir hayata […]

13Mar 2017

Çerkesçe (Çerkes dilinde: Адыгабзэ – Adıgabze) Kafkas Dil ailesinin Kuzey Kafkas Diller Grubunun, Kuzey-Batı Kafkas alt grubunda yer alır. Çerkesçe bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Adıge, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes özerk cumhuriyetlerinin Rusça ile birlikte resmi devlet dilidir. Adıge Cumhuriyeti’nin Resmi yazım dili Ç’emguy(Temirgoy) diyalekti diğer iki Cumhuriyette ise Kabardey diyalekti esas alınmıştır. Bugün Çerkesçe bu üç […]

07Mar 2017

Bildiğimiz unutmadığımız o kara gün yeniden ve yine yaklaşmakta 153 yıl olmasına çok az kaldı ve geçen süre zarfında yas tutmaya devam ediyor olacağız. Dünyanın her yerinde yaşayan tüm Çerkes halkı için, 21 mayıs unutulmaz ve hafızalardan çıkmaz bir gün olarak tarihin en kanlı sayfalarına kazınmış en kanlı sürgün, sürgünle beraber soykırımdır. Bunu dile getirmekten […]

12Şub 2017

Yakın doğu, Türkiye ve Rusya Federasyonu’nda baş döndürücü hızla gelişen olayların düşündürdüklerinden yola çıkarak, halkımız adına çıkarımlar yapmaya çalışanların çok az olduğunun farkındayım. Diasporada asimilasyon politikalarının başarıyla artık son aşamasına gelindiğini görmek için alim olmaya gerek yok. Çerkes/Adığe halkının öncelikleri arasında ulusal sorunlarımızın olmadığı belli. Küçük bir azınlık hariç geriye kalan bütün güruhu iki ana […]

24Oca 2017

Yüküm ağır değil. Zaten hiç bir zaman ağır olmadı. „Allah’ın bir lütfu“ mu? Değil. Küçükken, „bir şey“ olmaya karar verdiğim yıllarda öğrendim… İnsan „bir şey“ olmaya karar verdi mi, kendini o „şey“in üst aklına teslim etmeli. „Alt akıl“ olmasını bilmeli. Mütevazi olmalı. Bu, birinci kural. Kurala uydum. Sonra, „bir şey“ olmak istiyorsan, „başka şeyler“den vazgeçmek […]

18Oca 2017

‘RUSYA ULUSU’ Milliyetler Federal Ajansı kısaca FADN (Федеральное агентство по делам национальностей – ФАДН) RF’nin en genç kurumu. İlk görevini yerine getirmek için kollarını sıvamış ve işe başlamak için 2017 yılında kabul edileceği şimdiden belli olan ve tahmin edebileceğimiz üzere zaten çoktan hazır olan tasaranın kanunlaşmasını bekliyor. ‘Rusya Ulusu ve Etnik işilşkiler yönetimi’ kanunu. 2025 […]

13Ara 2016

  Dün akşam İbrahim Yağan misafirimizdi. Uzun kış gecesinde memleket kokan bir muhabbet vardı, doyamadık…     Tanımayanlar için, İbrahim Yağan Çerkesya’lı bir yurtsever. Kabardey’den demiyorum Çerkesya’lı. Yağanlar aslen Abaza kökenli. Ama o kendisini Çerkes / Adige olarak tanımlıyor. Nalçik doğumlu. Nalçik, Çerkesya’nın bir kenti, aynı Maykop, Çerkesk, Baksan, Soçi, Tuapse gibi. Nalçik de bizim […]

08Eki 2016

HİKAYENİN ÖZETİNİN ÖZETİ… Çerkes halkı vatanında bir kaç siyasi birimde; diasporada onlarca ülkede dağınık bir şekilde yaşamakta, ( bu nedenle ) asimile olmaktadır. Ve Çerkes Sorunu, Çerkeslerin tamamının değil; “ben Çerkesim ve Çerkes kalmak istiyorum” diyenlerin sorunudur. Çerkeslerin bütün sorunlarını değil; Çerkes kimliği ile ilgili sorunlarını tanımlar ve bu sorunlara çözüm arar. Çerkes Ulusal Hareketi’nin […]

13Eyl 2016

İNSANLARIN VATANI ÇOCUKLUĞUDUR… Günlerdir „Allahın lütfu olan bir darbe” ile yatıp kalkıyoruz. Hangi kanalı açsan bir tartışma programı. Eski askerler, polisler, ajanlar… „gazeteciler“ Türkiye’nin nasıl bir felaketin eşiğinden döndüğünü anlatıyor, FETÖ’ye, „darbeciler“e veya teröristlere küfrediyor, “tankların önüne yatanları” kahramanlaştırıyorlar… Hepsi, ağız birliği etmişçesine „15 Temmuz çok hain, çok şerefsiz bir darbe girişimiydi, Türkiye’yi işgal etmek […]

29Ağu 2016

Yıl 1915. Dünya tarihinin en büyük savaşlarından biri yaşanıyor. 1. Dünya Savaşı olarak tarihte yerini alıyor. Çanakkale savaşıyla da doruk noktasına ulaşıyor. Çanakkale Savaşı, Türk tarihçilerin muhafazakar yazarlarına göre ümmet birliğinin ve İslam’ın zaferi. Ulusalcı sol yazarlarına göre ise emperyalizme karşı Türk halkının zaferi. Ümmetçiler, aksakallı gökten inen dedelerin düşmanları nasıl bozguna uğrattığını anlatırlarda, nedense […]

26Ağu 2016

Türkiye çok zor bir süreçten geçiyor. Bir yanda Suriye’de ki iç savaşın Türkiye’ye olumsuz yansıması, diğer yanda yıllardır bitmeyen PKK ve devlet içerisinde kadrolaşmış terör örgütleriyle mücadele ediliyor. Böylesine hassas bir dönemde devleti yönetenler Türkiye’nin kazanımlarının korunmasında hassasiyet göstermelidirler. Ancak üzülerek görmekteyiz ki Türkiye’yi oluşturan bazı kesimlerin duyguları ve haysiyetleri hiçe sayılmaya devam ediliyor. Hatırlanacağı […]

26May 2016

88 SAAT… Geçen sene 21 Mayıs’ta Çerkesya’ya gitmek kolaydı. Çünkü RF ile Türkiye arasındaki ilişkiler bugünkü kadar gergin değildi ve vize almak gerekmiyordu. Bu sene daha zor oldu. İlk zorluk, etkinliği örgütlemeye çok geç başlamamızdan kaynaklandı. Pasaportları çıkarmak, vizeleri almak, otobüs tutmak, maddi kaynak bulmak için resmen zamanla yarıştık. Geciktik, çünkü etkinliği bu sene Federasyonumuzun […]

Translate »
Loading...