SURİYE, 21 MAYIS, BİRLİK... VE BİZ!

#219 Ekleme Tarihi 14/10/2015 11:53:28
07 Nisan 2012 Cumartesi Saat 22:56   Suriye bir yıldır dünyanın, uzun zamandır da bizlerin gündeminde. Büyük güçler ve Suriye’ye komşu ülkeler Suriye’de kendileriyle uyumlu çalışacak bir rejim istiyorlar. “Batı”, Türkiye ve kimi körfez ülkeleri Esad ile bunun mümkün olmadığını düşünüyor, bu nedenle Esad’ın gitmesini istiyorlar. RF, Çin ve İran eksenindeki güçler ise Esad’ın yerine neyin geleceğini ve gelecek olanın kendi çıkarlarını da gözetip gözetmeyeceğini bilmedikleri için, şimdiye kadar “uyumlu çalıştıkları” Esad’a, destek vermeye devam ediyorlar. Yani Suriye’de ne olup bittiği, ne kadar insanın öldüğü, insan hakları, özgürlükler, rejim vs aslında kimsenin umurunda değil. Herkes kendi çıkarlarını korumaya çalışıyor. Suriye, “Batı”nın doğuya yürüyüşünde sadece bir durak. Ardından sıra bugün Suriye’ye ve Esad’a destek verenlere gelecek. Orta Doğu ve Hazar bölgesi denetim altına alındıktan sonra sıra Asya-pasifik eksenine  gelecek. Yeni yeni devletler ve ittifaklar kurulacak. Belki de birkaç devletin dahil olacağı bir savaş çıkacak. ABD’nin geçen hafta Avusturalya’ya asker göndermeye başlamış olması bu yönde atılmış bir adımdır... Çin şokta! Belki de ABD’nin bu kadar açık oynayacağını düşünmemişti. “Pasifik, iki ülkeye de yeter. ABD’nin bölgedeki çıkarlarına elbetteki saygılıyız” diyerek havayı yumuşatmaya çalışıyor. Ama bu sene silahlanmaya 100 milyar dolar ayırmasının; küresel çıkarlarını silahla korumaya çalışacağını ilan etmek anlamına geldiğini kendisi de biliyor. Ve “Batı”nın bunu eli kolu bağlı oturup seyretmeyeceğini... Hindistan ABD’nin eksenine girdi. Tarihsel düşmanı Pakistan’ın kolunun kanadının kırılması ile zevkten dört köşe olmuştur. BRICS ülkelerinden biri olması kimseyi yanıltmamalı. Hindistan’ın BRICS üyeliği, ABD’ye karşı bir konumlanma değil; “Truva Atı” gibi içinde olmaya çalışmak anlamına geliyor... Yalnız Hindistan değil; Vietnam bile ABD ile yakın ekonomik-askeri ilişkiler kurmuş durumda. Hatta artık Güney Kore ve Japonya’dan sonra ABD’nin en güvenilir ortaklarından biri. RF, çaresiz... Çin’in büyümesini ve bölgede etkisinin artmasını istemiyor; ama “Batı”nın niyetini ve birgün sıranın kendisine geleceğini de biliyor. Putin’in birkaç kez, Moskova Paktı dağılırken, Nato’nun doğuya doğru genişlememe sözü verdiğini; ama sözünü tutmadığını hatırlatması... füze kalkanının kime karşı olduğunun açık açık ilan edilmesi gerektiğini ve RF’nin de bu kalkanın parçası olmak istediğini söylemesi bu nedenle olsa gerek. Yani, “bize karışmayacağınıza dair sağlam sözler verin”diyor. Ama kendini korumak için çareler aramaya da devam ediyor. Bu gelişmeler benim için şaşırtıcı değil. Kapitalizm devamlı büyümek zorunda. Büyüyemezse yıkılır. Yıkılmamak için de yıkar, yeniden inşa eder. Savaşların nedeni de budur. Karşısına çıkan güçler ya teslim olup, pazarlarını açmak zorundalar, ya da yıkılıp yağmalanmak. Ortası yok! Suriye direniyor... Bu direnişi ona anti emperyalist bir görüntü veya misyan veriyor. Halbuki emperyalizme entegre olmamış, ama dünyanın en gerici, en baskıcı devletlerinden biri. Milyonlarca Kürt’ün “vatandaş”lık hakları bile yok, düşünün artık. Tek “hoş” görünen yanı, bizim şövenist “ulusal solcular”ı da mest eden, “ABD’ye kafa tutar” tavrı!   Ama önünde sonunda yıkılacak. İçeriden olmazsa, dışarıdan... Bizler, Çerkeslerin bu yıkıntıların altında kalmasını istemedik. Bu nedenle, genel olarak “savaşa hayır” şiarını yükseltirken; Suriye’de ne Esad’ın ne de Esad’a karşı olan güçlerin Çerkeslere demokrasi ve özgürlük vaadetmediklerini, Çerkeslerin savaşa taraf olmaması gerektiğini ve en doğrusunun “anavatanımız Çerkesya’ya dönmek” olduğunu anlattık. Doğrusu da budur! Çerkesler artık herşeyleri ile anavatanlarına yönelmeli, vatanlarını inşa etmeye yoğunlaşmalı ve yaşadıkları ülkelerde “kraldan çok kralcılık yapma huyu”ndan vazgeçmeliler. Dünyada bir savaş tehlikesi başgösterdiği için de “savaşa hayır” sloganını yükseltmeli, savaş karşıtı barışçıl örgütlenmelerle birlik ve dayanışma içerisine girmeliler. Bu tavrı alırken elbetteki Suriye’de yaşayan Çerkeslerin çoğunluğunun Çerkesya’ya  dönme taleplerinin olmadığını, RF’nun bu talebimize karşı; örgütlerimizin ve Cumhuriyetlerimizin de “gönülsüz” olduklarını biliyorduk. Ama birkaç yüz insanımızın bile anavatanımıza dönebilecek olmasının önemi bir yana, asıl kazanımımız ideolojik-politik olacaktı: Tüm dünyaya ve dünyanın bütün Çerkeslerine bir kez daha “vatanımız Çerkesya’dır”ı anlatma fırsatı yakalamıştık. Bu yönde atılacak her adım, herhangi bir kurumda alınacak her karar Çerkesya’nın inşasında bir tuğla olacaktı. “Suriye Çerkesleri Anavatanlarına Dönmek İstemiyorlar” gibi bir gerekçe ile bu çalışmalara destek vermeyenler, ya politik mücadeleden birşey anlamıyorlar; ya da asıl olarak kendileri, Çerkeslerin yüzlerini anavatanlarına dönmelerini istemiyorlar. Çünkü hiçbir politik düşünce ve tavır başlangıçta-birdenbire kitleler tarafından benimsenmez ve “kendiliğinden bilinç”, doğru olanı, başka hiçbir çalışma yapmaksızın görmeye yetmez. Politik örgütlenmelerin ve mücadelenin önemi de buradadır: Göstermek ve örgütlemek... Ki eğer bu arkadaşlarımızın öne sürdükleri gerekçe doğru olsaydı, hepimizin dükkanlarımızı kapamamız gerekirdi. Öyle ya, “Kalış”, “Dönüş”, “Birleşik Kafkasya”... bu düşüncelerin hangisine Çerkes halkının çoğunluğu destek veriyor? Öyleyse bu düşüncelere inanan insanların çabaları boşuna mı? Suriye Çerkesleri konusunda alınan tavırlar, “bir yalanı veya bir gerçeği” ayan beyan ortaya çıkardı: “Çerkes Kimdir?” sorusuna verilen yanıtların grupların ve kurumlarımızın politik karakterlerini belirlediği gerçeğini! Ve bu tartışmanın boşuna veya bir ayrıntı olmadığını, altında dünyaya bakış açısının ve politik tarcihlerin yattığını. Yani aslında son yıllarda tartışılan “Çerkes kimdir?” değil; “Çerkes kimdir?” başlığı altında, “Çerkes’in Geleceği Nerede-Nasıl Olmalıdır ve Nasıl Mücadele Etmelidir”di. Birileri, asıl sorunları ve farkları gizlemek için, tartışmaları bilinçli olarak “Çerkes Kimdir?” sorusunda düğümlemişlerdi. Çünkü böylece Yurtseverleri ırkçı, neo nazi veya faşist diye suçlama ve izole etme kozu geçiyordu ellerine. Bu tartışmaya girdik, bıktırırcasına anlattık; çünkü bu ;rdion düğümü çözülmedikçe Çerkes halkı için ileri adımlar atabilmek mümkün değildi. Biz ne zaman Çerkes ( Adıge ) halkının çıkarlarına uygun birşeyler yapmak istesek, hep karşımıza “Çerkesler yalnızca Adıgeler değildir” bahanesi ile çıkıyorlardı. Ama bizden daha geniş propaganda araçlarına sahip oldukları için, gerçekleri ters yüz edip, sanki biz  “Çerkes kimdir?”i tartışıyormuşuz gibi sundular kamuoyuna. Suriye Çerkesleri ile ilgili alınan tavırlar işte bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi... Suriye’de süreç bir içsavaşa doğru gelişmeye başlayınca, Yurtseverler olarak, tereddütsüz bir şekilde; “Suriye’de yaşayan Çerkesler ne Esad, ne de kim oldukları ve ne istedikleri belli olmayan güçler için savaşmamalı; hızla anavatan Çerkesya’ya dönmeliler” tavrı aldık. Bu tavrın, “Suriye’de savaş var, kaçın kurtulun” demek anlamına gelmediğini bilmek için kahin olmaya gerek yok. Çünkü biz, her zaman, her yerde ve her şart altında anavatan Çerkesya’ya dönüşü savunduk, savunuyoruz. Yani bu tavrımızın bugünkü savaşla alakası yoktur. Aynı şekilde RF’den, Cumhuriyetlerimizden ve kurumlarımızdan Suriye’deki Çerkeslerin Çerkesya’ya getirilmeleri için çaba göstermelerini talep ettik. Bu talebin, RF’nun çıkarlarına ters düştüğünü; ne RF’nun ne de Cumhuriyetlerimizin ve kimi kurumlarımızın bu yönde ciddi bir çaba göstermeyeceklerini bildiğimiz halde. En önemli kazancımız, bu kampanyanın “vatan bilinci”mizin gelişmesine yapacağı katkı olacaktı. Çünkü, “kimlik ve vatan”, bir ulusu ulus yapan temel ögelerdir. Ulus’un “olmazsa olmaz”larıdır. Bizim bu olmazsa olmazlarımızın yok edilmeye çalışılmış olması; “alt-üst kimlik” denilerek ulusal kimliğimizin, “vatan-anavatan-atavatan” ayrımı ile de “vatan bilinci”mizin bulanıklaştırılmış olması bir tesadüf değildi. Bunun karşısında bizlerin de her fırsatta “kimlik ve vatan” konusu anlatmamız gerekiyordu. Bu nedenledir ki, Suriye Çerkesleri ile ilgili olarak yürüttüğümüz kampanyada “vatan Çerkesya” konusunu işledik. Gücümüz keşke daha fazlasına yetseydi, çabalarımızı keşke somut kazanımlarla da taçlandırabilseydik. Olmadı, çünkü yalnız kaldık. Buna rağmen Yurtseverler konuyu gündemde tutmaya; RF’nun, Cumhuriyetlerimizin ve “büyük kurumlarımız”ın “yatıştırma ve unutturma” çabalarını teşhir etmeye devam etmeliler. Yalnız kalmamız kimseyi yıldırmamalı. Biz daha uzun bir süre yolumuza yalnız yürümek zorunda kalacağız. Çünkü “Vatan Çerkesya’dır” diyen; “Çerkes Ulusunun ve Çerkesya’nın yeniden inşası”nı mücadelesinin ekseni olarak gören bizden başka bir politik grup veya kurum yok. Diğerleri, bunu açıkça ifade etmeseler de, ya geleceklerini Türkiye’de inşa etmeye çalıştıkları, ya da konuyu Rusya Düşmanlığını büyütmenin bir aracı olarak kullanamayacaklarını düşündükleri için Anayasa-Babayasa derdine düşmüşler ve Suriye Çerkeslerini ağızlarına bile almıyorlar... Talep etmek, konuyu uluslararası kurumlara taşımaya ve hukuki çözümler aramaya çalışmak işlerine gelmiyor.

*****

Kafkasya Forumu, nasıl ki geçen sene Yurtseverleri delilsiz ispatsız itham etmiş ve töhmet altında bırakmak istemişse, bu sene de aynı oyunu oynuyor; resmen yalan söylüyor ve iftira atıyor. Bizim “Soçi” tavrımız net değilmiş! Halbuki, sitemiz, açıldığı günden beri şu iki linki sürekli verir: Biri “Çerkes Soykırımı”, diğeri de “Soçi’ye Hayır”. Çerkes Soykırımı Soçi’ye Hayır Bu durumda bizim Soçi Olimpiyatları ile ilgili tavrımızda şüphe edecek birşey olabilir mi? Ama arkadaşlar kendileri gibi düşünmeyen herkese bir kulp takmaya alıştıkları için, Soçi Olimpiyatlarına kendilerinden farklı argümanlarla veya yöntemlerle karşı olunmasını bir türlü anlayamıyor, anlayamadıkları ve denetim altına alamadıkları için de yaftalamaya çalışıyorlar. Halbuki bizim Soçi Olimpyatları ile ilgili tavrımız başından beri nettir: Soçi’de Olimpiyat Oyunlarına karşıyız; ama bu karşıtlığın bir “mutlaklık” haline getirilmesini, Çerkes Soykırım ve Sürgünü gibi Rusya’ya düşmanlık yapmanın bir aracı olarak kullanılmasını; Soçi Olimpiyatları ile Çerkes Soykırımının her platformda birlikte ve aynı içerikte vurgulanmasını istemiyoruz. Böyle bir tavrı, Soçi olimpiyatlarının doğaya ve çevreye verdiği zararı, Çerkeslerin bu toprakların sahibi bir yerli halk olduğu gerçeğini tartışma dışına itmekte ve bu sorunlara duyarlı çevrelerin Olimpiyatlara karşı olabilmelerini, Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nü de tanımaları önşartına endekslemekte; yani iki konuyu birbirine bağımlı hale getirerek olası cepheyi daraltmaktadır. Keza, olimpiyatlar sporcular için önemlidir. Bütün yaşamları boyunca olimpiyatlarda yarışma hayali kurarlar. Eğer onlara sorunumuzu doğru bir şekilde anlatabilirsek, bu sporculardan “olimpiyatları boykot edip katılmama” yerine, başka protesto yöntemlerine destek verecek; bizim kimi etkinliklerimize katılacak veya en azından kamuoyuna açıklama yapacak olanlar çıkacaktır. Bu kapının kapatılmasından ve sporcuların veya kimi örgütlerin “ya hep ya hiç” tercihine zorlanmalarından bizim ne çıkarımız olabilir? Arkadaşların tavırlarında ortaya çıkan görüntü şudur: Ya Çerkes Soykırım ve Sürgünü ile birlikte Soçi olimpiyatlarına da karşısın, ya da ikisine de evet diyorsun. Ki 2010 yılında İstanbul’da yapılan 21 Mayıs Çerkes Soykırımı Protestosunu “No Soçi” grubunda bakın nasıl vermişler: `caption id="attachment_3357" align="alignnone" width="478"`„Protesting Sochi Games in Istanbul, May 2010“ „Protesting Sochi Games in Istanbul, May 2010“`/caption` Arkadaşların 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nü Protesto Eylemini dünyaya bir “Soçi Olimpiyatları Protestosu” olarak yansıtıyor olmalarının siyasi bir ahlaksızlık ve bu eyleme katılan insanları resmen kullanmak anlamına gelmesi bir yana; bu iki sorun böyle içiçe geçtiğinde, olimpiyatlarla ilgili bütün pazarlık kapıları kapanmakta ve Soçi Olimpiyatları konusunda bizimle birlikte hareket edebilecek bir kesim daha baştan dışarıda kalmaktadır. Ama kendileri için nicelik değil nitelik önemli olduğu için, bu daralmanın da bir önemi yok herhalde! Halbuki geçen sene Almanya Yeşiller Partisi Başkanı Cem Özdemir’in, Soçi’yi ziyaret etmek istediğinde Alman devletinin buna izin vermemiş olmasından ders çıkarmış olmaları gerekirdi. Aynı şekilde, doğa konusunda duyarlı ama Rusya düşmanı olmayan birçok çevreci örgüt ve insan, eğer sorun bu şekilde politize edilirse, Soçi Olimpiyatları ile ilgili bizim istediğimiz gibi bir tavır almakta zorlanacaklardır. Bu kaygılarımızı, “Soçi olimpiyatları ile ilgili net olmamak” şeklinde yorumluyor ( halbuki biz “Soçi’ye Hayır”ın linkini vermeye hala devam ediyoruz! ); ne demek istediğimizi anlamak bile istemiyorlar. İstemiyorlar, çünkü dertleri “üzüm yemek değil, bağcığı dövmek” ve her sorunu “Rusya düşmanı bir eksen”e oturtmaya çalışmak. Bu nedenle bizim “taleplerimiz olmalı, bunları Rusya devletine iletmeliyiz” yönündeki isteğimizi de “Medvedev’e mektup vermek” şeklinde yansıttılar kamuoyuna.   İşte geçen sene ilettiğimiz “mektup”ta dile getirdiğimiz taleplerimiz şunlar:   “ ( ... )
  1. RF, “Çerkes Soykırım ve Sürgünü”nü tanımalı, 21 Mayıslar tüm dünyada “Çerkes Soykırım ve Sürgün Günü” olarak anılmalı ve Çerkeslere resmi tatil olmalıdır. 
  2. Anavatanımızda tek bir birimde ve egemen bir ulus olarak yaşayabilmemiz için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır. 
  3. Tarihsel vatanımızda asimilasyon politikalarına son vermeli; dilimizin, kültürümüzün ve dini dokumuzun bozulmaması için desteklenmelidir. 
  4. Diasporada yaşayan Çerkeslere, UNPO’nun 1997’de aldığı karardaki gibi „sürgün ulus statüsü“ vermeli ve anavatanlarına dönüşlerini kolaylaştırıcı, teşvik edici önlemler almalı; buna maddi ve manevi destek vermelidir. 
  5. Çerkeslere RF’na dönüş şartı aranmaksızın halen yaşadıkları ülkelerde çifte vatandaşlık hakkının verilmesi ve tarihsel topraklarımızda ev-iş edinmede özel ayrıcalıklar tanınması bunun ilk adımı olacaktır. 
  6. Diasporada yaşamaya devam edecek soydaşlarımızın kimliklerini, dillerini ve kültürlerini yaşatabilmeleri için ilgili devletlerle diyalog kurmalı, bunun için mücadele eden kurumlarımızı maddi ve manevi olarak desteklemelidir.
  7. Bugün Mısır, Libya, Ürdün ve Suriye gibi ülkelerde yaşanan „içsavaş“ benzeri durum nedeniyle bu ülkelerde yaşayan soydaşlarımızın can güvenliklerinden kaygı duymaktayız. RF, yaşamları tehdit altında olan soydaşlarımızın savaş ortamından çıkarılıp anavatanlarına dönüşlerinin sağlanması konusunda aktif rol üstlenmelidir.
  8. Anavatanımızda Çerkes ulusal sorununa duyarlı ve aktif olan yurtsever insanlarımıza yönelik saldırılara son verilmeli, sorumluları cezalandırılmalıdır. 
  9. Çerkes halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımalıdır. 
( … )“ RF’na yaptığımız başvuruyu da şu linkten görebilirsiniz:   Şimdi bu, bir “ilan-ı aşk mektubu” mu? Bir yalvarma mı? Bir dilenme mi? Bunu bu şekilde kamuoyuna yansıtmak ayıp değil mi? Böyle bir tavır siyasi ahlaka sığar mı? Mektup yazmak ve talep etmek bu kadar ayıp ve yanlışsa, peki sizler neden Olimpiyat Komitesi’ne mektup yazdınız? Sorun, ilk olarak, 2010 yılında, mitingte okunacak bildiri üzerinde tartışırken ortaya çıkmıştı, arkadaşların “bir kelimesini bile değiştirmeyiz” tavrı üzerine rafa kalktı; ama 2011’de netleşti: Biz Yurtseverler, Çerkes Sorunu’nun demokratik ve barışçıl yöntemlerle ve hukuki yollardan çözülmesini istiyoruz. Bunun için, hem sesimizi dünyaya duyurmaya çalışıyor; bunun için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz, hem de muhattaplarımıza taleplerimizi iletiyor; gerektiğinde görüşme masasına oturuyoruz. Bu tavrımızı bundan sonra da devam ettireceğiz. Sloganlarımız: “İntikam Değil, Adalet İstiyoruz!”, “Rusya Federasyonu’nu Yıkmak Değil, Çerkesya’yı Kurmak İstiyoruz!”dur. Bu tavrımız arkadaşların işine gelmiyor. Çünkü arkadaşlar Çerkesya’nın kurulmasından çok Rusya’nın yıkılması ile ilgileniyor, Rusya düşmanlığını körüklemek için her fırsatı kullanıyorlar. Bu nedenledir ki, Gürcüstan’ın Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nü resmen tanıması gündeme gelince, “Çerkes Soykırımı Tanınmalıdır” sloganından dönüş yapıp, “biz vicdanlara sesleniyoruz” demeye başladılar. Sürgün’ü artık ağızlarına almamalarının nedeni de aynı. Çünkü Gürcüstan’ın kararında da olduğu gibi, eğer Çerkesler “sürgün halk” statüsü alırlarsa, hukuki kanallar işlemeye başlayacak, anavatana dönüşün önü açılacak ve hatta Allah korusun! Belki de RF, Çerkes Sorunu’nu çözmek veya çözme yolunda adımlar atmak zorunda kalacaktır?  Maşallah, iftira, tutarsızlık, çifte standart karakterleri olmuş arkadaşların... Bizlere, “Çerkes Kimdir?” sorusunu, “Adıgelerdir” diye yanıtladığımız için “neo-nazi”, “ırkçı” vs demediklerini bırakmadılar. Ama o “may 21”ın bileşenlerinden bazıları da “Çerkesler Adıgelerdir” derler ve hatta bunu tüzüklerine de yazmışlardır. Peki fark nerede? Biz neo nazi’yiz, Rusya’nın etnik kökenlere göre halkları bölme ve birbirine düşürme planının piyonlarıyız da onlar niye değil? Çünkü onların da bu arkadaşlarla bir ortak paydaları var: Rusya düşmanlığı! Onlar da Çerkesya’nın kurulmasından önce ve daha çok Rusya’nın yıkılması ile ilgileniyorlar. Bu konuyu onlardan bazıları ile birebir görüştük. Gerekirse ayrıntıları da kamuoyuna açıklarım. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: Bizlerin Rusya’nın yıkılması ile değil, Çerkesya’nın kurulması ile ilgilenmemiz işlerine gelmiyor. Ve bizi kullanamayacaklarını: ne yazıp çizeceğimizi, nasıl eylem yapacağımızı, eylemlerde hangi sloganları atacağımızı bize dikte ettiremeyeceklerini biliyorlar. Bunun mümkün olduğuna inansalar, yine kendilerinin sözleriyle, bize “ABD, Ürdün ve İsrail’deki dostlarının desteğini garanti...” edecekler.  Ama bizim böyle dostluklarda gözümüz yok!

*****

21 Mayıs’ta Birlik olunması ile ilgili anlattıkları tam bir komedi... Sanki örgütsel-organik bir birlik kurulması talebi varmış gibi! Halbuki biz bu arkadaşları Çerkes siyasetlerinden biri olarak görmekle birlikte, iki senedir haklarında ne düşündüğümüzü ve Çerkes ulusal davasına ne gibi zararlar verdiklerini açıkça anlatıyoruz. Demek hala anlamamışlar kendileri ile örgütsel bir birliğin, en azından bugün için, neden mümkün olmadığını? 21 Mayıs ile ilgili olarak tartışılan “örgütsel-organik” bir birlik değil; “eylem ve güç birliği”dir. Çünkü sorun veya 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü, Çerkeslerin genelini ilgilendirmektedir. “Güç ve Eylem Birlikleri”nde “ideolojik-politik” farklar ikinci plandadır. Ortaklık aranır; ama bu ortaklık veya birlik “ilelebet” değil, bir eylem veya bir süreç içindir. Halkın ve genelin çıkarları içindir. Bunu bile anlamamışlar ve hala kendilerini dayatıyorlar! Ama siz böyle eylemde neyin nasıl yapılacağını A’dan Z’ye dikte etmeye çalışırsanız, buna “eylem veya güç birliği” denir mi? İÇD’nin kamuoyuna açıklamasında var. Herşeyi belirlemek istediler. Hatta utanmadan, “RF’nu kızdıracak sloaganlar da atılacak ama...” dediler. Bizim hangi sloganımız RF’nun çıkarlarına ters düşmez? Hangi sloganımız RF’nu “kızdırmaz”? Kuzey Kafkasyacılık RF’nu bu kadar kızdırıyorsa, RF, neden Çerkesya Federal Bölgesi değil de, Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi kuruyor? Neden 100 yıldır, Kafkas ve Kuzey Kafkas kimliğine bir itirazı yok? Neden Yurtseverler anavatanımızda baskı altındalar ve hatta öldürülüyorlar? Herhalde bizim 21 Mayıs’ta dünya kamuoyunun karşısına tek vücut olarak çıkmak istememizi zayıflık olarak görüyor; “biz aslında sizinle hiçbir zaman birlik yapmak istemedik. No pasaran” diyorlar. Madem bizimle hiçbir şekilde bir birlik yapma derdiniz yoktu, bunu neden baştan söylemediniz? Utanmıyor musunuz insanları aldatmaktan ve günlerce oyalamaktan? Tüm bunlara rağmen, Yurtseverler “eleştiri-birlik-eleştiri” anlayışı ile çalışmaya devam edecek; Çerkes Ulusunu ilgilendiren sorunlarda ve ulusal günlerimizde Çerkes Halkı’nın birliğini sağlamak için ellerinden geleni yapacak, gereken her tavizi verecek; ama Çerkes halkının özellikle 21 Mayıs’larda tek vücut olarak dünya kamuoyunun karşısına çıkmasını, bugün olmazsa yarın, sağlayacaklardır. Bundan kuşkunuz olmasın. Çünkü, Çerkes Soykırım ve Sürgünü’nün tanınması, Çerkes Ulusu’nun birliği-birleşmesi ve Çerkesya’nın yeniden kurulması Çerkes halkının istemi ve özlemidir.
  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks