“Ben ‘hür’üm... Hayır, sen kölesin...”! Yahya Araz (2.Kısım)

#13757 Ekleme Tarihi 30/07/2026 09:27:12

“Ben ‘hür’üm... Hayır, sen kölesin...”! Yahya Araz (2. Kısım)

19. Yüzyılın Üçüncü Çeyreğinde İstanbul’da Çerkesler, Kölelik, Hürriyet Arayışları ve Rumeli Kazaskerliği Mahkemesi 

Muhakeme Süreçleri, Sorunlar ve Düzenlemeler

Buna göre hürriyet iddiasında bulunanların dilekçeleri İstanbul’da mahkemelerin “hukuka dair ilamlarının icrasıyla” ilgilenmek üzere kısa bir süre önce oluşturulmuş ve halihazırda zaten sürecin bir parçası olan İcra Cemiyeti’ne80 havale edilecek, orada toplanacaktı. Cemiyet ve Muhacirin Komisyonu Çerkes beylerinden bir iki kişinin marifetiyle iddia sahibine şahitlerini soracak, bu şahitler tetkik edilip kayıt altına alınacaktı. Ardından vakit kaybedilmeden şahitler çağrılarak Çerkes beyleri aracılığıyla etraflıca “istintak” edilecekti. Doğru söyledikleri ve dilekçe sahibinin iddialarını onayladıkları anlaşılırsa, iddia sahibi ve şahitler yanlarına bir hademe verilerek mahkemeye yollanacaktı. Mahkemede hürriyetlerini ispat edenler varsa akrabalarına teslim edilecek yoksa zaptiye vasıtasıyla kabilelerinin/akrabalarının yanına gönderilecekti. Hürriyetlerini ispat edemeyenler sahiplerine teslim edilecek, mümkün olmazsa satılacaklardı. İddia sahipleri ile onlar üzerinde hak iddia edenler dilekçenin verildiği tarihten mahkemenin sonuçlanacağı tarihe kadar “bir mahalde” yani aynı yerde bulunmayacaktı. Hürriyet iddiasında bulunup sahipleri tarafından kendilerine kalacak yer gösterilmeyenler zaptiye marifetiyle uygun bir yere yerleştirilecek ve ihtiyaçları karşılanacaktı. Mahkeme masrafları hürriyetini kanıtlayanların varlıklıysa akrabaları, değilse devlet tarafından ödenecekti. 81 Hürriyetlerini kanıtlayamayanların ise masrafları sahiplerinden, satılmaları durumunda satış bedellerinden tahsil edilecekti.

Talimatta kendine yer bulan mahkeme masrafları, hürriyet iddiasında bulunanların nerede kalacağı ve dava sonuçlandıktan sonra ne olacağı gibi meseleler öteden beri konuşuluyor, tartışılıyordu.82 Bu bakımdan talimatta bilinmeyen bir şey yoktu. Bu meseleler ilerleyen tarihlerde de gündemdeki yerlerini korumaya devam edecektir. Burada önemli olan mahkemenin hareket alanının kısıtlanmasına dönük girişimlerdi. Şahitlerin mahkemeye gönderilmeden önce araştırılmasının gerekli olduğu, bunun isabetli kararlar vermeye yardımcı olacağı kesindi. Hem Muhacirin İdaresi’nden Şura-yı Devlet’e sunulan takrirden hem de mahkeme kararlarından bunun daha önceden ciddiye alınarak yapıldığı iyi bilinmektedir. Elbette tezkiyenin geliştirilen belli kriterler, kontrolü sağlayabilecek ve sorguyu derinleştirebilecek bir kurum üzerinden yürütülecek olmasının sağlayacağı katkı önemliydi. Ne var ki şahitlerin söylediklerinin doğruluğuna ya da yanlışlığına da karar verilecek olması İcra Cemiyeti’nin ve Muhacirin Komisyonu’nun kendilerini bir anlamda mahkemenin yerine koyması anlamına geliyordu. 1873’ten önce ve sonra mahkemeye şahitlerle gelenler genellikle hürriyetlerini elde ederek ayrılıyordu. Ancak talimatta, her ne kadar mahkemede hürriyetlerini ispat edemeyenlere ne olacağından bahsedilse de şahitlerin söylediklerinin hürriyet davasında bulunanın “sıdk-ı muddeasına delâlet eylediği halde” mahkemeye sevk edileceklerinin ifade edilmesi sembolik olarak önemliydi; mahkemenin karar verilen bir yer olmaktan çok bir tür onay makamı olarak görüldüğüne/görülmek istendiğine işaret ediyordu. Bununla birlikte talimatın var olan süreçleri köklü olarak dönüştürdüğüne ya da birkaç yıl sonra, 1879’da, lağvedilecek İcra Cemiyeti’nin,83 talimatın uygulanmaya başlandığı ilk dönemler dışarıda tutulacak olursa, hürriyet davalarında aktif bir rol üstlendiğine dair güçlü emareler yoktur.

50 Osmanlı kölelik literatürü üzerine son dönemlerde yapılmış etraflı bir değerlendirme için bkz. Suraiya Faroqhi, Slavery in the Ottoman World: A Literature Survey (Berlin: EB Verlag, 2017).
51 Ceyda Karamursel, “Transplanted Slavery, Contested Freedom, and Vernacularization of Rights in the Reform Era Ottoman Empire,” Comparative Studies in Society and History, 59/3 (2017), s. 704-714.
52 İMŞSA, RŞS 559, 32a/2 (22 Receb 1283/30 Kasım 1866). 53 Bkz. BOA, MVL, 964/64 (15 Zilhicce 1279/3 Haziran 1863); BOA, İ.MMS, 34/1407 (5 Zilkade 1283/11 Mart 1867).

54 Debbağzade Numan Efendi, Tuhfetu’s-Sukûk (İstanbul: Dârü’t-Tıbaati’l-Âliye, 1259), s. 72-81, 257-259. Ayrıca Joshua M. White, “Slavery, Manumission, and Freedom Suits in the Early Modern Ottoman Empire,” Slaves and Slave Agency in the Ottoman Empire, eds. Stephan Conermann and Gül Şen (Göttingen: Bonn University Press, 2020), s. 283-318. Sak mecmuaları için bkz. Süleyman Kaya, “Mahkeme Kayıtlarının Kılavuzu: Sakk Mecmuaları,” Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 3/5 (2005), s. 379-416.
55 Memurlar arasındaki yazışmalarda beş çocuk (mühâcirin takımından beş nefer çocuk) diye geçmektedir. Bkz. BOA, İ.MMS, 34/1407 (5 Zilkade 1283/11 Mart 1867). Oysa mahkemedeki dava sürecinden bunların dördünün çocuk, birinin kendi adına konuşan bir yetişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yetişkin olan Ahmed 13, çocuklardan Feyzi 7, Osman 9, İshak ve İzzet 8 yaşındaydı. Bkz. İMŞSA, RŞS 558, 18a/1-2 (29 Safer 1283/13 Temmuz 1866). Esirci Hacı Süleyman Ağa ve çocuklar arasındaki dava literatürün yakın ilgisini çekmiştir. Örnekler için bkz. Erdem, Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909, s. 148-149; Toledano, Suskun ve Yokmuşçasına, s. 118-120 ve Saydam, “Esir Pazarlarında Yasak Ticaret,” s. 46. 56 BOA, İ.MMS, 34/1407 (5 Zilkade 1283/11 Mart 1867); BOA, Y.EE, 94/29 (14 Şevval 1283/19 Şubat 1867). 57 Ahmed’i 2.500, Osman’ı 3.000, İshak’ı 3250 kuruşa; Feyzi’yi 27, İzzet’i 30 aded yüzlük mecidiye altınına satın aldığını ifade edecektir. 58 Aksi halde satıcı ile alıcı arasında sorunlar çıkabiliyordu. Bkz. İMŞSA, DŞS 130, 17b/4 (24 Rebiülevvel 1282/17 Ağustos 1865). 59 Erdem, Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909, s. 145-158. 60 İMŞSA, RŞS 558, 24a/1 (28 Muharrem 1283/12 Haziran 1866).
61 Başka bir tartışma konusu olmakla birlikte burada elbette belgelerin, Ali Akyıldız’ın ifadeleriyle, söylediklerinin yanında neyi söylemediklerine de odaklanmak gerekiyor. Bkz. Ali Akyıldız, Tarihçilik ve Yöntem Üzerine (İstanbul: Timaş Yayınları, 2021), s. 45-85.
62 İMŞSA, RŞS 555, 17b/3 (14 Rebiülahir 1282/6 Eylül 1865); İMŞSA, RŞS 558, 31b/3 (7 Rebiülahir 1283/19 Ağustos 1866); 558, 40a,1 (16 Receb 1283/24 Kasım 1866). İkinci kayıtta cariye, kendisine zaman tanınmasına karşın hür olduğuna tanıklık edecek şahit getirememiştir.

63 İMŞSA, RŞS 551, 28a/2 (4 Zilhicce 1280/11 Mayıs 1864); 556, 28b/3 (12 Zilkade 1282/29 Mart 1866); 559, 32a/1 (22 Receb 1283/30 Kasım 1866); 559, 32a/2 (22 Receb 1283/30 Kasım 1866); 566, 36a/1 (24 Zilkade 1282/10 Nisan 1866); Debbağzade Numan Efendi, Tuhfetu’s-Sukûk, s. 72-81, 257-259.
64 Bkz. İMŞSA, RŞS 551, 33a/1 (28 Safer 1281/2 Ağustos 1864); 562, 15b/3 (2 Rebiülahir 1284/3 Ağustos 1867). 65 Rûznâme-i Ceride-i Havâdis, 203 (25 Safer 1282/20 Temmuz 1865), s. 1. 66 BOA, İ.MMS, 34/1407 (18 Rebiülevvel 1283/31 Temmuz 1866).
67 BOA, İ.MMS, 34/1407 (21 Rebiülahir 1283/3 Ağustos 1866). 68 BOA, İ.MMS, 34/1407 (5 Zilkade 1283/11 Mart 1867). 69 BOA, MVL, 720/28 (21 Zilkade 1282/7 Nisan 1866).  70 BOA, ŞD, 2402/40 (25 Zilhicce 1289/23 Şubat 1873). 71 Benzer hileler taşrada da mevcuttu. Bkz. BOA, MVL, 566/67 (9 M 1283/24 Mayıs 1866). 72 Mehmet Zeki Pakalın, “Esir Pazarı,” Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1983), s. 553-554; İMŞSA, RŞS 556, 22b/2 (16 Şevval 1282/4 Mart 1866); BOA, Y.PRK.BŞK, 12/81 (15 Cemaziyelahir 1305/28 Şubat 1888).
73 Bkz. BOA, DH.MKT, 181/34 (21 Cemaziyelevvel 1311/30 Kasım 1893). 74 BOA, ŞD, 2402/40 (25 Z 1289/23 Şubat 1873). Ayrıca Saydam, “Esir Pazarlarında Yasak Ticaret,” s. 47-48. 75 İBBAK, Fatma Aliye Hanım Evrakı (FA.EVR), 12/27 (9 Safer 1298/11 Ocak 1881); 12/16 (7 Mart 1302/19 Mart 1886); 12/31 (6 Ramazan 1310/24 Mart 1893).  76 Tuncay Başoğlu, “Tezkiye,” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), 2012, XLI, s. 77-79. Mecelle’de tezkiyenin nasıl yapılacağı ayrıntılı bir şekilde tarif edilmiştir. Bkz. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye (İstanbul: Matbaa-i Osmaniye, 1300), s. 605-609, madde 1716-
1726. Ayrıca İsmail E. Erünsal, “Osmanlı Mahkemelerinde Şâhitler: Şuhûdü’l-‘udûlden Şuhûdü’l-hâle Geçiş,” Osmanlı Araştırmaları, 53 (2019), 1-50. 77 Benzer örnekler arasından 15 Nisan 1868’de hürriyet davası görülen bir cariyenin şahitlerinin tezkiye edildiği şu sözlerle anlatılacaktır: “… Muhâcirin daire-i behiyesi canibinden ve Bâb-ı Âli karakolu yüzbaşısı Musa Ağa’dan sırren ve ba‘de mezbur Musa Ağa ve Bahriye beşinci alayın esvâb emini Mustafa Efendi’den alenen lede’t-tezkiye … .” İMŞSA, RŞS 562, 53b/3 (22 Zilhicce 1284/15 Nisan 1868).

78 Birkaç örnek için bkz. İMŞSA, RŞS 556, 12b/2 (3 Receb 1282/22 Kasım 1865); 558, 17b/3 (19 Safer 1283/3 Temmuz 1866); 559, 48a/1 (23 Şevval 1283/28 Şubat 1867); 562, 57b/1 (27 Zilhicce 1284/20 Nisan 1868). 79 Bkz. BOA, A.MKT.MHM, 482/53 (18 Ramazan 1290/9 Kasım 1873).
80 İcra Cemiyeti’nin hürriyet davalarındaki rölünün talimatnamenin öncesine dayandığını bir not olarak belirtmek yerinde olacaktır. Bkz. Akyıldız, “Herkesin Bildiği Sır,” s. 199. Ayrıca BOA, Zabtiye (ZB), 4/41 (18 Zilkade 1288/29 Ocak 1872 ve muhtelif tarihler). Cemiyet 1870’te oluşturulmuştur. Bkz. Fatmagül Demirel, Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri (1876-1914) (İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2010), s. 25-26. 81 Hürriyetini kazananlara verilecek hüccetten ücret alınmamasına ilişkin emirlerden biri mahkemenin defterlerine kaydedilmiştir. Bkz. İMŞSA, RŞS 565, 4a/1 (11 Cemaziyelevvel 1285/30 Ağustos 1868).

82 BOA, A.MKT.MHM, 419/73 (2 Cemaziyelevvel 1285/21 Ağustos 1868). 83 Demirel, Adliye Nezareti, s. 141.

Hürriyeti Aramaya Karar Vermek, Mahkemeye Başvurmak

1860’lardaki ve 1870’lerdeki hareketli piyasa hürriyetlerini aramak üzere mahkemeye ulaşan köle ya da köleleştirilmiş Çerkeslerin sahiplerinin elinde bulunma sürelerini kısaltıyordu. Bu süre ortalama on beş aydan ibaretti. Başvuruda bulunanların büyük bir kısmı en az iki defa satılmıştı. Kendileri üzerinde hak iddia edenler arasında esirci ya da köle tüccarı olanların oranı sadece %14’tü (Şekil 2). Orta ve Doğu Karadenizli esirciler ve ortakları Çerkes köle ticaretinde doğal olarak aktif bir role sahipti. Özellikle Trabzoni olarak kayıtlara geçen esircilerin hem İstanbul’da hem de Orta ve Doğu Karadeniz’de güçlü bağlantıları ve ortakları vardı.84 Başkent ile bölge arasında mekik dokuyan bu kişiler iyi tanınıyor ve köle ticaretinden büyük kazançlar elde ediyordu. Bunun yanında Çerkes köle tüccarları da piyasada söz sahibi olup taşrayı kapsayan geniş bir ağ içinde yerli esircilerle iş birliği yapıyordu.85 Tüccarlar tarafından kısa bir zaman içinde elden çıkarılmaları kölelerin hürriyet arayışına girmelerine ya da arayışın davaya dönüşmesine engel oluyordu. Davaları mahkemeye yansıyanların %86’sının üzerinde hak iddia edenler, Çerkesler dışarıda tutulacak olursa, devlet memurlarının çoğunluğunu oluşturduğu toplumun üst katmanlarına mensup kişiler ya da ailelerdi. Bunların arasında Hayriye tüccarları,86 paşalar,87 saraya yakın kişiler88 ve müderrisler vardı.89 Ancak göçten ve arz fazlalığından kaynaklanan sebeplerle 1860’larda fiyatların nispeten gerilemiş olmasına bağlı olarak daha önceleri böyle bir imkâna sahip olamayan toplumsal kesimler de Çerkes kölelerin müşterisi olabiliyordu.90 Sahipleri Çerkes olanlarsa ya köle statüsüne sahipti ya da göç sırasında ve sonrasında yaşanan kargaşada köleleştirilmişti.

Hürriyeti kazanmak mahkemeye başvuranların kendilerini iyi ifade etmelerine bağlıydı; hür anne babadan doğduklarına şahitlik edecek tanıklar sunmalarının yanında nasıl köleleştirildiklerini de anlatmaları bekleniyordu. Mahkemede hazır olanlar ayrıntılı bir hikâye dinliyordu. Ancak davanın kayıtlara geçirilmesi sırasında gerekli olmadığı düşünülen ayrıntılar atılıyor ya da kısaca özetleniyordu. İfadelerin yazıya geçirilmesi sırasında genellikle kişilerin hür anne babadan doğdukları yönündeki iddialarının kayda geçirilmesiyle yetinildiğinden bu kayıtlardan yola çıkılarak başvuru sahiplerinin nasıl köleleştirildiklerini anlamak epey zorlaşmaktadır. Bununla birlikte aile ve akrabaları tarafından satıldıklarını belirtmeleri davanın sonuçları üzerinde belirleyiciydi. Buna dair ayrıntıların kayıtlara girmesine büyük bir özen gösterildiği anlaşılmaktadır. Daha önce belirtildiği üzere kişilerin akrabaları tarafından satılmaları Çerkesler arasında göçle birlikte artan eski bir gelenekti. Mesela Kok adındaki bir kadın kocasının ölümünden sonra kayınbiraderi tarafından satılacak, bir yıldan kısa bir süre içinde iki kere el değiştirecektir.91 Kok’un muhtemelen çocuğu yoktu, kayınbiraderi onu satarak bir taşla iki kuş vurmak istemişti; hem onu beslemekten kurtulmuş hem de biraz kazanç elde etmişti. Bunun yanında bazı ailelerin, yaşadıkları sıkıntı ve yoksunlukların da etkisiyle daha iyi bir yaşama kavuşacakları arzu ve düşüncesiyle çocuklarını sattıkları iyi bilinmektedir. Böyle durumlarda hür ile köle olmak arasındaki sınırlar kaybolabiliyordu.92 Diğer taraftan Anadolu’ya yerleşmiş Çerkes ailelerin bakılmak, büyütülmek ve zamanı geldiğinde evlendirilmek üzere İstanbul’daki varlıklı kesimlere teslim ettikleri hür çocukları köle muamelesi görebiliyor, köleleştirilebiliyordu.93

Zaman geçtikçe kölelerin ya da köleleştirilmiş olanların bir taraftan yalnızlıkları diğer taraftan sahiplerine olan bağımlılıkları artıyordu. Vakti geldiğinde azat edilecekleri ve evlendirilecekleri yönündeki sözlerin bir türlü tutulmaması, şiddet görmeleri ya da satılma ihtimallerinin ortaya çıkması gibi sebepler harekete geçmelerini sağlıyordu.94 Mahkemeyi sorunlarını ve memnuniyetsizliklerini dile getirmek için bir araç olarak kullanıyorlardı. Bunlar çoğunlukla köle statüsüne sahipti ve kendilerinin de bildiği üzere hürriyetlerini kazanmaları mümkün görünmüyordu. Mahkemeler başvuruda bulunanların genellikle köle olduğunu bir kere daha teyit ediyor, sahiplerine itaat etmeleri konusunda kendilerini uyarıyordu.

84 Birkaç kayıt için bkz. İMŞSA, RŞS 556, 8b/3 (4 Safer 1282/29 Haziran 1865); 556, 15a/1 (29 Receb 1282/18 Aralık 1865); 556, 33b/4 (18 Zilkade 1282/4 Nisan 1866). Ayrıca bkz. Zübeyde Güneş Yağcı, “Slave Traders (Esirciler) in the Ottoman Empire,” Slaves and Slave Agency in the Ottoman Empire, eds. Stephan Conermann and Gül Şen (Göttingen: Bonn University Press, 2020), s. 340-347. 85 İMŞSA, RŞS 558, 42b/3 (25 Şaban 1283/2 Ocak 1867). 86 İMŞSA, RŞS 559, 16a/1 (20 Cemaziyelevvel 1283/30 Eylül 1866). 87 İMŞSA, RŞS 561, 15b/2 (27 Zilhicce 1283/2 Mayıs 1867). 88 İMŞSA, RŞS 597, 5/6 (27 Şevval 1295/24 Ekim 1878). 89 İMŞSA, RŞS 562, 19b/3 (2 Cemaziyelevvel 1284/1 Eylül 1867). 90 19. yüzyıl boyunca renk ve kökenlerine bağlı olarak köle fiyatlarının değişimi için bkz. Yahya Araz, Osmanlı İstanbul’unda Çocuk Emeği: Ev İçi Hizmetlerde İstihdam Edilen Çocuklar (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2020), s. 260-276; İrfan Kokdaş ve Yahya Araz, “The Changing Nature of the Domestic Service Sector in the 19th-Century Istanbul: Female Slaves and Wage Earning Girls,” Archiv Orientální, 90 (2022), s. 61-91. 91 İMŞSA, RŞS 556, 15a/1 (29 Receb 1282/13 Aralık 1865). Ayrıca İMŞSA, RŞS 547, 3b/3 (22 Şaban 1279/12 Şubat 1863); 549, 10b/4 (28 Safer 1281/2 Ağustos 1864). 92 İMŞSA, RŞS 555, 6a/1 (12 Muharrem 1282/7 Haziran 1865). 93 İMŞSA, RŞS 566, 36a/1 (24 Zilkade 1282/10 Nisan 1866).  94 Bkz. BOA, ŞD, 2464/9 (10 Rebiülevvel 1300/19 Ocak 1883); Yahya Araz, “Cariyeler, Efendiler ve Pusuda Bekleyenler: Osmanlı İstanbul’unda Hamile ve Çocuk Annesi Cariyeler Üzerine Düşünceler,” Kebikeç, 37 (2014), s. 233-260.

Attachment

Bunun farkında olmalarına karşın mahkemeye yönelmelerinin devletin şefkat ve merhametini kazanma isteğinden, sahiplerine karşı belli bir dokunulmazlık elde etme arzusuna kadar farklı sebepleri vardı. 1868’de mahkemeye başvuran ancak hür olduğunu kanıtlayamayan Han adındaki bir cariye, padişahın ihsanıyla sahibinden satın alınacak ve “hâl-i ızdırâbdan tahlis” edilerek hürriyetine kavuşturulacaktır.95

Köleleştirilmelerinden ya da satılmalarından kısa bir süre sonra daha uygun bir anlatımla yakaladıkları ilk fırsatta devletin kapısına dayananlar hürriyetlerini kazanmaya ya da hür olmaya büyük bir heves duyuyorlardı. Yalnız tam bu noktada ilginç bir detaya değinmeden geçmemekte fayda bulunmaktadır. Sahipleriyle birlikte Osmanlı topraklarına göç eden köle statüsüne sahip Çerkesler muhakeme yoluyla hürriyetlerini elde etmelerinin mümkün olmadığını kısa zamanda öğrenecektir. Bunun yerine zaten hür oldukları söylemine sarılıp devletin mahkemeler dışında kalan kurumlarının dikkatini çekmeye çalışıyor, farklı stratejilere yöneliyorlardı. Bu çerçevede Köstence Sancağına iskân edilmiş Çerkes beyi Kopzek Zavir’in hürriyet arayışı içinde olan kölelerinin kendilerini ifade etme biçimi daha sonraları benzerleriyle sık sık karşılaşılacağından oldukça aydınlatıcıdır.96 Kopzek Zavir Bey’in köleleri, sahiplerinin kendilerini “nâ-hak” yere alıkoyduğunu iddia ediyor, zaten diğer “ahrâr-ı nâs” gibi hür olduklarından hürriyetlerini kanıtlamak için ayrıca mahkemeye gitmelerinin gerekli olmadığını düşünüyorlardı. 1863’te yaşanan bu olayda göçle birlikte kölelik bağlarının çözüldüğüne inanıyor, bu nedenle mahkemeye gitmeye bir türlü yanaşmıyorlardı. Gitmeyi kabul ettikleri takdirde oradan kendilerini memnun edecek bir sonuç çıkmayacağını iyi biliyorlardı. Mesela 26 Mayıs 1867’de sahiplerine itaat etmedikleri için yolu mahkemeye düşen Havva ve ailesine (ikisi kız, ikisi erkek dört çocuğuna ve iki küçük torununa) sahiplerine itaat etmeleri tembih edilecektir. Köle olduklarının farkında olan bu geniş ailenin tek isteği Tekirdağ Mandıra köyüne yerleştirilmiş akrabalarının (kabilelerinin) yanına gitmekti.97 Sonuç olarak mahkeme İslam Hukuku’na göre köle statüsüne sahip olanların gidecekleri, hürriyet iddiasında bulunacakları ve günün sonunda hür olduklarını gösteren bir hüccetle ayrılacakları bir yer değildi. Aslında başvurdukları diğer kurumlar da onları mahkemeye yönlendirirken kölelik bağlarını vurguluyordu. Aradaki farkı mahkemenin benimsediği, kesinlik ifade eden, katı hukuki dilin aksine daha yumuşak ve “şefkatli” bir üslubun benimsenmesi oluşturuyordu.

Hür anne babadan doğan ancak köleleştirilen herkesin hürriyet arayışında olduğunu/olabildiğini düşünmek yanıltıcıdır. Böyle bir arayışa girmek çoğu zaman farklı etkenlerin bir araya gelmesiyle mümkündü. Burada iki husus ön plana çıkıyor, önem kazanıyordu; birincisi iddiaların devlet kurumlarına ve nihai olarak mahkemeye taşınmasına yardımcı olacak bir destek, ikincisi sözüne güvenilen, ilgili mercilerin onayından geçmiş iki şahidin varlığı. Birbiriyle ilintili olan bu iki husus, her şeyin yolunda gitmesi halinde, başvuranlara sahibi olduklarını iddia ettikleri hürriyetin yolunu rahatça açabiliyordu. Yetişkinlerin söz konusu olduğu davalarda hürriyet iddiasında bulunanların kim ya da kimlerden yardım aldığını öğrenmek çoğu zaman kolay değildir. Köleleştirilen birçok kişi kimsenin yardımını almadan mahkemeye ulaşmaya çalışıyor olmalıydı. Bazı ipuçları başvuru sürecine katkı sağlayanların izini sürmeyi mümkün kılmaktadır. Muhacirlerle ilgilenen komisyonlar özellikle kimsesiz köle ya da köleleştirilmiş Çerkeslerin hürriyet iddialarının mahkemeye taşınmasında aktif bir rol oynuyordu. Kendilerini mahkemede temsil edemeyen çocuklara vasi ve vekil atıyor, tercümanlık hizmeti veriyor, şahitlerin bulunmasına katkı sağlıyor ve mahkeme sürecini takip ediyordu. Kimsesiz görünenlerin hür olduklarına tanıklık edecek iki şahidi bir araya getirmek büyük bir sorundu ve ancak nereden geldiklerini, hangi kabileye mensup olduklarını bilmekle mümkündü. Öyle olsa dahi bunun sağlanması başkalarının desteğini gerektirebiliyordu.

Çerkeslerin köleleştirilmesinde aile ve akrabalarının rolleri iyi bilinmekle birlikte hürriyet arayışına yaptıkları katkılar gölgede kalmış; köleler ya da köleleştirilmiş kişiler verdikleri mücadelede yalnız olarak tasvir edilmiştir.98 Oysa mahkeme kayıtları özellikle köleleştirilmelerinden kısa bir süre sonra hürriyet arayışına girenlerin, eğer onlar tarafından satılmamışlarsa ve kimsesiz değillerse, aile ve akrabalarının yoğun desteğini aldıklarını ortaya koymaktadır. Elbette böyle bir desteğin verilebilmesi imkânlara ve köleleştirilenlerin takip edilebilmesine bağlıydı. Aile fertlerinin ve akrabalarının peşine düşenler, onların yardımına koşanlar genellikle göçün sancılarını nispeten atlatmış, ölüm kalım mücadelesini geride bırakmış iş güç sahibi kişilerdi. Mesela Süleyman oğlu İsmail 1866’da yeğeni 7 yaşındaki Hurşid’in hürriyet davasını mahkemeye taşıdığında Asakir-i Şahane Sanayi Alayı’na mensuptu. Veli ve vasi olarak hızlı hareket etmiş, İstanbul’un dışına çıkarılmadan yeğeninin hürriyetini kazanmasını sağlamıştı. Yeğeni üzerinde hak iddia eden Mekke ahalisinden Seyyid Hacı Mehmed Efendi’ydi. Hurşid’i 21 Şubat 1866’da Çerkes Hüseyin’den satın aldığını ifade etmesiyle 5 Nisan 1866’da hürriyetini elde etmesi arasında geçen zaman çok kısaydı.99 Benzer bir şekilde Çerkes Mehmed, köleleştirilen 11 yaşındaki kız kardeşinin yardımına koştuğunda bir yıl önce göç edip askerlik mesleğine intisap ettiğini gururla anlatacaktır.100 1865 tarihli başka bir davada Zübeyde ve 10 yaşındaki kız kardeşinin hürriyetlerini elde etmelerine yardımcı olan “Saraylı”101 olarak nitelendirilen halaları Fatma Aramdil Hanım’dı. 22 Kasım 1865’te Meşihat’ta akdedilen mahkemeye bizzat iştirak etmiş, yeğenlerinin yanında olduğunu göstermişti.102 Azat edilmiş bir cariye olarak Fatma Aramdil, büyük bir ihtimalle, Çerkes göçünden önce Osmanlı topraklarına getirilmiş ve saraya girmişti.

95 İMŞSA, RŞS 562, 49b/3 (29 Şevval 1284/23 Şubat 1868). 96 BOA, MVL, 964/64 (15 Zilhicce 1279/3 Haziran 1863). Kölelerin kendilerini ifade etme biçim ve stratejileri üzerine bkz. Karamursel, “Transplanted Slavery,” s. 690-714.  97 İMŞSA, RŞS 564, 2b/3 (22 Muharrem 1284/26 Mayıs 1867). 98 Ceyda Karamursel, “The Uncertainties of Freedom: The Second Constitutional Era and the End of Slavery in the Late Ottoman Empire,” Journal of Women’s History, 28/3 (2016), s. 139.  99 İMŞSA, RŞS 556, 35b/3 (19 Zilkade 1282/5 Nisan 1866).
100 İMŞSA, RŞS 554, 29b/1 (20 Zilhicce 1281/16 Mayıs 1865). 101 “Saraylı” olarak nitelendirilen azatlı cariyeler için bkz. Betül İpşirli Argıt, Hayatlarının Çeşitli Safhalarında Harem-i Hümayun Cariyeleri, 18. Yüzyıl (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2017).
102 İMŞSA, RŞS 556, 12b/2 (3 Receb 1282/22 Kasım 1865). Ayrıca İMŞSA, RŞS 551, 35a/1 (21 Safer 1281/26 Temmuz 1864).

Attachment

Köleleştirilenlerle onların hürriyetlerini kazanmalarına yardımcı olan akrabaların nasıl buluştukları, birbirlerini nasıl buldukları hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Dava sürecine kadar geçen kısa bir zamanda birkaç defa satılmış olmaları ve kendilerini satın alanlarla birlikte geniş bir coğrafyada yer değiştirmeleri gibi faktörler akrabalarıyla ilişki kurmalarını zorlaştırıyor olmalıydı. Ancak imparatorluğun farklı yerlerine dağılmış Çerkes toplulukların oluşturduğu geniş ağların sağladığı imkânlar da göz ardı edilmemelidir. Göçün ürettiği kaotik ortama rağmen kişilerin aile ve kabile bağları üzerinden tanımlandığı bir toplumsal yapıda iz sürmek nispeten kolaydı. Burada muhacirlerle ilgilenen kurum ve komisyonların olumlu etkisi gözden kaçırılmamalıdır. Köleleştirilenler hürriyetlerini ararken devletin yardımına başvuruyordu. Tarif ettikleri, ulaşılmasını ya da haber verilmesini istedikleri akraba ve tanıdıklarına, başvurdukları kurumlar vasıtasıyla erişebiliyorlardı. Çağrıya cevap verenler, buna imkân bulanlar onların yardımına koşuyor ve hürriyetlerini kazanmalarına yardımcı oluyordu.

Mahkemeye ulaşan her yüz davadan yetmiş dördü hürriyetle sonuçlanıyordu (Şekil 3).103 Davaların reddedilmesinin ya da hürriyetle sonuçlanmamasının sebebi genellikle şahitlerin güvenilir olup olmaması değildi. Şahitlerin tanıklığının kabul edilmemesi istisnai bir pratikti. Mahkemeden boynu bükük ayrılanlar çoğunlukla şahit sunamayanlardı. Şahitleri olmayanların iddialarını neden mahkemeye taşıdıkları/taşımak istedikleri sorusunun cevabı basittir. Her şeyden önce seslerini duyurmak, içinde bulundukları durumu anlatmak istiyorlardı. Süreç devam ederken hürriyetlerini kazanmalarına yardımcı olacak şahitleri bulabileceklerini de düşünüyor olmalıydılar. Hürriyet davalarının herkesin bildiği, ilgisini yoğunlaştırdığı kurumlar üzerinden yürümesi ve aynı mahkemede görülüyor olması daha hızlı bir şekilde dikkat çekmelerine ve kendilerine yardımcı olabilecek kişilere ulaşmalarına imkân sağlıyordu. 1860’lar ve 1870’lerde Rumeli Kazaskerliği Mahkemesi’nde aynı gün içinde birden fazla hürriyet davasının görülmesi olağan bir gelişmeydi. Mahkeme geniş ağların, tanıdıkların ve aracıların devreye girmesini sağlayabilecek bir araçtı. Daha önce ifade edildiği gibi talep edilmesi halinde şahitlerin getirilmesi için mahkemenin belli bir zaman tanıması da işlerini kolaylaştırıyor, umutlarını artırıyordu. Davanın görülüp hürriyet iddialarının reddedilmesinin ardından sürecin yeniden başlamasını sağlayan gelişme “şahide zafer bulmak” şeklinde anlatılıyordu. Mesela Ahmed, sahibi olduğunu iddia eden Mekke ahalisinden Seyyid Mehmed’e karşı açtığı, 3 Temmuz 1866’da görülen, hürriyet davasının ilkini şahitleri olmadığı gerekçesiyle kaybedecektir. Ancak bir buçuk ay sonra bu defa şahitleriyle beraber tekrar mahkemeye geldiğinde hürriyetini kazanmış olarak ayrılacaktır. Onun hür olduğuna tanıklık edenler çoğu davada olduğu gibi başta askeriye olmak üzere devlet kurumlarına intisap etmiş Çerkeslerdi.104 Elbette herkes Ahmed kadar şanslı sayılmazdı. Verilen “müddet-i mehl” içinde şahit sunamayanlardan, kanıtları olmadan bir daha davaya kalkışmamaları ve kendileri üzerinde hak iddia edenlere itaat etmeleri isteniyordu.105

Hür anne babadan doğduklarına tanıklık edecek iki şahidin gerekliliği kimsesizleri ve yardım alamayanları dezavantajlı kılıyordu. Bu hususta çocuklar başı çekiyordu. Her yüz yetişkin kadından yetmiş sekizi ve yüz yetişkin erkekten sekseni mahkemeden hürriyetlerini kazanmış ya da yeniden elde etmiş olarak ayrılıyorlardı. Oysa hürriyetlerini elde eden çocukların oranları çok daha düşüktü. Mahkemeye gelen erkek çocukların %62’si ve kız çocuklarının ise sadece %46’sı hürriyetlerini kazanıyordu (Şekil 4). Mahkeme, hürriyet iddialarıyla ilgili davalarda çocukların kendilerini ifade etmelerine imkân veriyordu. Bu, başlı başına önemli bir husustu. Çünkü kadı mahkemelerinde çocukların tanıklığına cinsel istismar gibi durumlarda istisnai olarak başvuruluyordu.106 Öyle anlaşılıyor ki mahkeme hürriyet davalarını da bu kategoride değerlendirecek ve lehlerine sonuçlar üretebileceği varsayımından yola çıkarak çocukların tanıklığına başvurulmasını uygun görecektir. Buna dayanarak çocukların söyledikleri mahkeme tutanaklarına geçiriliyordu. Ancak dava sonuçları çocukların ya da onlar adına hareket edenlerin kendilerini anlatmak ve yardım almak konusunda yeterince başarılı olamadıklarını göstermektedir. Özellikle devletin çocuklar adına hareket ettiği durumlarda onların, köleleştirildikleri düşünülse dahi, akrabalarına ulaşılmasında ve şahit bulunmasında zorluklar yaşanabiliyordu. Bunun tek sebebi bu tür davalara büyük bir içtenlik ve tutkuyla yaklaşan Meclis-i Vâlâ üyesi Osman Paşa gibi bürokratların ve kurumların yokluğu değildi. Çocukların bir kısmı göç yollarında aile ve akrabalarını kaybetmişti yani kimsesizdi. Dahası küçük yaşlarda olanları geçmişlerine dair çok az şey hatırlayabiliyordu.

103 Daha erken dönemlerle bir karşılaştırma için bkz. White, “Slavery, Manumission, and Freedom Suits,” s. 287. 104 İMŞSA, RŞS 558, 13a/1 (19 Safer 1283/3 Temmuz 1866); 558, 31b/3 (7 Rebiülahir 1283/19 Ağustos 1866).

105 İMŞSA, RŞS 558, 40a/1 (16 Receb 1283/24 Kasım 1866). 106 Bkz. Araz, Osmanlı Toplumunda Çocuk Olmak, s. 96-97.

Attachment

İfade edilen hususlar Çerkes çocukların mahkemeye erişimini de kısıtlamaktaydı. Çocuklar hürriyet arayışıyla mahkemeye gelenlerin yalnızca %15’ini oluşturuyordu. Zaman zaman kaçıp devlet kapısına dayanan 10-15 yaşları arasındaki erkeklerin107 varlığına karşın çocukların dışarıdan bir müdahale ya da yardım olmadan kendileri üzerinde hak iddia edenlerin oluşturdukları engelleri aşmaları kolay değildi. Bununla birlikte göçün yarattığı kaotik ortamın da sunduğu fırsatlar sonucunda köleleştirilen Çerkes çocukların oranlarında yaşanan artışa karşın 1860’larda ve 1870’lerde bir kısmı çocuk olarak kabul edilen özellikle onlu yaşlardaki kızların azat işlemleriyle ilgili bilgiler İstanbul’daki mahkemelerin kayıtlarına daha fazla girmeye başlayacaktır. Siyah köle ticaretine yönelik yasaklar ve Çerkesler arasında hürriyet iddialarında yaşanan artış köle sahiplerinin bir kısmını etkilemiş ve kölelerine ne olacağı konusunda endişeye sevk etmiş olmalıdır. Bu nedenle onlu yaşlardaki cariyelerin azat edilmesi genellikle hesabı iyi yapılmış stratejik kararlardı. Böyle bir kararın verilmesinde etkili olan en önemli kıstas cariyenin azat edildikten sonra elde tutulup tutulamayacağıydı. Cariyelerini elde tutacaklarına kanaat getirenler onları azat etmekte beis görmüyordu. Bir cariyeyi, azat ettikten sonra, elde tutmanın farklı yolları vardı. Birincisi azat edilen cariye ile hemen evlenmekti.108 İkincisi onların eviçi hizmetlerde istihdamını devam ettirecek tedbirlerin alınmasıydı. Azat edilen çocuk ya da genç cariyeler evlenince/evlendirilinceye kadar düşük ücretlerle istihdam ediliyordu.109 Bu şekilde sahipleri hürriyet davalarının yükünden ve bunun yaratabileceği kayıplardan kurtulmuş hatta olan biteni avantaja dönüştürmüş oluyordu. 1860’ların ikinci yarısında Mustafa Efendi adında İstanbullu bir tüccar, cariyesinin hür olduğuna ilişkin ikrarını kabul ettikten sonra
onunla evlenecek ardından kendisini satın aldığı kişiden bedelini talep edecektir.110 Onu azat etmemişti ancak hür olduğunu herhangi bir direnç göstermeden kabul ederek çok kârlı çıkmıştı.

107 İMŞSA, RŞS 597, 3/4 (24 Şevval 1295/21 Ekim 1878). 108 İMŞSA, Mahmudpaşa Şer‘iyye Sicilleri (MŞS) 138, 3b/4-5 (23 Zilkade 1289/22 Ocak 1873); 138, 4b/5-6 (22 Zilhicce 1289/20 Şubat 1873); İMŞSA, DŞS 549, 7b/3 (7 Şaban 1280/17 Ocak 1864); 570, 13a/1 (21 Cemaziyelevvel 1286/29 Ağustos 1869).

109 İMŞSA, DŞS 115, 31a/2 (17 Rebiülevvel 1266/31 Ocak 1850); 122, 36a/1 (27 Rebiülevvel 1266/10 Şubat 1850). 110 İMŞSA, RŞS 561, 9b/4 (6 Zilhicce 1283/11 Nisan 1867).

Sonuç

Osmanlılar, Kafkaslardan yaşanan kitlesel göçlerin ve Çerkes köleliğinin ürettiği sorunlarla uğraşırken İngilizlerin de baskı, teşvik ve yönlendirmesiyle siyah köle ticareti üzerindeki yasakları genişletiyordu. 1846’nın son günlerinde İstanbul Esir Pazarı kapatıldıktan sonra 1847’de Basra Körfezi’nde ve 1857’de daha genel olarak Osmanlı coğrafyasında siyah köle ticaretini yasaklayan fermanlar çıkarılacaktır. İlerleyen tarihlerde siyah köle ticaretinin geriletilmesine ve nihai olarak ortadan kaldırılmasına yönelik çabalar artarak devam edecektir. Buna karşın, sorunlarına yakından şahit olmakla birlikte, Çerkes köle ticaretini engellemek konusunda bu kadar arzulu görünmüyorlardı. Konuyu bir iç mesele olarak görüyor, sürekli bir şekilde İslam Hukuku’nun sınırları içinde tutmaya çalışıyor ve dış müdahalelerden kaçınıyorlardı. Çerkes köleliği konusunda “hareket özgürlüklerini” korumakta ısrarcı olmalarının güçlü nedenleri vardı. Renk ve kökenlerine bağlı olarak köleler arasında bir hiyerarşi üreten Osmanlılar, Erdem’in ifade ettiği gibi “kendilerini Çerkes kölelerinden yoksun bırakmaya hazır değillerdi.”111 Köleliğe ilişkin sosyo-kültürel algıları konuyla ilgili tepki ve eylemlerini şekillendiriyordu.112 Çerkeslerin dahil olduğu beyazlar hiyerarşinin tepesinde, Afrika kökenliler en altında yer alıyordu.113 Alınan tüm tedbirlere karşın hür Çerkeslerin alım satımının engellenmesinde istenen başarının elde edilememesinin, bürokratların yakından bildiği üzere, bu algılarla yakın bir ilgisi vardı. Çerkes kölelere yönelik talebin yoğunluğu arzın genişliğiyle birleşerek böyle bir ticareti cazip kılıyor; mevcut kargaşa hür insanların köleleştirilmesini kolaylaştırıyordu. Çerkes kölelerin nispeten bol ve rahat ulaşılabilir olduğu bir dönemde, 1863 ilkbaharında, Pertevniyal Vâlide Sultan kethüdasına, “güzel” Çerkes kızlarını kastederek, “biz bir şey bulamıyoruz” diye dert yakınacaktır. Ona göre “güzel” Çerkes kızları, onları taşıyan gemiler İstanbul’a ulaşmadan Boğaz’da durdurularak satın alınıyordu. Vâlide Sultan, kethüdasından Trabzon valisinin kimseye göstermeden kendisi için cariye ayırıp ayıramayacağının sorulmasını isteyecektir.114

Osmanlıların Çerkes köleliğine ilişkin tavır ve politikaları sosyo-kültürel tercihleri yansıtacak ve kölelere talep gösteren toplumsal kesimlerin çıkar ve beklentilerini kollayacak şekilde gelişecektir. Konuya harcanan mesai ve yapılan girişimlerin ana hedefi köle ticaretini yasaklamak değil kontrol altında tutmaktı. Bu ticaretin yüzyıllardır biriktire geldikleri alışkanlıklar üzerinden sorunsuz bir şekilde devam etmesini arzu ediyorlardı. Bunun bir yansıması olarak buldukları her fırsatta yaşlıların satılmasına ve çoluk çocuk sahibi ailelerin dağılmasına tepki göstereceklerdir. Kısa dönemli tedbirlere yönelmelerine karşın uzun vadede Çerkes köle ticaretine halel getirecek önlemler almaktan geri duruyorlardı. Bununla birlikte temel olarak İslam Hukuku’nun konuyla ilgili hükümlerini kullanarak hür Çerkeslerin alım satımının yapılmasına taviz vermeden karşı durmaya kararlıydılar. Hür olduklarını iddia eden Çerkes kölelerin hürriyetlerini kanıtlamalarına imkân tanıyan kanalların düzenlenmeye, açık tutulmaya ve kontrol edilmeye çalışılması devletin konuyla çok yakından ilgilendiğinin göstergesiydi. Rumeli Kazaskerliği Mahkemesi’nin yetkili bir kurum olarak ön plana çıkarılması hürriyet iddialarına ilişkin süreçleri kontrol altında tutmaya ve suiistimalleri önlemeye dönük güçlü isteklerini yansıtıyordu.

Rumeli Kazaskerliği Mahkemesi, karar verme yetkisine sahip bir kurum olarak, Çerkes göçü ve köleliği etrafındaki tartışma ve hareketliliğin yoğun olduğu 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde (ve sonraki) dönemlerde gerçekleşen hürriyet arayışlarında hayati bir yer üstlenecektir. İmparatorlukta Çerkes köleliğini tartışan, buna karşı çıkan ya da taraftar olan bürokratlar dahil herkes nihai olarak bireysel ya da toplu başvurularda mahkemenin vereceği kararlara razı olmak ve uymak zorundaydı. Mahkemenin kararlarını Meclis-i Vâlâ üyesi Osman Paşa örneğinde olduğu gibi beğenmeyenler ve eleştirenler vardı ancak bu kararlara müdahale edilemiyordu. 1860’lar ve 1870’lerde yapılan çeşitli düzenlemeler teorik olarak, dolaylı da olsa, mahkemenin sınırlarını daraltıyordu. Ne var ki tüm bu düzenlemelerin mahkemenin otoritesine halel getirdiğini ifade etmek güçtür.

İmparatorluğun Çerkes köleliğine ilişkin politikalarının en önemli enstrümanlardan biri olan mahkemenin karar verme pratikleri İslam Hukuku’nun hürriyet arayışı içindeki Çerkeslerin lehine yorumladığını ve kullanıldığını gösteren çok sayıda işaret barındırmaktadır. Mahkemenin kapısını çalanların büyük bir kısmı, neredeyse dörtte üçü, hürriyetlerine kavuşuyordu. Başvuranlar paşalar ve müderrisler gibi sivil ve askeri bürokrasinin tepesindeki isimlere karşı açtıkları hürriyet davalarını kazanabiliyordu. Bununla birlikte mahkemeyi ve Çerkes köleliğini hikâyenin yalnızca bu tarafıyla sınırlı kalarak değerlendirmek doğru değildir. Burada iki hususu gözden kaçırmamak yerinde olacaktır. Birincisi sahipleriyle birlikte göç eden ve geldikleri yeni topraklarda kölelik bağlarının artık çözüldüğünü, herkesin hür olduğunu düşünen Çerkeslerin yürüttüğü mücadelenin mahkemede hiçbir karşılığı yoktu. İslam Hukuku’nu referans alan mahkeme onları sahiplerine itaat etmeleri gereken köleler olarak görüyordu. Mahkemenin buradaki hareket alanı sınırlıydı. Buradaki sorun ancak, tıpkı siyah köle ticaretinde olduğu gibi, kanuni düzenlemelerle aşılabilecek bir meseleydi. İkincisi elbette köle ve köleleştirilmiş Çerkesleri sürekli bir şekilde ilişkinin zayıf tarafı olarak tasvir etme yanılgısına düşülmemelidir. Onların da kendilerine göre başvurdukları stratejileri ve kullandıkları iletişim ağları vardı. Yine de birçoğu büyük travmalar yaşamış, kimi kimsesi olmayan, hatta ailelerini dahi bilmeyen kölelerden/köleleştirilmiş insanlardan hür olduklarını kanıtlamalarını beklemek altından kalkılması zor ve ağır bir sorumluluktu.

114 İBBAK, PVS.EVR, 2806.

Kaynaklar

Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA)
Bâbıâli Evrak Odası (BEO), 303/22678.
Dahiliye Nezareti Mektubî Kalemi Evrakı (DH.MKT), 181/34.
İrade Meclis-i Mahsus (İ.MMS), 31/1285, 34/1407.
Meclis-i Vâlâ Evrakı (MVL), 566/67; 720/28; 815/28; 964/64.
Sadaret Mektubî Kalemi Meclis-i Vâlâ Evrakı (A.MKT.MVL), 140/4.
Sadaret Mektubî Kalemi Nezaret ve Devair Evrakı (A.MKT.NZD), 226/54.
Sadaret Mektubî Kalemi Umum Vilayat Evrakı (A.MKT.UM), 413/92; 417/41; 417/48;
419/93; 422/43.
Sadaret Mektubî Mühimme Kalemi Evrakı (A.MKT.MHM), 186/34; 482/53; 419/73.
Şurâ-yı Devlet Evrakı (ŞD), 2402/40; 2464/9.
Yıldız Esas Evrakı (Y.EE), 94/29.
Yıldız Perakende Evrakı Başkitabet Dairesi Maruzatı (Y.PRK.BŞK), 12/81.
Zabtiye (ZB), 4/41.

İstanbul Müftülüğü Şer‘iyye Sicilleri Arşivi (İMŞSA)
Ahi Çelebi Şer‘iyye Sicilleri (AŞS), 200; 376; 390.
Bâb Şer‘iyye Sicilleri (BŞS), 199; 200; 201; 202; 203; 204; 205; 206.
Davudpaşa Şer‘iyye Sicilleri (DŞS), 115; 122; 130; 134.
Mahmudpaşa Şer‘iyye Sicilleri (MŞS), 138.

Rumeli Kazaskerliği ve Sadareti Şer‘iyye Sicilleri (RŞS), 547; 549; 551; 554; 555; 556;
557; 558; 559; 560; 561; 562; 564; 565; 570; 583; 597.
Üsküdar Şer‘iyye Sicilleri (ÜŞS) 540.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı (İBBAK)
Pertevniyal Vâlide Sultan Evrakı (PVS.EVR), 2806; 4172
Fatma Aliye Hanım Evrakı (FA.EVR), 12/27; 12/16; 12/31.

Fetva ve Sakk Mecmuaları
Debbağzade Numan Efendi: Tuhfetu’s-Sukûk, İstanbul: Dârü’t-Tıbaati’l-Âliye 1259.
Netîcetü’l-Fetâvâ, der. Es-Seyyid Ahmed Efendi ve Es-Seyyid Hafız Mehmed b. Ahmed el-Gedûsî, haz. Süleyman Kaya, Betül Algın, Ayşe Nagehan Çelikçi ve Emine Kaval, İstanbul: Klasik Yayınları 2014.

Gazete/Mecmua Yazıları
Haytuk Tevfik Talat ve Gotuk Halid: “Esir Ticâreti,” Sadâ-i Millet, 111 (9 Rebiülevvel 1328/21 Mart 1910), s. 4.
Rûznâme-i Ceride-i Havâdis, 203 (25 Safer 1282/20 Temmuz 1865), s. 1.

Yayınlanmış Eserler
Açba, Leyla: Bir Çerkes Prensesinin Harem Hatıraları, İstanbul: Timaş Yayınları 2010.
Aksoy, Elbruz: Beyaz Köleler Son Sesler, İstanbul: İletişim Yayınları 2022.
Akyıldız, Ali: Tarihçilik ve Yöntem Üzerine, İstanbul: Timaş Yayınları 2021.
Akyıldız, Ali: “Herkesin Bildiği Sır: Osmanlı Toplumunda ve Padişah Hareminde Gayrimeşru Köle ve Cariyeler,” Türklük Bilgisi Araştırmaları/Journal of Turkish Studies: Özer Ergenç Armağanı I, 51 (2019), s. 177-217
Akyıldız, Ali: “Pertevniyal Vâlide Sultan,” TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), XXXIV (2007), s. 239-240.
Araz, Yahya: Osmanlı İstanbul’unda Çocuk Emeği: Ev İçi Hizmetlerde İstihdam Edilen Çocuklar (1750-1920), İstanbul: Kitap Yayınevi 2020.
Araz, Yahya: “Cariyeler, Efendiler ve Pusuda Bekleyenler: Osmanlı İstanbul’unda Hamile ve Çocuk Annesi Cariyeler Üzerine Düşünceler,” Kebikeç, 37 (2014), s. 233-260.
Araz, Yahya: Osmanlı Toplumunda Çocuk Olmak 16. Yüzyıldan 19. Yüzyıl Başlarına, İstanbul: Kitap Yayınevi 2013.

Argıt, Betül İpşirli: Hayatlarının Çeşitli Safhalarında Harem-i Hümayun Cariyeleri, 18. Yüzyıl, İstanbul: Kitap Yayınevi 2017.
Atar, Fahrettin: “Mükâtebe,” TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), XXXI, 2006, s. 531-533.
Başoğlu, Tuncay: “Tezkiye,” TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), XLI, 2012, s. 77-79.
Canbakal, Hülya ve Alpay Filiztekin: “Slavery and Decline of Slave-Ownership in Ottoman Bursa, 1460-1880,” International Labor and Working-Class History, 97 (2020), s. 57-80.
Cuthell Jr., David Cameron: The Muhacirin Komisyonu: An Agent in the Transformation of Ottoman Anatolia 1860-1866, (Doktora Tezi) Columbia University, 2005.
Çiçek, Nazan: “‘Talihsiz Çerkeslere İngiliz Peksimeti’: İngiliz Arşiv Belgelerinde Büyük
Çerkes Göçü (Şubat 1864-Mayıs 1865),” Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 64/1 (2009), s. 57-88.
Demirel, Fatmagül: Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri (1876-1914), İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi 2010.
Elbirlik, Leyla Kayhan: “Reflections of Modernity in the Eighteenth Century: The Specialization of the Davud Paşa Court in Marriage-Related Disputes,” Archivum Ottomanicum, 33 (2016), s. 119-135.
Erdem, Ufuk: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Muhacir Komisyonları ve Faaliyetleri (1860-1923), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları 2018.
Erdem, Y. Hakan: Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909, çev. Bahar Tırnakcı, İstanbul: Kitap Yayınevi 2013.
Erünsal, İsmail E.: “Osmanlı Mahkemelerinde Şâhitler: Şuhûdü’l-‘udûlden Şuhûdü’l-hâle Geçiş”, Osmanlı Araştırmaları, 53 (2019), s. 1-50.
Faroqhi, Suraiya: Slavery in the Ottoman World: A Literature Survey, Berlin: EB Verlag 2017.
Grassi, Fabio L.: Yeni Bir Vatan Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu’na Zorunlu Göçü (1864), çev. Birgül Göker Perdisa, İstanbul: Tarihçi Kitabevi 2017.
İnalcık, Halil: “Osmanlı İmparatorluğu’nda Köle Emeği,” Doğu Batı Makaleler II, Ankara: Doğu Batı Yayınları 2008, s. 123-153.
İpek, Nedim: Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları 1999.
İstanbul Kadı Sicilleri 86 İstanbul Mahkemesi 137 Numaralı Sicil (H. 1236-1238/M. 1821-1822), çeviri yazı Ayhan Işık-Esra Yıldız, İstanbul: Kültür AŞ 2019.
Karamursel, Ceyda: “Transplanted Slavery, Contested Freedom, and Vernacularization of Rights in the Reform Era Ottoman Empire,” Comparative Studies in Society and History, 59/3 (2017), s. 690-714.

Karamursel, Ceyda: “The Uncertainties of Freedom: The Second Constitutional Era and the End of Slavery in the Late Ottoman Empire,” Journal of Women’s History, 28/3 (2016), s. 138-161.
Karpat, Kemal H.: Osmanlı Nüfusu 1830-1914, çev. Bahar Tırnakçı, İstanbul: Timaş Yayınları 2010.
Kaya, Süleyman: “Mahkeme Kayıtlarının Kılavuzu: Sakk Mecmuaları,” Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 3/5 (2005), s. 379-416.
Kokdaş, İrfan ve Yahya Araz: “The Changing Nature of the Domestic Service Sector in the 19th-Century Istanbul: Female Slaves and Wage Earning Girls,” Archiv Orientální, 90 (2022), s. 61-91.
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, İstanbul: Matbaa-i Osmaniye 1300.
Moustakas, Konstantinos: “Slave Labour in the Early Ottoman Rural Economy: Regional Variations in the Balkans during the 15th Century,” Frontiers of the Ottoman Imagination Studies in Honour of Rhoads Murphey, ed. Marios Hadjianastasis, Leiden: Brill 2014, s. 29-43.
Pakalın, Mehmet Zeki: “Esir Pazarı,” Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi 1983, s. 553-554.
Sak, İzzet: “İranlı Kölelerin Satışının Yasaklanması ve İlgili Fermanlar,” Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 1 (1994), s. 259-266.
Samipaşazade Sezai: Sergüzeşt, İstanbul, Kitabhane-i Sûdi 1924.
Saydam, Abdullah: Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları 1997.
Saydam, Abdullah: “Esir Pazarlarında Yasak Ticaret: Hür İnsanların Satılması,” Toplumsal Tarih, 28 (1996), s. 43-49.
Şentop, Mustafa: Osmanlı Yargı Sistemi ve Kazaskerlik, İstanbul: Klasik Yayınları 2005.
Şuenu, Mehmed Fetgeri: Osmanlı Âlem-i İctimâ‘isinde Çerkes Kadınları, İstanbul: Zarafet Matbaası 1914.
Tabakoğlu, Ahmet: “Osmanlı İstanbul’unun Su Tarihi,” Antik Çağ’dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi, c. 6, ed. Coşkun Yılmaz, İstanbul: İBB Kültür AŞ 2015, s. 82-117.
Toledano, Ehud R.: Suskun ve Yokmuşçasına: İslâm Ortadoğusu’nda Kölelik Bağları, çev. Y. Hakan Erdem, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları 2010.
Toledano, Ehud R.: Osmanlı Köle Ticareti 1840-1890, çev. Y. Hakan Erdem, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları 1994.
Tucker, Judith E.: Women in Nineteenth-Century Egypt, Cambridge: Cambridge University Press 1985.
Turhan, Fatma Sel: 18. Yüzyıl Osmanlı’da Savaş Esirleri, İstanbul: Vadi Yayınları 2018.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı: Osmanlı Tarihi, IV. Cilt, 1. Bölüm, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları 1982.
Van-Lennep, Henry J.: Travels in Little-Known Parts of Asia Minor, 1, London: John Murray 1870.
White, Joshua M.: “Slavery, Manumission, and Freedom Suits in the Early Modern Ottoman Empire,” Slaves and Slave Agency in the Ottoman Empire, eds. Stephan Conermann and Gül Şen, Göttingen: Bonn University Press, 2020, s. 283-318.
Yağcı, Zübeyde Güneş: “Slave Traders (Esirciler) in the Ottoman Empire,” Slaves and Slave Agency in the Ottoman Empire, eds. Stephan Conermann and Gül Şen, Göttingen: Bonn University Press 2020, s. 321-352.
Zilfi, Madeline C.: Osmanlı İmparatorluğu’nda Kölelik ve Kadınlar (1700-1840), çev. Ebru Kılıç, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2018.

Kaynak: Academia

Çerkesya Araştırmaları Merkezi-ÇAM
Diğer Haberler
  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks