Bijo Asya ile Çerkes Dili Üzerine Röportaj

#11831 Ekleme Tarihi 20/08/2025 07:59:25

Bugün sizleri hem tarihi anavatanda hem de diasporada Çerkes diline hayat veren bir kişiyle tanıştırmak istiyoruz — Bijo Asya. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde doğup büyüyen Asya, bir süre Türkiye’de yaşamış, Ankara’daki Çerkes Derneği’nde Çerkes dili öğretmiş. Diasporada dil için verilen mücadelenin tanığı olmuş, daha sonra Nalçik’e geri dönerek vatanda da öğretmenlik faaliyetini sürdürmüştür. Onun hem öğretmen hem de anne olarak tecrübeleri, Çerkes dilinin geleceği için ilham verici bir örnek teşkil ediyor.

Biz, “Çerkesya Gençliği” temsilcileri olarak Bijo Asya’ya hem vatanda hem de Türkiye’de dilin durumuna dair sorular sorduk. İşte sorularımız ve cevapları:

________________________________________

ÇG – Biraz kendinizden bahseder misiniz? Nerede doğdunuz, çocukluğunuz nasıl geçti? Şimdi neyle uğraşıyorsunuz?

B.A. – Herkese merhaba. Benim adım Bijo Asya. Kabardey’de Çerkes köyü köyü Hatuey’de doğdum ve büyüdüm. En güzel çocukluğa sahiptim :) Çerkesler arasında, en temiz ve güzel yerde büyüdüm. Annem babam bizi sık sık dağlara ve ormana götürürdü. Yazları hep Uruh nehrinde yüzerek geçirirdik. En çok sevdiğimiz şey ise köy düğünlerine gidip Djegu (Çerkes Düğünü)  izlemekti.

Şimdi Nalçik’te yaşıyorum ve Çerkesçe’yi online öğretiyorum.

ÇG – Bir süre Türkiye’de yaşadığınızı biliyoruz. Oraya nasıl gittiniz, kaç yıl yaşadınız?

B.A. – Türkiye’ye 2017’de eşimle geldim. Eşim Tligur ailesindendir. Ankara’da doğup büyümüş, ama kökeni Pınarbaşı yakınlarındaki Lığurhable köyünden. Birkaç yıl Ankara ve Kayseri’de yaşadık. 2023’te Nalçik’e döndük ve hâlâ buradayız.

ÇG – Ankara’daki dernekte (Xase) Çerkesçe öğretme deneyiminiz nasıldı? Öğrenciler hangi yaş grubundaydı, dillerinin seviyesi neydi?

B.A. – Beni Xase’de ders vermeye 2019’da Ankara Çerkes Derneği Başkanı olan Jılokue Beslen davet etti. Benim için çok ilginç ve faydalı bir deneyimdi. Öğrencilerin yaşı 17’den 70’e kadardı. İki grup öğrencim oldu:

• Dili hiç bilmeyip sıfırdan öğrenenler,

• Dili bilen ama okuma-yazma öğrenmek isteyenler.

Xase çalışanlarını ve öğrencilerimi çok sıcak duygularla hatırlıyorum.

ÇG – Sizce Türkiye diasporasında Çerkesçenin durumu nasıl? Dil korunabiliyor mu, geleceğini nasıl görüyorsunuz?

B.A. – Daha önce de söylediğim gibi, ben Kabardey’de büyüdüm, hep Adığelerle çevriliydim. “Dil sorunu” diye bir şey fark etmedim. Herkes Çerkesçe konuşuyordu. İlk kez bu sorunla Türkiye’de karşılaştım: Akranlarımla konuşamıyordum, çünkü çoğu dili bilmiyordu. Bu beni çok üzdü ve Çerkesçe öğretmeye, dili yaymaya başlamamın sebebi oldu.

Bence Türkiye diasporasında Çerkesçenin durumu üzücü. Ama olumlu gelişmeler de var: Çocuk eğlence merkezlerinde Çerkesçe eğitim veriliyor, ders kitapları basılıyor, bazı okullarda dil öğretiliyor, çeşitli dil koruma girişimleri ortaya çıkıyor. Bunlar bana umut veriyor. Zamanla Türkiye’de Çerkesçe bilenlerin yaşı gençleşecektir.

ÇG – Türkiye’de Çerkesçeyi öğrenmek isteyenlerin en büyük motivasyonu neydi? Peki zorluklar nelerdi?

B.A. – Öğrencilerime bu soruyu sordum. Gençler genelde büyüklerini – anne-babalarını, dede-ninelerini sevindirmek istediklerini söyledi. Bazıları da diğer ülkelerdeki gençlerle (özellikle vatandan) Çerkesçe konuşmak istiyor. Biraz daha yaşlı olanlar ise dili çocuklarına aktarmak için öğrenmek istiyor.

En büyük zorluk ise dil ortamının olmamasıydı.

ÇG – Dil ve milli kimlik arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

B.A. – Dilin ulusal kimliğin önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum.  Özellikle diasporada yaşayan birçok insan için Çerkesçe bilmek, yurtdışında olsalar bile vatanlarıyla ve halklarıyla bağlarını korumak için bir yol.

Türkiye'deki Çerkeslerin benim anadilimde konuştuğumu duyduklarında yanıma geldikleri zamanları sevgiyle hatırlıyorum. Özellikle 40 yılı aşkın süredir Ankara'da yaşayan yaşlı bir adamın Kuğulu Park'ta sokakta yanımıza gelip gözyaşları içinde uzun zamandır ilk kez anadilini sokakta duyduğunu söylediğini hatırlıyorum. Bizimle konuşmayı bırakamıyordu.

Çok akılda kalıcı bir başka olay da şu: 12-13 yaşlarında bir kız yanıma gelip Türkçe sordu: "Siz Çerkes misiniz?" "Evet" dedim ve "Nasıl anladın?" diye sordum. Kız da Çerkes olduğunu ama dili bilmediğini söyledi ve konuşmamızı duyduğunda, ailesinin konuştuğu dilin bu olduğunu anladığını ekledi.

Bu anlar, köklerle ve ulusal kimlikle bağın güçlendirilmesi için dilin korunmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

ÇG – Kabardey-Balkar’da Çerkesçenin bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

B.A. Bana göre, Kabardey-Balkar'daki Çerkes dilinin durumu yavaş ama emin adımlarla Türkiye'nin yolunu izliyor. Giderek daha fazla genç anadilini konuşmuyor ve Rusça baskın hale gelmeye başlıyor. Çerkesçe konuşanlar bile giderek artan bir şekilde Rusçayla karıştırıyor ve bu da dilin saflığını olumsuz etkiliyor.

Bir yandan, Çerkesçe Kabardey-Balkar'da resmi dil olmaya devam ediyor. Ders kitapları yayınlanıyor, radyo, televizyon ve gazeteler Çerkesçe yayınlanıyor. Öte yandan, her geçen yıl daha az insan bu dilde materyal dinliyor, okuyor ve izliyor.

Yine de, sorunu zamanında fark edip dili korumak için önlemler alacağımızı umuyorum.

ÇG – Okullarda Çerkesçe nasıl öğretiliyor? Zorunlu mu? Devlet destekliyor mu?

B.A. – ben öğrenciyken, ilk dört sınıfta neredeyse tüm dersler Çerkes dilinde veriliyordu. Çerkes dilinde matematik ve doğa bilgisi ders kitaplarım bile hala duruyor. Ne yazık ki, şu anda Çerkes dilinin öğretim seviyesi önemli ölçüde düşmüştür. Şu anda tüm dersler Rusça veriliyor ve ana dil (Çerkesçe) dersleri haftada bir saate indirildi. İnternette, bazı Çerkes ebeveynlerin bu bir saati bile reddedip, Çerkesçenin “zor” veya “gereksiz” olduğunu gerekçe göstererek diğer dersleri tercih ettiklerini gördüm.

ÇG – Çocuklar anavatanlarında günlük yaşamda Çerkesçeyi ne ölçüde kullanıyor? Dilin korunmasında hangisi daha büyük rol oynuyor – aile mi yoksa okul mu?

B.A. – Gözlemlerime göre, Çerkesçe aile içinde daha sık kullanılıyor. Çocuklar genellikle birbirleriyle Rusça iletişim kurmayı tercih ediyor, bu onlar için daha kolay. Ailenin dilin korunmasında önemli bir rolü var, ancak okulun da önemli bir etkisi var. Evde günlük konuşma dilini öğrenebilirsiniz, ancak edebi Çerkesçeyi öğrenmek ve okuryazar olmak için okulda eğitim almanız gerekiyor.

Ne yazık ki, okullarda Çerkesçe derslerinin sayısı her yıl azalıyor ve bu çok hayal kırıklığı yaratıyor. Ancak iyi haber şu ki, çocuklara Çerkesçeyi profesyonel ve etkili bir şekilde öğreten özel merkezler var.

ÇG – Siz hem Türkiye’de hem de Kabardino-Balkarya’da ders vermiş birisi olarak, dil öğretiminde hangi temel farklılıkları görüyorsunuz?

B.A. – Bence dil öğretimindeki temel farklardan biri, öğretim yaklaşımıyla ilgilidir. Kabardino-Balkarya’da, Çerkesce “ana dil” kabul edildiği için bazı öğretmenler, dili zaten bilen öğrencilere uygulanan yöntemleri kullanmaya çalışıyor. Bu yanlış bir yaklaşım çünkü öğrencilerin dil seviyelerini dikkate almıyor.

Türkiye’de ise bunu daha önce fark etmişler. Orada Türk öğretmenlerin çalışmalarında iyi yöntemler gördüm. Örneğin, İlhan Aydemir’in sıfırdan Çerkesce öğrenmek isteyenler için yazdığı birkaç çok iyi ders kitabı var. Ayrıca Türkiye’deki derslerin atmosferi bana daha özgür ve rahat geldi; bu da materyali daha iyi öğrenmeye ve daha verimli bir eğitime katkı sağlıyor. Ama belki yanılıyor olabilirim — bu fark yerle değil, belki de öğretmen ve öğrencilerin kendileriyle ilgilidir.

ÇG – Oğlunuz Abrek kaç yaşında ve kaç dil biliyor? En kolay hangi dilde konuşuyor?

B.A. – Abrek 6 yaşında. İlk Çerkesçe konuşmaya başladı. Türkçeyi de anlıyordu. 3 yaşında Türkçe kreşe başladı, orada Türkçe öğrendi. Ayrıca biraz İngilizce ve Rusça da öğrendi. Nalçik’e döndüğümüzde Rusçası zayıftı ama hızla geliştirdi.

Şimdi Çerkesçe ve Rusçayı akıcı konuşuyor, Türkçesi biraz daha zayıf, İngilizceyi unuttu gibi.

ÇG – Eğer Çerkesçesi bu kadar iyi ise, nasıl başardınız?

B.A. – Oğlum doğduğundan beri onunla sadece Çerkesçe konuştum. Ayrıca Çerkesçe bilen herkesin de onunla sadece bu dilde konuşmasında ısrar ettim. Akrabalar ve tanıdıklar arasında bunu anlayışla karşılamayanlar oldu; bana, bu yüzden oğlumun Türkçesinin ve Rusçasının “kötü” olabileceğini, hayatında daha çok lazım olacak dilleri öğrenmesinin daha iyi olacağını söylüyorlardı. Ama kimseyi dinlemedim, kalbimin sesini takip ettim. Ve hiç pişman değilim.

Çerkesçe bilmek, onun diğer dilleri öğrenmesine engel olmadı. Kreşte kendini eksik ya da farklı hissetmedi. Matematik ve diğer dersleri başarılı şekilde öğrendi. Hem Türkiye’de hem Nalçik’te öğretmenleri onu hep övdü. Nalçik’te ise büyük bir zevkle tüm etkinliklere katıldı, şiirler ve şarkılar öğrendi — hem Rusça hem Çerkesçe (üstelik anadilinde bunu daha istekli yapıyordu).

ÇG – Çocuklarına Çerkesçe öğretmek isteyen genç ailelere ne tavsiye edersiniz?

B.A. - Çocuğunuzla Çerkesçe konuşun. Kendiniz konuşamıyorsanız, büyükanne ve büyükbabanıza rica edin. Mümkünse, çocuğunuzu Çerkesçe öğreten bir çocuk merkezine götürün. Bildiğim kadarıyla hem diasporada hem de anavatanımızda bu tür merkezler var.

ÇG – Dil aracılığıyla diaspora ve anavatandaki gençler arasında daha güçlü bağlar nasıl kurulabilir?

B.A. – Dil kampları (sanırım “Çerkesya Gençliği” tam da bununla uğraşıyor), ortak dersler (uzun zamandır gerçekleştirmek istiyorum, umarım yakın gelecekte başarabilirim), farklı faaliyet alanlarında ortak projeler – kültür, müzik, sanat, bilim...

ÇG – Her iki ortamda da yaşamış ve çalışmış biri olarak, Türkiye'deki ve anavatanınızdaki dil politikasının eksikliklerini neler olarak görüyorsunuz? Neler geliştirilebilir?

B.A. – Türkiye'deki dil politikalarına pek aşina değilim, bu yüzden bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Bence anavatanımda anayasanın bize sağladığı hakları yeterince kullanmıyoruz. Her ne kadar belki de durumu idealleştiriyor ve gerçek durumu göremiyor olsam da.

ÇG - Bugün gençlerin Çerkes diline karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gelecek için umut var mı?

B.A. - Çok iyi gençlerimiz var. Yeni nesil bizden önemli ölçüde farklı ve daha iyiye doğru gidiyor. Tüm umutlar onlarda. Kültüre, dile ve tarihe ilgi duymalarından çok memnunum. Çok genç yaşta bile kültürümüze katkıda bulunan ve bu sayede diğer gençleri de dahil edip onlara ilham veren harika genç sanatçılar, dansçılar ve müzisyenler var. Ayrıca dili öğrenme arzularından ve bu konudaki bilinçli tutumlarından da memnunum.

ÇG – Çerkes dilinin farklı lehçelerini konuşanların iletişimde zorluk çektiğini düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse, bu nasıl çözülebilir?

B.A. – Sanmıyorum, ancak internette bu tür görüşlere sık sık rastlıyorum. Bence bunun nedeni, insanların kendi lehçelerini iyi bilmemeleri. Bir Çerkes ana lehçesini ne kadar iyi bilir ve ne kadar çok kelime bilgisine sahip olursa, diğer Çerkes lehçelerini anlaması o kadar kolay olur. Türkiye'deki yaşlı neslin Çerkes dilinin farklı lehçeleriyle nasıl iletişim kurduğuna ve birbirlerini nasıl mükemmel bir şekilde anladığına defalarca tanık oldum.

ÇG – Son olarak, Türkiye'deki genç Çerkeslere, özellikle de anadillerini öğrenmek isteyenlere ne söylemek istersiniz?

B.A. – Türkiye'deki genç Çerkeslere, anadillerini korumanın ve geliştirmenin çok önemli olduğunu söylemek istiyorum. Kendinize inanın, durmayın, çünkü siz Çerkes dilinin ve kültürünün geleceğisiniz. Ve unutmayın ki, dili korumak için attığınız her adım, geleneklerimizin yaşamasını ve yeni nesillere ilham vermesini sağlamaya yönelik bir adımdır.

ÇG – Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

B.A. – Фэри Тхьэм фигъэпсэу! Тхьэм фригъэфIакIуэ!

(“Ben de çok teşekkür ederim! Allah işinizi kolay kılsın!”)

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks