
SON ÇERKES ŞÖVALYESİ
Bir Pazar günü tanışmıştık. Ben o zamanlar on yaşlarında bir çocuk, o ise ellili yaşlarında idi. Sonra Allah nasip etti, onun çırağı olma şerefine nail oldum. Bugün belki de bu hayattaki en büyük onurum, onun çırağı olmaktır.
Yedi sene boyunca belki de her gün beraberdik. İlk zamanlar çayı demler, yerleri süpürür, etrafı toplardım. Sonraları kendimi onunla beraber deri tabaklarken, demir döverken, gümüş işlerken buldum.
Çerkes kayışı nedir bilir misiniz? Hangi hayvanın derisi nasıl yüzülür, nasıl kurutulur, nasıl tabaklanır? Kuprawuz ile nasıl boyanır da kemer yapılır? Kuprawuz nedir bilir misiniz? Şödan nasıl yapılır? Çerkes dikişi, şödan ile nasıl dikilir? Neden gevşemez? O kayışlar nasıl Avrasya bozkırlarında aylarca süren seferlere dayanır? Mıstha’dan yapılan eyerler nasıl o kadar hafif ve o kadar sağlamdır?
Peki ya o efsanevi Çerkes kamaları, Çerkes kılıçları...
Hangi çelikten nasıl dövülür? “Şıble şır” nedir bilir misiniz? Nerelerden elde edilir? Hangi hayvanın idrarında nasıl su verilir? Nasıl olur da seşxo o kadar hafif, o kadar keskin ve o kadar dayanıklıdır?
Hiç seşxo kullandınız mı? Kından nasıl çekilir? Düşmana nasıl vurulur? Bilir misiniz?
Geldik gümüş işlemeciliğine...
Savat nedir bilir misiniz? Peki ya o koyu parlament mavisi, insanın bakmaya doyamadığı Çerkes savatını yaptınız mı hiç? Txhomzaşxo’yu nasıl yaktırmak lazım ki o renk olsun, bilir misiniz?
Çerkes kalemi gördünüz mü hiç? Ucunu nasıl bilemek lazım, nasıl kullanmak lazım ki, gümüşle buluşunca size bir rönesans tablosu oluştursun? T’ırgun nedir? Çıbegu nedir? Xewutın nedir? Bilir misiniz?
Pek tabi ki bilmezsiniz...
Pek tabi ki ben de bilmezdim, onu tanımasaydım.
Çerkesler dünyanın en eski halklarından biri olmalarına rağmen diğer imparatorluk bakiyeleri gibi saraylar, kaleler, hanlar, hamamlar, köprüler yapmamışlardır. Ama övünecekleri o kadar çok şey vardır ki:
Mesela Çerkes kılıcı, Şaşka. Dünyanın en harika hafif süvari silahıdır. Rus Çarlarından, Mustafa Kemal’e kadar tüm devlet başkanları dahi gururla bu silahı benimsemiş ve gururla taşımışlardır.
Çerkes eyeri dünyanın en başarılı harp eyeridir. Amerikan ordusu dahi Kırım harbi sırasında bu eyeri görmüş, kopyalamış, ihtiyacına göre Western eyerine evirmiştir.
Çerkes gümüş işlemeciliği Petersburg’dan İran’a kadar bütün Avrasya’da yüzyıllarca modanın ve zevkin standardını belirlemiş, Çarların ve diğer hükümdarların en nadide koleksiyonlarını oluşturmuştur.
21. yüzyıl itibarıyla, bu kadim sanatları hala icra edebilen, o gelenekten gelen, o zincirin son ve tek kalan halkası oydu.
Ve dolayısıyla Çerkes halkının övünmesi gereken en nadide kişi de oydu.
Ve şanlı tarihimiz...
Binlerce ciltten oluşan bir Çerkes tarih ansiklopedisiydi o. Çalışırken bir dakika geçmezdi ki tarihi bir vakıayı anlatmasın. Asla yazılmamış, sadece çok eski şarkılarda izlerine rastlanabilecek binlerce menkıbe...
Mistislavın Ridadeye sapladığı antik süikast silahı neydi? Neden aslında bu silahı düellolarda kullanmak onursuzluk sayılırdı?
Ünlü kahraman Hırtsıj Ale, Rus Generali Zass’ın kızını nasıl kaçırdı? General Zass’ın hangi sorusu üzerine altta kalmayarak kendi küçük parmağını kesip ona fırlattı?
Hatohşokue Muhammed Aşe, Şetkale ovasında Rus ordusuyla çarpışırken etrafında kaç kişi vardı?
Beslanoko Aslanceriyi kimler nerede, nasıl, niye öldürdü?
Çanakkale’de bütün bölüğü yok olurken, Tletseriko Mahir Bey nasıl top bombardıman ateşinden tek başına sağ kurtuldu? Bunu sağlayan Çerkes savaş taktiği neydi?
Plevne'de savaşan Çerkes süvariler, Anzavur Ahmet, Ethem Bey, Düzce isyanı, detaylar detaylar...
Ve Adiğe Xabze...
Adige Xabze’yi Türkçe’ye tercüme etmek için en doğru tanımlama, “Çerkes Şövalye Töresi” olsa gerek. Eğer sizler de benim gibi onu tanıma şansına sahip olduysanız, bu tanımlamada bana hak vereceğinizi ümit ediyorum.
Her hareketinden, her kelimesinden asalet akan, yüzlerce yıl öncesinden günümüze intikal etmiş bir Çerkes Şövalyesi idi o.
Aurasından ve enerjisinden öyle bir etkilenirdiniz ki, siz de ona kapılıp, sözle size bir şey anlatmasına gerek olmadan, o töreye teslim olurdunuz.
Ankara-Göksun arası 10 saatlik otobüs yolculuğunda dahi, koltukta arkasına yaslanmadan, en ufak bir yayılma emaresi göstermeden, atın üzerinde eyerde dimdik duran bir süvari gibi yolculuğu tamamladığına bizzat şahit olmuşumdur. Böyle bir insanın karşısında nasıl gevşek durabilirsiniz ki?
Xabze’ye son derece değer vermesine ve asla taviz vermemesine rağmen; biz gençlerde gördüğü yanlışları asla kalp kırarak düzeltmez, her zaman ya bir kıssa anlatır, ya bir latife yahut nükte ile, doğruyu bizim kendimizin bulmamıza imkan verirdi.
Öyle ki, tüm ciddiyetine ve sert dimdik duruşuna rağmen, birlikte geçirdiğimiz uzun yıllar boyunca ben daha bir insanın kalbini kırdığına şahit olmamışımdır.
O, bütün ömrünü, sağlığını, ailesinin ve kendisinin tüm mal varlığını Çerkesliğe adamış, hayatı boyunca hiç bir şahsi ve maddi çıkar gözetmeden, ve dahi elindekileri tüketmek pahasına, milleti için çalışmış çabalamış bir insandı.
O son Çerkes Şövalyesi Netabje Cankat Devrim’di. Ustamdı, hocamdı...
Son görüşmemizde sağlığı son derece kötüleşmiş, bedeni ruhunun ağırlığını artık kaldıramaz olmuştu. Güçlükle nefes alıyordu ve hareket edemiyordu. Ama ben yaklaşıp Çerkesçe konuşmaya başlayınca, bizlere öğrettiği gibi “Tızepeş (hazırız) hocam” dediğimde, gözlerini uyuyan bir kartal gibi açmış ve bana bakarak belki de son öğüdünü gözleriyle anlatmıştı.
Yine bir Pazar günü onunla vedalaştık. O, şimdi kendi asaletiyle denk atalarımızın; Hırtsıj Ale’nin, Muhammed Aşe’nin, Alceriyiko Kuşuk’ın yanında at sürüyor. Biz kalanlar için ise bir devir kapandı, bir tarih ebediyete intikal etti.
Allah cennet mekan eylesin. Allah unutturacak acı vermesin.
Çetaw Çağlan Erpek
6.04.2026 Eskişehir





