Yola Devam...

#10 Ekleme Tarihi 30/09/2015 08:28:01

19 Ağustos 2011 Cuma Saat 00:32

Uzun bir aradan sonra yola devam diyelim...

Bol koşturmacalı ve umut aşılayan kışın ardından gelen yaz, biraz kenara çekilip dinlenmek, olanı biteni değerlendirmek için iyi bir fırsat oldu.

Bu arada gündem hızla değişti ve yazacak çok şey birikti. Ankara Derneği'nin İsim Değişikliği Üzerine...

Ankara Kafkas Derneği Haziran ayında yaptığı Olağan Genel Kurul toplantısı ile, ilk gündem maddesi olan isim değişikliğini gerçekleştirdi. Bu arada aynı gün yönetim de değişti.

Öncelikle yapılan eleştirileri kurumlara saldırı, yıpratma politikası hatta yıkım projesi gibi gören kimileri için hemen şunu belirteyim ki, bir süredir gündemimize yerleşmiş olan isim değişikliği, bizim ulusal kimliğimizle örgütlenebilmemiz için atılabilecek önemli bir adımdır ve hassas davranmak, hedefe uygun hareket etmek gerekir. Bu nedenle de eleştirileri bu çerçevede değerlendirmeli, kurumların, temsil ettiği tabanın duyarlılıklarını göz ardı etmeden hareket etmesi gereken Stk'lar olarak düşünebilmeliler.

Derneğimizin ismi ''Çerkes Derneği'' olarak değiştirildi ancak ismin açılımında  tıpkı ''Kafkas'' ta olduğu gibi yok yok !

Son yıllarda yeniden kendini var etmeye çalışan Çerkes Halkı için, tanım ve kavramlar üzerindeki sis perdesini kaldırmak, kimlik bilincini tekrar yerleştirebilmek adına üzerinde durulması gereken önemli bir problem. Bu gün hala devam eden Çerkes kimliği üzerindeki tartışmalar, zihinlerimizdeki kirlenmişliğin kanıtı gibi duruyor önümüzde. İşe kimlik bilincimizi yükseltmekle başlamamız gerektiğini uzun zamandır dile getiriyoruz. Geleceğimiz adına, uluslaşma yolunda ilerleyebilmemiz için önce kendimizi doğru tanımlamamız hatta belki hatırlamamız gerekiyor. Mücadele ettiğimiz her alanda karşımıza çıkacak ilk engel, ''Çerkes'' algısında yaratılan ve bilinçli olarak da devam ettirilmeye çalışılan çarpıklıklar olacak. Kimlik bilincini oluşturmak ve asimilasyon kıskacını bertaraf etmeye çalışmak için en başından başlamak zorundayız. Zihinlerin hatta kimi ruhların kirlerinden arınması, geçen 150 yılın yarattığı erozyon ve sindirilmişliğin onarılması, kendi kimliğine yabancılaşan insanımız için önce kendini doğru tanımlamak ve konumlandırmaktan geçiyor.

Çerkes'in kim olduğuna dair bıkmadan-usanmadan yazılması çizilmesi, bu konunun özenle anlatılmaya çalışılması da bu yüzden. Bunu yerli yerine oturtmadığımız sürece ürettiğimiz her siyaset güdük kalır, ölü doğar. Uluslaşabilmemiz, Çerkesya'yı tekrar inşa edebilmemiz için doğru argümanlar geliştirmek zorundayız.

Birilerine, bir yerlere hizmet etmeyi bırakıp, dayatılmış, olmaya zorlandığımız kimliklerle değil, bir halk olduğumuzu hatırlayarak, Çerkes Halkı olarak kendi yol haritamızı çizmeliyiz. Bu nedenle de isim değişikliği önemli ancak ismin altını nasıl doldurduğumuz daha önemli şu aşamada. Kimsenin var olan tabela ile biçimsel bir sorun yaşadığını sanmıyorum. Kafkas=Çerkes=herkes demek için bu zahmete girilmediğini düşünmek ve iyi niyetli yaklaşmak, yapılan hatadan bir an önce dönüleceğini umut etmek istiyorum.

ÇHİ ve Hayal Kırıklıkları Üzerine...

ÇHİ' nin 24 Temmuz'da Eskişehir'de yapmayı planladığı Çerkes Hakları Mitingi valilik tarafından iptal edildi. İlki 12 Mart'ta Ankara'da, ikincisi İstanbul'da düzenlenen mitinglerden sonra, sessiz sedasız aldıkları bu üçüncü miting kararını duymamızla iptal edilmesi bir oldu. ÇHİ, özellikle Ankara mitingi öncesi Kaffed dâhil tüm kurum ve gruplardan destek istemiş, tüm siyasetleri kapsayan bir eylem çatısı olduklarına dair açıklamalar yapmış, geniş bir kitlenin de desteğini almışlardı. Valiliğin iptal kararı, eyleme destek versek de vermesek de, birçoğumuzu rahatsız etti.

Demokratikleşme sürecinde olduğunu düşündüğümüz Türkiye için de, Adige olduğunu öğrendiğimiz yetkili ''hemşehrimiz'' için de oldukça talihsiz, antidemokratik bir karar oldu maalesef. Son yıllarda genel memnuniyetsizliğimizin dışa vurumu olarak ortaya çıkan farklı siyaset ve gruplar, dil-uslup ve yöntemlerde ayrılsalar da, bir noktada birbirini bütünleyen,  birbirinin eksiğini tamamlayan işlevlere sahip olduklarında bizi ileriye taşıyabilirler. Asgari müşterekler oluşturabilmek ve gerektiğinde birarada olabilmek, mümkün çerçevede güç birliği oluşturabilmek bizim için faydalı olur. Günümüz şartlarında insanları geleneksel örgütlenme anlayışı ile bir araya getirmek oldukça zor. İletişimin boyut değiştirdiği, kişisel dinamiklerin farklılaştığı bir zamandayız. Mevcut kurumların ve yönetimlerin yetersizliği, son yıllarda ortaya çıkan oluşumların yarattığı atmosferden de anlaşılıyor. Farklı üslup ve  dinamizme olan ihtiyacımız, gerek teorik anlamda gerekse pratikte yeni çıkış yolları aramamıza, denenmemişi denemeye yönlendiriyor bizi.

ÇHİ' nin eylem merkezli bir yapı olarak ortaya çıkışı ve aldığı bir dizi eylem kararı ben dahil pek çok kişiyi sevindirmişti. Ulusal günlerimizin anlam ve önemine uygun şekilde anılması, gündemimize taşınması gerektiği konusundaki duyarlılığımızı ve inancımızı her fırsatta dile getiriyoruz. Bu nedenle de, gerek söylem gerekse uygulamadaki tüm hatalarına rağmen,  14 Mart Anadil günümüze yakın bir tarih seçerek eylemlilik sürecine girmiş olmaları,  pratiğe yönelik bir yapı olduğu yönündeki söylemleri ve eylemlerin anadilde eğitim ve yayın hakkı talebi eksenli oluşu, bizim ortak hareket edebilmemiz için yeterliydi. Kurumlarımıza duyulan güvensizlik ve tatminsizlik sonucunda farklı grup ve siyasetlerle çözüm üretmeye çalışan insanımız için de bu eylemler yeni bir yoldu. Son yıllarda örgütlenme ve harekete geçme konusundaki artan duyarlılığımız, birlik özlemimiz ve Çerkes (Adige) kimliğine sahip çıkma, yaşatma noktasındaki çabalarımız, sokaklara taşıyabileceğimiz önemli bir potansiyel yarattı.

Bu anlamda bir boşluğu dolduran ÇHİ, pratikteki eksiğimizi tamamlayan çatı örgütlenmesi yapısı ile farklı dillerde kendini ifade eden gruplar, oluşumlar için birleştirici olabilecek nitelikte idi. Her platformda görebildiğimiz gibi, teoride ayrılan grupların eylem birliği tarzındaki birleşimi, ortak eylemler planlaması, bizim için bir güç oluşturabilirdi. Doğru değerlendirilebilseydi!  

Aslında ilk çıkış noktaları, kendi ifadeleri ile bu çerçevedeydi. ''Çerkes Hakları İnisiyatifi, hiçbir grubun, hiçbir kurumun, hiç bir ideolojinin tekelinde veya emrinde değildir. Ama Çerkes Hakları İnisiyatifi bütün kurumlardan, bütün ideolojilerden, bütün gruplardan katılımcıları içinde barındıran demokratik bir yapıdır… hedefi, nedense Ankara'nın devlet binalarından görülemeyen Çerkes halkını artık görünür kılmak… misyonu, demokratik kitlesel eylemler düzenlemek…vizyonu da, devlet eliyle anadili eğitim ve öğretimi ile 7/24 anadilde radyo ve TV yayını yapıldığını görmektir''. Genel seçimler ve yeni anayasa çalışmaları da düşünülerek zamanlanan eylem prensipte doğruydu.

Türkiye adına içinden geçtiğimiz ya da geçmesini umut ettiğimiz demokratikleşme sürecinin bir unsuru olmak ve bu noktada kendi demokratik hak ve taleplerimizin arkasında durmak doğru olandı. Ancak potansiyel doğru değerlendirilemedi. Gerek hatalı söylemleri gerekse ortaya çıkış amacından saparak politik bir yapıya doğru evrilme çabaları, daha ikinci mitingde pek çok kişinin desteğini çekmesine neden oldu. Demokratik bir platform, eylem çatısı olmayı bırakıp kendi örgütlülüğünü oluşturmaya çalışan ÇHİ, Ankara mitingi sonrasında destek de aramadı zaten. Eskişehir mitingi ile ilgili gerekli duyuruların yapılmaması, kendilerinin bile gereken özeni göstermemiş olmaları, bu masalın başlamadan bittiğini anlayan biririleri var dedirtiyor...

Gülcan Altan ve Talihsiz Açıklamaları Üzerine...

Evet, yakın bir tarihte nur topu gibi bir gündemimiz daha vardı. Gülcan Altan'ın ulusal bir gazeteye verdiği röportaj !

Çerkesce söylediği şarkılar ile tanıdığımız ''milli'' sanatçımızın, sonradan inkar ettiği talihsiz açıklamalar! Söylemişmidir söylememişmidir bilemem. Aslında konuyu kendisi üzerinden yürütmek de istemem. Bu konudaki genel bakışım, ne olursa olsun daha duyarlı yaklaşımlara sahip olmamız gerektiği yönünde. Sahnede, sokakta, siyasette, sanatta hatta uzayda kimliğine sahip çıkan insanlarımız, bizim için değerli olandır artık. Gülcan Altan benim için, söylediği Çerkesce şarkılarla ve ''Çerkes'' sanatçı olması dolayısıyla değerlidir ve dinlediğim biridir. Sadece sanatçı olarak değerlendirmem gerktiğinde tercihlerim arasında olur mu bilemem !

Birilerinin sanatçı olması hatta deha olması yapılan yanlışları affettirmiyor benim gözümde. Sanatın da sanatçının da sorumlulukları vardır yada olmalıdır. Hele ki bizim gibi koybolmuş, kendini unutmuş  onlarca  ünlü, makam-mevki sahibi insana sahip bir halk için bu sorumluluk ikiye katlanıyor. Hassas bir dönemden geçtiğimizi, daha duyarlı olmamız gerektiğini bilmek sadece bizim gibi ''sıradan'' insanların işi olmamalı.

Siyasetçi, edebiyatçı, matematik dehası, çöpçü vs... her ne statüde olursa olsun, kimliği ile ortaya çıkabilen, bununla gurur duyan, bulunduğu her ortamda bunu dile getirmekten çekinmeyen insanlara sahip olduğumuzda, gelecekten daha az korkar hale gelebiliriz sanırım.

Küçük Bir Dörtük.....

"Ey sevda kuşanıp yollara düşen

Bilesin bu yollar dağlar dolanır

Yare ulaşmadan düşersen eğer

Yarına sesinin yankısı kalır"       

Bu dörtlük ilk yazımın altına not olarak düşülmüştü.

Çerkesya'ya gönül veren herkesin şiar edinmesi dileği ile.

Yılmak yok, yola devam…

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks