KAFFED'DE CİLALI TAŞ DEVRİ!

#27 Ekleme Tarihi 01/10/2015 11:28:30

12 Ocak 2010 Salı Saat 04:03

Abhazların kendi örgütlülüklerini yaratma kararı almalarından sonra başlayan tartışmalar devam ediyor. Aslında teorik olarak söylenmesi gerekenlerin çoğu söylendi gibi ve anlamak isteyen anlamıştır! Ancak birileri Abhazların örgütlenmelerini engellemek için “kirli siyaset” yapmaya başladılar. Dedikodular yayıyorlar. Yanlış imalarda bulunuyorlar. Kişileri hedef almaya, karalamaya ve çok imzalı bildirilerle veya “istifa mektupları” ile kamuoyunu maniple etmeye çalışıyorlar. Şimdi de birkaç dernek, yarın Abhazya Abhaz Federasyonu'nun kurulmasını gerekli ve olumlu gördüğünü açıklarsa ne olacak diye düşünmeden, “kurulacak Abhaz Federasyonu ile hiçbir ilişki kurmama” kararı almışlar. Yani “siyaset yasağı” koymaya ve kimi bölgelerde “Abhazya bizi istemiyor, dönüşü desteklemiyor” tarzı dedikodular yayarak tepkileri Abhaz Devleti'ne yönlendirmeye; belki de “Muz Cumhuriyeti” veya “Kabile Devleti” olarak gördükleri Abhaz Devleti'ni akıllarınca baskı altına almaya çalışıyorlar.

“Girişim” Çerkeslerin taleplerini kamuoyuna duyuralım dediğinde, anavatanda vatandaşlık alma kampanyası başladığında bir tek toplantı veya gece dahi düzenlememişlerdi, bugün toplantı üzerine toplantı düzenliyor, hatta Abhazyalara kadar gitme kararları alıyor, “ne pahasına olursa olsun” Abhazların kendi örgütlenmelerini yaratmalarını engellemek istiyorlar. Çünkü eğer Abhazlar da Kafkas Dernekleri Federasyonu’ndan (Kaf-Fed) ayrılırlarsa Kaf-Fed’in ve hatta sadece Kaf-Fed’in değil, “Kaf’larla, Kef’lerle” örgütlenmiş olan bütün kurumlarımızın varlık nedenleri ortadan kalkacaktır.  Bütün sıkıntının ve böyle telaşla her tarafa koşturmalarının birinci nedeni budur ve düne kadar birbirini yiyen, birbirlerine “hain”, “ajan”, “işbirlikçi” diyerek saldıran, birlikte aynı masada bile oturamayan, sürgün ve soykırım anmaları dahil tek bir etkinlikte bile yan yana gelemeyen çevrelerin bugün hep bir ağızdan Abhazların ulusal örgütlenmelerini yaratmalarına karşı çıkmalarının, hummalı bir propaganda savaşına girmelerinin nedeni de budur.   

Artık son kozlarını oynuyorlar ama bunlardan da bir sonuç alamayacaklardır! Çünkü tarihin tekerleğini geriye döndüremez, cumhuriyetlerimizin “Sovyetler Birliği’nin Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri” olduğu dönemi geri getiremezsiniz. Sovyetler Birliği’nin varlığı durumunda Kuzey Kafkasya’da ekonomik ve siyasi bir istikrar vardı. Cumhuriyetlerimiz aynı ülkenin ve sistemin birimleriydiler. Şu veya bu biçimde ortak bir gelecek ülküsüne sahiptiler. Bu durum sürgün sonrası diasporadaki siyasi şekillenmeye de uyuyordu. Sovyetler Birliği yıkıldıktan ve özellikle de Abhazya-Gürcistan ve Çeçenistan-RF savaşları sonrası Kuzey Kafkasya’daki siyasi ve psikolojik harita ve dengeler değişti ama hepsinden önemlisi de Kuzey Kafkasya halklarının çıkarları örtüşmez oldu, aralarındaki mesafe açıldı, yani “araya hayat girdi”.

Tüm bunlar geç de olsa diasporaya da yansıyacaktı ve yansıdı. Çünkü diaspora ile anavatan arasındaki iletişim arttı. Öncü Dönüşçüler sayesinde bağlar kuruldu. Artık anavatandan yapılan her haber diğerlerinden daha çok ilgi görüyor ve okunuyor. Hatta ben önümüzdeki yıllarda anavatanda gündeme gelebilecek siyasi örgütlenmelerin birebir diasporaya da yansıyabileceğini, buna hazırlıklı olmamız gerektiğini düşünüyorum.  Bu aşamada dahi, anavatanla şu veya bu biçimde ilişki kuran; kimi haberleri izleyen herkes içerisine düştüğümüz çelişkiyi görüyor ve kendisinin de kafası karışıyordur. Bir yandan Adige Xase, “Adige Ulusu”, Çerkes Cumhuriyetleri, Çerkesya veya diğer cumhuriyetlerden gelen “Abhaz Ulusu”, Abhazya, Osetya, Çecenya haberleri ama diğer yandan diasporadaki Kafkas halkları, Kuzey Kafkasyalılar söylemi... Bir tarafta hiçbir gelecek öngörüsü olmayan nostaljik “ortak kültür, ortak tarih” söylemleri ama diğer taraftan somut adımlarla şekillenen bir siyasi harita ve gelecek. Nostaljinin kazanacağını düşünenler yanılıyorlar: Çünkü uluslaşmanın motoru geçmişte değil gelecekte birliktir ve toplumların özü inançlarında değil, istemlerinde ve özlemlerinde yatar. Yoksa bugün hepimizin albümlerinde hala kendilerine “Sindler” veya “Meotlar” diyen atalarımızın fotoğrafları olurdu! 

Son günlerde düştüğümüz şu komik durumlara bakın. Mesela Avrupa’da Çerkes günü düzenleyen arkadaşlar muhatap oldukları parlamenterlere “Biz Çerkes'iz, yani tüm Kuzey Kafkasya halklarıyız” diyorlar. Halbuki bu parlamenterler belki de birkaç gün önce Çecenlerin, Osetlerin veya Abhazların temsilcileriyle çok farklı platformlarda görüşmüşler. Yine “en bol anlamında” Çerkes olarak kabul ettiğimiz Çeçenler Türk-Çeçen Dostluk gecesi düzenliyorlar, ama kurumlarımızı muhatap bile almadan; hiçbir şey sormadan.

Yaşadıkları ülkelere entegre; yani asimile olmamış bütün Kuzey Kafkasyalılar anavatanları ile diasporaları arasında ortaya çıkan bu çelişkiyi mutlaka çözmek; kendilerini anavatanlarının istemlerine, ihtiyaçlarına ve gelecek öngörülerine göre yeniden gözden geçirmek, yeniden örgütlenmek zorundalar.  Abhazlar şimdi bu adımı atmaya çalışıyorlar. Bağımsız bir devletleri, yani Abhazyaları var. Uluslaşmaya başladılar. Bundan sonra artık her şeyleriyle ulusal kimliklerini ve kurumlarını yaşatmaya çalışmalılar. Hiçbir tereddüde düşmeden; hiçbir kardeş, dost veya yoldaş için uluslaşmalarını ve bağımsızlıklarını riske atmadan ve hiç kimseyi beklemeden. 

Şimdiye kadar en zor zamanlarda bile verdikleri doğru kararlarla, gösterdikleri kahramanlıklarla bundan sonra da en doğru kararları alabileceklerini; buna yetecek birikime, güce ve yüreğe sahip olduklarını gösterdiler. Eksiklerini veya yanlışlarını görmeleri için bizim yardımımıza ihtiyaçları yok. Onlar kendilerine güveniyorlar, biz Çerkesler (Adigeler) de onlara güvenmeliyiz. “Biz Abhazların örgütlenmesine karşı değiliz ama bugün bunu örgütlemeye çalışanlara karşıyız” veya “yapılan iş doğru, yapanlar yanlış” gibi söylemler aldatmacadır. Öncelikle fırtınayı bertaraf etmek istiyorlar. Sonra ne yapmak istediklerini ise son yayınladıkları bildiride görmek mümkün: Hala “Türkiye'nin tamamına yayılmış 57 üye derneği ile 6 milyonluk Çerkes toplumunun en büyük sivil toplum kuruluşu olan Kaf-Fed” veya “Toplumsal birliktelik için en doğru adres, Türkiye'deki Çerkes diasporasının tüm kesimlerini kapsayan ve demokratik işleyişi kurumsallaştırmış olan Kafkas Dernekleri Federasyonu’dur” diyorlar mesela. Bu şu demektir: Türkiye’de Abhazlardan, Adigelerden, Çeçenlerden, Osetlerden oluşan bir Kuzey Kafkasya diasporası var. Biz de bu diasporanın en büyük sivil kuruluşuyuz, yani temsilcisiyiz. Ne değisti? Hiçbir şey!

Ancak asıl tartışılan zaten “Kimdir bu Çerkesler? Kuzey Kafkasyalılar mı, Adige-Abhazlar mı, Adige-Abhaz-Osetler mi, yoksa Kafkas kültür havzasının halkları mı”, değil mi? Abhazların asıl tartıştıkları “kimlik” ve “bu kimliğin temsili” değil mi? Öyleyse bu açıklamada Kaf-Fed’in hiçbir şeyi değiştirmeye niyetinin olmadığı açık değil mi?

Sonra, “Yönetim Kurulu'muz Abhazya ve Güney Osetya’nın, Türkiye’deki faaliyetlerini temsilcilikler vasıtasıyla takip etmesinin, günümüz koşullarında artık zorunluluk olduğunu düşünmektedir” diyorlar.  Bu temsilciler zaten vardı ama herhalde Kaf-Fed onların temsilci olduklarının daha yeni farkına vardı. Hemen arkasından da “Başkent Ankara yabancı ülke, elçilik, misyon ve temsilciliklerinin bulunması ve Türkiye siyaseti ile bürokrasinin merkezi olması sebebiyle, bu temsilcilikler için en uygun şehirdir” diyerek yine temsilciliğin nerede olması gerektiğine karar vermek, yani “en yetkili temsilci” olmak istiyorlar. Bunlar Kaf-Fed’in ruh halinin dışavurumlarıdır. Bugün temsilciliğin nerede olmasına, yarın da kimin temsilci olması gerektiğine karar vermek isteyeceklerdir. Çünkü temsilciliğin nerede olması gerektiğini söyleyen, yarın kimin temsilci olması gerektiğini de söyler. Eğer bir Abhaz devleti ve Abhaz diasporası varsa, kimin temsilci olacağına ve bu temsilciliğin nerede olacağına da Abhaz devleti ve Abhaz diasporası karar vermelidir. Doğru olan bu konuda hiçbir şey söylememek, tercihi Abhazlara bırakmak ve Abhazların tercihine saygı duyup buna uygun düzenlemeler yapmaktır. Yalnız başına bu söylem bile Kaf-Fed’in Abhaz halkını ve ihtiyaçlarını anlamadığını gösteriyor. Nereden biliyorsunuz Ankara’da bir temsilcilik açmanın daha doğru olduğunu? Nereden biliyorsunuz Abhazya temsilcisinin önceliğinin “yabancı ülke, elçilik, misyon ve temsilcilikleri”ne yakın olmak olduğunu? Önce halkına daha yakın olmak istemiş olamaz mı?

Abhaz devletini herhangi bir devlet, sahip olması gereken temsilciliği de böyle herhangi bir devletin konsolosluğu veya temsilcisi ile karşılaştırıyorlar. Halbuki diasporası Abhaz Devleti için, herhangi bir devletin yurtdışında yaşayan vatandaşları gibi olabilir mi? Kendi özgünlükleri nedeniyle Abhazya Devleti ile diasporası birlikte çalışmak zorunda değiller mi? Abhaz diasporasının tepeden tırnağa Abhaz Devleti'nin ihtiyaçlarına göre eğitilmesi, örgütlenmesi gerekmez mi? Hayati kararların alınması işi demokrasicilik oynamak isteyenlerin, derneklerimizi kahvehaneye çevirmiş olanların veya kurumlarımıza düğün dernek sevdasıyla gelenlerin inisiyatifine bırakılabilir mi? 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında yapılan katliamlara sahip çıkan bir partinin sözcülerini veya temsilcilerini köy köy gezdiren, törenlerle kalpaklar hediye eden veya Abhazya’nın düşmanı Gürcistan’ı silahlandıran ve hatta hala bu devletin “toprak bütünlüğünü” savunan AKP ile kol kola girmiş bir kurumumuza Abhazların güven duymaması bu kadar garip mi? “(...) toplumların yararına olacağına inanılan her proje, en geniş katılımlı ortamlarda ortak akıl yoluyla şekillendirilmelidir” diyorlar. Allah aşkına hangi kararları şimdiye kadar “ortak akıl” yoluyla şekillendirdiniz? Gerçek şu ki; korkuyorsunuz, diaspora ve Çerkes ulusal mücadelesi üzerindeki kontrolü yitirecek olmaktan korkuyorsunuz. Eğri oturup doğru konuşalım: Kaf-Fed ve daha öncesinde Kaf-Der, Kaf- Kur. Bunlar ne demokrasiyi temel aldılar ne de Demokratik Kitle Örgütleri olarak kuruldular. Ki, bugün Sivil Toplum Kuruluşu (STK) gibi ne anlama geldiğini veya ne işe yaradığını kimsenin doğru dürüst bilmediği bir kavramı tercih etmelerinin nedeni bu gerçekliği kendilerinin de biliyor olmalarıdır. O “sırlarla dolu” yıllarda (80’lerin sonu ile 90’ların başı) kimse “bize bir demokratik kitle örgütü” gerekir dememişti. “Çerkeslerin büyük, güçlü ve merkezi örgütlenmesini yaratmak gerekir” diyorlardı. Federasyonun bu yılları anlatan yazılarını okuyun, neredeyse her sayfada “merkezi örgütlenme” sözcükleri geçer. Sanki her tarafta ayağa kalkmış, eylem üstüne eylem yapan bir kitle ve örgütlenmeler vardı da bunları tek bir çatı altında toplamak, güçleri birleştirmek gerekiyordu. Böyle bir durum yoktu ve 90’larda yaşananlar her yerde olduğu gibi bizde de bir “hakimiyet” ve “ele geçirme” savaşıydı. Örgütlerimiz ve Kaf-Fed işte bu perspektifle: hakim olma ve bir daha “kaybetmeme” anlayışıyla kuruldular. Şöyle bir hatırlamaya çalışalım... 1980’li yılların sonunda dünya “altüst” olmuş, Sosyalist Blok ve Sovyetler Birliği yıkılmıştı. Bunların yerine milliyetçiliğin yükseleceği ve yeni devletlerin kurulacağı belliydi. Çünkü eski sosyalist ülkelerin kapitalist pazara eklemlenmeleri gerekiyordu ama mümkün olduğunca küçük ve zayıf “birimler” olarak. Böylece bu “birimleri” denetim altına alabilmek ve uzun vadede ortaya çıkabilecek sorunları daha baştan bertaraf edebilmek mümkün olacaktı. Herkes bu öngörüye uygun pozisyon aldı. “Yıkmak” isteyenler de “kurmak” isteyenler de yükselen veya kışkırtılan milliyetçiliği kullandı. Kimileri buna direnmeye çalıştıysalar da başarılı olamadılar. Yeni devletler ve ittifaklar kuruldu. Her şeyi bir iki “büyük güç”ün planı ve diğerlerini de onların ajanları-kuklaları gibi görmek veya sosyalizmin henüz tasfiye edemediği ve yanlış uygulamaları nedeniyle gittikçe zenginleşen ve palazlanan bir “sınıfın” iktidarı ele geçirmesi diye açıklamak işin kolayına kaçmaktır. Kimilerimiz pek duymak istemeseler de eski sosyalist ülkelerde “ulusal sorun” çözülememişti ve olası bir milliyetçiliğin nesnel zemini vardı. Ortaya çıkan bölünmelerde veya ayrılmalarda işte bu üçlünün: tetikleyenlerin, palazlananların ve ulusal talepleri olanların çıkarları örtüştü. Dünyanın her santimetrekaresi üzerine planlar yapıldı, çatışmalar yaşandı. Yeni ittifaklar ve dengeler kuruldu. Paylaşılan topraklar üzerinde yaşayan halklar kazanılmaya veya kontrol altında tutulmaya çalışıldı. Bu gözü dönmüş paylaşım savaşı hiçbir yasa veya hukuk tanımadı. Zaman zaman kendi kendileriyle çelişkiye düşme pahasına çıkarlarını dayattılar. Aynı güçlerin kimi yerde “kendi kaderini tayin hakkı”nı savunurken bir başka yerde “sınırların değişmezliği” ilkesine sarılma tutarsızlığına düşmeleri bu dizginsiz çıkar çatışması nedeniyledir. Çerkes halkının bu süreçten etkilenmemesi ve birilerinin Çerkes halkını görmezlikten gelmeleri mümkün değildi. İki süreç iç içe gelişti: Çerkes halkının ulusal mücadelesini yükseltmek isteyen vatanseverlerle; Çerkes halkını kendi çıkarları ile bütünleştirmek veya ona kendi çıkarlarını empoze etmek isteyenlerin çabaları. Bu öylesine iç içe geçmiş bir süreçti ki, çoğu zaman kimin eli kimin cebinde veya kim hangi rolü oynuyor bilmek mümkün olmadı...

Kaf-Fed’in, Konsey’in, sunun veya bunun ulusal veya demokratik bir hak veya özgürlük talebiyle yaptıkları bir eylem yoktur. Çünkü “içerisinde yaşadığımız ülkelerin yönetimleriyle çatışmamalı veya verdikleriyle yetinmeli”,“dilimizi kültürümüzü kendi çabalarımızla yaşatmaya çalışmalı” veya “siyasete bulaşmamalı”yız dediler hep. Onun için de demokrasiye, demokratik hak ve özgürlüklere, demokratik açılıma  ve demokratik bir örgütlenmeye ihtiyaçları olmadı. Aleyhimize olan gelişmelere karşı bile en azından sessiz kalmalarının, dört mevsimde  sokaklarda ıslanmadan dolaşabilmelerinin sırrı (!) budur. En hayati sorunlarımızda bile ciddi bir çalışma yapmadılar. Anavatana dönüş işini yıllarca rafa kaldırdılar. Fırsatları harcadılar. Kaf-Fed, Konsey, şu veya bu...

Bunlar Türkiye’nin veya dünyanın yeniden şekillenmesinde aktif rol oynayan güçlerin izin verdiği kadar “ulusal mücadele” veren; bu nedenle iktidar odaklarına yakın olmayı, iktidarın olanaklarından yararlanmayı halkımız için en doğru tercih olarak gören Kuzey Kafkasyalıların örgütleridirler. Süreci iyi okudular, ellerini çabuk tutup fırsatları iyi kullandılar ve köşe başlarını tuttular. Örgütlerimiz içerisinde bu çizginin değişmesine neden olmayacak kadar “demokrasi”ye izin veriyorlar/vereceklerdir. (Hatırlayın, daha dün Kayseri’de, İstanbul’da ve Ankara’da gençlik komisyonlarını gözlerini kırpmadan tasfiye etmişlerdi.)

Bu “merkezi örgütler”in asli görevleri Çerkes Ulusal Mücadelesi'ni geliştirmekten ziyade “kontrol altına almak” veya “yönlendirmek”dir.  Şimdi ayaklarının altındaki bu toprak kayıyor, bütün telaşlarının nedeni budur.

Uzatmayayım... Son günlerde Kaf-Fed’in gündemdeki sorunları görüştüklerini duyuyorduk. Sevinmiştik. Yeni şeyler söyleyebilirler diye bekledik. Ancak kamuoyuna yaptıkları bu açıklamayı okuyunca değişmeye de değiştirmeye de niyetlerinin olmadığını; eskiden söylediklerini biraz parlatıp, cilalayıp yine olduğu gibi savunduklarını gördük. Halbuki yıllardır önümüzü tıkayan, asıl aşılması gereken bu sorun çözülmeden ne diasporada taşlar yerli yerine oturabilir, ne de diaspora ile anavatan arasında sağlıklı ilişkiler kurulabilir.

Görülmesi gereken şudur: “Kafkasya” veya “Kuzey Kafkasya” diyerek başlayan ve bu coğrafyanın halkları adına politika (eğer yaptıklarına politika denebilecekse!) yapanların bu cumhuriyetleri ve halkları temsil nedenleri artık ortadan kalkmıştır. Yani uzun zamandır yekpare bir Kuzey Kafkasya diasporası yoktur. Çünkü artık “yekpare” bir Kuzey Kafkasya yoktur.  Bu derneklerimiz, vakıflarımız veya kurumlarımız kendilerine başka misyonlar bulmak ve temsilcilik misyonunu yerine getirmek için ortaya çıkanlara engel olmamak, yollarına taş koymamak zorundalar.  Bugün diasporada yaşayan Kuzey Kafkasya halklarının en önemli görevi “uluslaşma” perspektifi ile ve anavatanlarının ihtiyaçlarına göre yeniden örgütlenmektir. Kuzey Kafkasyalılığın harcı olarak anlatılan kültürel ortaklıklar veya “ortak tarih” birlikte bir gelecek örgütleyebilmek için yeterli değildi, yetmedi. Biz tek yumurta ikizleri veya yedizleri olsak bile bugün artık kendi yolumuzda yürümek zorundayız. 

Şimdiye kadar yeterince oyalandık. ''Şunları bunları yapmanın önünde engel mi var? Gelin Kaf-Fed’e ne istiyorsanız yapın“ diyenler bilmiyorlar mı elma ağacında armut yetişmeyeceğini? Halkoyunları ekibinde yurtsever olunmayacağını? Olmak gerekmediğini veya İnsan Hakları Derneği'nde devrimci?

Çerkes ulusal bilinci geliştirilmeden, Çerkeslere yurtseverlik bilinci verilmeden ve bütün çalışmalarımızın merkezine Çerkesya ve ihtiyaçları konulmadan ulusal sorunumuzu çözmek için ortaya atılan çözüm önerilerinin hiçbirinin kıymet-i harbiyesi yoktur. Ulus bilinci olmayan ne anavatan döner, ne de çocuğuna anadilini öğretir.  Kaf-Fed bunu yapmadığı için, Abhazların da yapmasını istemiyor ama çabaları boşuna: Abhazya Devleti varsa ve varolacaksa, Abhazların da ulusal örgütlenmeleri olacaktır. Bugünkü çabaları engelleseniz bile yarın başkaları çıkar!

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks