Milli Mücadelede Unutulmuş Bir Dram: Günah Keçisi Çerkesler - 2- Nurgün KOÇ

#13511 Ekleme Tarihi 04/06/2026 01:04:31

Milli Mücadelede Unutulmuş Bir Dram: Günah Keçisi Çerkesler -2-
(Gönen - Manyas Çerkes Sürgünü - Adıge Tecıjığye) Nurgün KOÇ*

Bu konudaki son gelişmeleri yine Mehmet Fetgerey’den öğrenmek mümkündür. Şöenu, bu baştan sona yanlışlıklar silsilesi içeren uygulamayı düzeltmeye yönelik eline geçen resmi genelgenin içeriğini aktarmıştır. Buna göre Millî Savunma Bakanlığı’nın 23 Ağustos 1923 tarihli bildirisine göre;

“İstanbul komutanlığına gelen cevap mektup Bakanlar Kurulunca kabul edilen kararname koşullarına uyularak, içeriye taşınan köylerden, hayatta bulunan subay ve asker kişilerin, karılarının ve geçimlerinden sorumlu oldukları akrabalarının, Anadolu İhtilali Cemiyeti’nin Anadolu’ya çıkardığı ve çıkaracağı düşünülebilen soyguncularla ilişkili olmadıkları ve sabıka kayıtları düzgün olduğu takdirde gönderilmeyerek ayrıcalık gösterilmesinin uygun görüldüğü, bundan başka gerek milli savaşta, gerek çarpışmalarda ve gerekse soyguncu izlenmesinde şehit olanların dul zevceleri ve evli olmayan kız kardeşleri ile çocukları ve yaşlı baba ve anneleri de gönderilmede ayrı tutulmuş olup bu nedenle ilgili iller ile bakanlığımıza doğrudan bağlı sancaklara duyurulduğundan bu gibileri, yanlışlıkla gönderilenler varsa, yerel sivil yönetime başvurduklarından geri gönderilecekleri, Savunma Bakanlığından bildirilmektedir. Bilgi edinilmesiyle bu gibi ailelere askere alma şubeleri ve diğer makamlarca kolaylık gösterilmesi ve yukarıda açıklandığı gibi işlem yapılması
duyurulur.”
Bu genelgenin üzerinden aylar geçmesine rağmen geri dönebilenlerin sadece 20 Hane kadar olduğunu belirtmiştir.64

47 Sürgün edilen Çerkes köylerinin sadece Gönen- Manyas çevresindeki köylerden oluşmadığı anlaşılmaktadır. Yelbaşı’nın bildirdiğine göre 1923 yılının Ocak ayında Midilli’ye yakın “Yeniköy” adlı 31 haneden oluşan Çerkes köyü kaldırılarak Konya ve Niğde’ye sürülmüşlerdir. Bakanlar Kurulu Başkanı ve Başbakan Rauf (Orbay) Bey’in, sürgünün mutasarrıf kontrolünde yapılmasını istediğini, bu sayede asker yerine sivil kontrolü ile yıkımı azaltmak gayesinde olabileceğini ifade etmiştir, Bkz., Türkiye Çerkesleri Osmanlı’dan Türkiye’ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik, İletişim Yayınları, İstanbul 2019, s.182.

48 Kanunlar Dergisi, Kanun No: 356, C: II, 18.10.1339 (1923).

49 Başlarında askerler olan 14 köyün sakinlerini gittikleri yerlerde ‘siz de mi Ermeniler gibi isyan ettiniz’ diyerek taşlamışlar. Özellikle 1864 Kafkas sürgününü gören yaşlılara bu durum çok daha ağır gelmiş. “Bizim köyden 45 kişi ölmüş kahırdan”, Bkz., Ayça Örer, “Yara Bandı”, Ot.

50 Mehmet Fetgerey Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne İkinci Sunu, Nartların Sesi Yayınları, İstanbul 1923, s.35.

51 Şöenu, a.g.e., s.27.

52 Şöenu, a.g.e., s.33-34.

53 Şöenu, a.g.e., s.34-36. Ilıca köyünün nüfusunu Şöenu 75 olarak göstermişse de hane sayısının 5 kişi olarak hesaplandığını belirttiğinden yanlışlık olduğu düşünülerek 250 rakamı yazılmıştır. Ayrıca bazı köy adlarındaki yazım yanlışları düzeltilmiştir: Üçpeykâr- “Üçpınar”; Ilıca- “Ilıcak”; Karaçalık- “Karaçakıl”, Bolcaağaç- “Bölceağaç”. Geniş bilgi için Bkz., Tacettin Akkuş, Gönen ve Köyleri Tarihçesi, MVT Yayıncılık, İstanbul 2010.

54 Şöenu, a.g.e., s.36-37.

55 Şöenu, a.g.e., s.37-38. Bazı küçük toplama hataları düzeltilmiştir.

56 Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne Sunu, Nartların Sesi Yayınları, İstanbul 1923, s.17, 33.

57 Şöenu, a.g.e., s.19.

58 Halide Edip Adıvar, Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı “Ateşten Gömlek” romanında bir Çerkes köyünden geçerken düşündüklerini şöyle ifade etmiştir: “Niçin beş on Çerkes, padişahla beraber millet yolundan başka bir yolda gidiyor diye kızıyorduk. Onlardan Türk toprakları üzerinde vadedilen hükûmetler bir efsane olduğunu bilenler bizimle beraber değil midirler? Bizimle elele ihtilâlin en fedakâr uzuvlarından bazıları onlar değil miydi? Öbür tarafta vuruşanlar arasında kaç tane nankör evlâdımız yok muydu? Bu güzellik, bu şiirle kanımızda atan kardeşlerimiz ne kadar zaman vefa ile, kahramanlık ile omuz omuza kendilerinin olan bu memlekette ölmüşlerdi. Kaç namdar paşa, kaç isimsiz fedakâr yüzlerce seneden beri bizimle ve bizden değil miydi? Bulutların açıp kıstığı muzlim bir deli ışığın altında yeşil balkondaki beyaz efsane kadın, kırmızı topraklı yolda giden zarif ve erkek hayal kalbimi iyilik ve muhabbetle doldurdu. Her millet hakkını aldığı vakit Şimalî Kafkasın Kartal tepeleri üstünde bu güzel kardeşlerimiz vatanlarını kurarken istedim ki benim de onlar için akıtacak kanım, dövüşecek bir tek sağ kolum olsun. Atımı köye doğru sürdüm…”, Bkz., Halide Edib Adıvar, Ateşten Gömlek, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul 1943, s.71.

59 Şöenu, a.g.e., s.19, 4.

60 Şöenu, a.g.e., s.11-12.

61 Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne İkinci Sunu, s.26.

62 Bunlardan biri en başından itibaren Batı Anadolu’da yararlı faaliyetleri olan Bekir Sami (Günsav) Bey’dir. Çerkesler’in geri dönüşlerine yönelik ve özellikle şehit ailelerinin de sürgüne tabi tutulmalarının yanlışlığına işaret etmiştir. Millî Savunma Bakanı Kâzım (Özalp) Paşa’ya Gönen- Manyas yöresindeki Çerkes köylerinin sürgünü ile ilgili gönderdiği mektupta, bu tehcir sırasında şehitlerin yetimleri ve dul eşlerinin de ayrı tutulmayarak muhacir gruplarıyla birlikte gönderildiklerini üzülerek öğrendiği belirtmiştir. Kâzım Paşa’ya Salihli’de teşkilata başladığında yaptığı çalışmaları hatırlatarak yerel halkın maneviyatını yükseltmek için doğduğu yer olan Manyas’tan da 50 atlı istediğini, Bursa’ya bunların pek azını getirebilmiş olsa da daha sonra Manyas’tan birkaç yüz kişiyle takviye edildiklerini, çeşitli cephe ve mevkilerde bu adamlardan şehit düşenler olduğunu söylemiştir. “Yalnız ve yalnız emirlerimle, ilk kara günlerde, bağımsızlık ve vatan uğrunda şehit düşen özverili şehit düşen özverili insanların yetimlerinin ve dul eşlerinin yerlerine geri gönderilmesini ve ayrı tutulmalarını yüksek kişiliğinizden özellikle rica ediyorum.”, Bkz., Berzeg, Çerkes- Vubıhlar Soçi’nin İnsanları, s.596-597.

63 İzzet Aydemir, “Gönen-Manyas Çerkeslerinin Sürgünü”, http://www.kafdav.org.tr/documents/manyassurgunu.pdf, Erişim Tarihi: 07.08.2022.

64 Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne İkinci Sunu, s.40-41.

Toplu ve Bireysel Cezalandırmaların Etkileri

Hayri Ersoy’a göre Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yürüten ve Cumhuriyeti kuran Türkçü İttihat ve Terakki kökenli kadrolar, 1923’te Manyas havalisindeki Çerkes köylerini Yunanistan’da kurulmuş ‘Anadolu İhtilali Cemiyeti Osmaniyesi’65 ile iş birliği gerekçesiyle Doğu’ya sürgün ederek can ve mal kaybına neden olmuşlardır. Çerkesler’in hak etmedikleri bir suçlamayla lekelenmelerini kabul edemeyen Teavün Cemiyeti üyelerinden ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü kurucularından Mehmet Fetgerey Şöenu, Çerkesler’in haklarını korumak için mücadele etmiş, milletvekillerinin dikkatini çekmeye çalışmıştır. Şöenu’nun bu girişiminin önemi diaspora tarihinde ilk kez bir Çerkes aydınının toplumu hedef alan resmi uygulamaya itiraz etmesidir. Çerkes tarihinin yazılması girişiminin önlenmesi ve “Çerkes Özdenleri” adlı piyesin sergilendiği tiyatro binasının yıkılması bir tarafa bırakılırsa, sürgün ile diasporada kitleye karşı ilk kez düşmanca bir tutum sergilenmiştir. Bu olay, 1864 Büyük Sürgününün üzerinden geçen elli sekiz yılda iyi ve kötü günde kaderine ortak oldukları bu topraklarda Çerkesler’e hâlâ kuşkuyla bakılmasının göstergesiydi.66 Gerçekten de Kurtuluş Savaşı’ndaki gelişmeler içinde hem bireysel hem de toplu olarak en fazla Gönen ve civarındaki Çerkesler’in cezalandırıldığı görülmektedir.

Gönen halkının Kurtuluş Savaşı’na katkısı ve düşmana karşı vermiş olduğu mücadelelere rağmen, 150’likler listesinde, Gönen ve civarından yer alan kişilerin sayı olarak çokluğu -86 kişi-ve bunların da genellikle Çerkesler’den oluşması oldukça dikkat çekicidir.67

Müttefikler ile Ankara arasında Lozan görüşmeleri başladığında68 bölgedeki güvenlik sorunları Ankara için dezavantaj yaratabileceğinden sorunun kısa süre içinde çözülmesi gerekmekteydi. Bu çerçevede Ankara, bölgedeki zararlı Çerkesler’i uzaklaştırma kararını almıştır. Çerkesler suçlu ya da masum olduklarına bakılmaksızın köylerinden sürülmüşlerdir. Ankara, böylelikle sadece eşkıyalık faaliyetlerini sınırlandırmakla kalmayarak Gönen-Manyas bölgesindeki Çerkesler’i ayrım gözetmeksizin Anadolu’nun içlerine ve doğusuna atarak cezalandırmıştır.69

Murat Özden, İzale-i Şekavet Kanunu’na dayandırılarak gerçekleştirilen Gönen-Manyas Çerkes sürgününün sadece Çerkesker’e uygulandığını oysa o dönemde eşkiyalığa karışmamış hiçbir etnik topluluk; Türk, Arnavut70, Pomak, Çerkes, Laz, Kürt vb. olmadığını belirtmiştir. Gönen- Manyas Çerkesleri’nin Mustafa Kemal Paşa ile Enver Paşa arasındaki politik mücadeleye kurban gittiklerini, bu mücadelenin aracı olarak Midilli Adası’nda kurulmuş olan ‘Anadolu İhtilal Komitesi’ adlı silahlı örgütten ne sürülen zavallı Çerkesler’in ne de Enver Paşa’nın haberinin olmamasının ayrıca trajikomik olduğunu belirtmiştir.71 Çerkes sürgünü hız kesmeden devam ettirilirken Enver Paşa hayatta değildi. 4 Ağustos 1922’de Anadolu’dan çok uzaklarda Afganistan sınırındaki dağların ücra tepesindeki bir köyün dışında bir Rus süvarisi tarafından vurulmuştu.72

Ayrıca her ne kadar marjinal bir katılım sağlanmışsa da gerek İzmir’de toplanan Çerkes Kongresi gerekse Çerkes Ethem, Kuşçubaşı Eşref ve diğer milliyetçilik karşıtı Osmanlı saltanatına sadakatleri olan Çerkesler dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti rejimi Çerkesler’i tehlikeli görerek baskı altına almış ve Çerkes kimliği73 açıkça bastırılmıştır. Bu durum Demokrat Parti iktidarına kadar sürmüştür.74

Göker, Gönen- Manyas Çerkes sürgününün, kısa erimli operasyonel kaygılarla hesaplanmış olsa da yeni rejimin lider kadrolarının, tehlike durumunda imparatorluk geleneği ile hareket edip, zorla yerinden etmeye kolaylıkla başvurabildiklerini göstermeleri açısından dikkate değer olduğunu ifade etmiştir. “Bu erken örnek, devletin ‘itaatsiz’ saydığı unsurları stigmatize etme kapasitesi konusunda çok şey anlatır. Yeni rejimin muktedirleri açısından Osmanlı mirası zorunlu göç seçeneğini test etmede bir ilk örnek teşkil eder ve zorunlu göçün belli etnik topluluklara tatbik edilmesinin maliyetleri ve imkânlarını muktedirlere sunar…. İç sürgün öncelikle bölge Çerkeslerinin iktisadi ve siyasal gücünü kırma işlevini yerine getirmiştir. İkinci olarak, Çerkes topluluğunun ‘terbiye’ edilmesini ve Türklük’le ıslah edilmelerini sağlamıştır…Gönen- Manyas iç sürgününün bir diğer önemi Çerkes topluluğunu ilgilendiren boyutudur. İç sürgün, 1864 travmasının izlerini henüz üstlerinden atamamış Çerkes topluluğuna yeni rejime yönelik çatışmalı bir ilişkinin toplumsal maliyetlerini belletir: yeniden yurtsuzlaşma, mülksüzleşme ve stigmatizasyon. Gönen-Manyas sürgününü hatırlamayı ve/veyahut unutmayı tercih eden Çerkesler için, Gönen- Manyas hadisesi, ev sahibi toplumla ve devletle tesis edecekleri ilişkide hangi hayatta kalma stratejisini hayata geçirecekleri konusunda belirleyici olmuştur. Bölgedeki Çerkes topluluğunun iç sürgün konusunda suskunluğa gömülmesi, iç sürgünü topluca unutmayı yeğlemeleri Türklük Sözleşmesine dâhil olmalarının ön koşulu olmuştur.”75

65 Yelbaşı, Anadolu İhtilal Cemiyeti’ndeki Çerkesler’in ve diğer silahlı grupların milli bir hedef ve düşüncelerinin olmadığını, kolaylıkla bir araya gelebildiklerini belirtmiştir, Bkz., Türkiye Çerkesleri Osmanlı’dan Türkiye’ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik, s.177.

66 Hayri Ersoy, Dili Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler, Nart Yayıncılık, İstanbul 1993, s.16.

67 Cemile Şahin, “Gönenli Yüzellilikler”, 2nd International Symposium of Bandirma and its Surroundings, September 17-19, Bandırma 2019, s.22, 26. 150’likler içinde Gönen çevresinden kişilerin sayısının fazlalığı, bir başka düşünceye göre, Lozan sonrasında yeni hükümetin ve Cumhuriyet rejiminin belki de kendisi ile ilk hesaplaşması olarak değerlendirilmiştir, Bkz., Deniz Doğru, “Yakın Tarihimizde Bir Sürgün Hikâyesi: ‘Yüz Ellilikler’”, Türk- İslâm Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, C: XI, Sayı: 21, 2016, s.224. TBMM’nde 3 Nisan 1340 (1924) tarihinde yapılan görüşmelerde Lozan Antlaşması gereğince ilan olunacak olan genel aftan hariç tutulacak 150 kişilik liste üzerinde görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Müzakerelerden birkaç liste hazırlandığı anlaşılmaktadır. Dâhiliye Vekili Ferit Bey, bir 150’lik defteri, bir 300’lük defteri, bir 600’lük defteri, bir de tabiiyetten dolayı çıkarılanlara ait defterler olduğunu söyleyerek 150 kişi ile sınırlamak zorunda olduklarını belirttiğinde Isparta Vekili Hüseyin Hüsnü Efendi, “Aman gospodinin çuvalı gibi olmasın ha” sözüyle karşılık vermiştir. Görüşmelerde seçilenlerin bir kısmının “Türk milleti ve Türklük aleyhinde harekette bulunduğu”, bir kısmının eşkıyalık yaptığı, örneğin eşkıyalık yapanların zaten tutuklanmış ve suçlarını çekmekte olduklarından siyasi listeye sokulmalarının ne gereği olduğu vb. tartışmalar olmuştur. Dâhiliye Vekili Ferit Bey ortaya konan kıstasları şu sözlerle belirtmiştir: “Efendim; demin arz etmiş olduğum vech üzere Sevr muahedesini kabul ve imza eden kabine, Sevr muahedenamesini Paris’te imza eden heyet-i murahhasa. Sonra Kuva-yı inzibatiye, sonra Çerkes Ethem ve avanesi, İzmir Çerkes Kongresine murahhas olarak iştirak edenler, hıyanet-i vataniyede bulunan memurin-i mülkiye, askeriye, hıyanet-i vataniye ile maznun polis rüesası, hain gazeteciler, sonra hıyanet-i vataniyede bulunan diğer eşhas (Hangi eşhas sesleri). Canım efendim; okuyunca anlaşılır. Eşkıya vesaire. Bilmem başka prensip istiyor musunuz? Bu, bundan ibarettir.”, Bkz., TBMM Gizli Celse Zabıtları, 16 Nisan 1340 (1924); Akt., Erdoğan Aslıyüce, Türk Tarihinde İşbirlikçiler ve 150’liker, Yesevi Yayıncılık, İstanbul 2009, s.151-164. Lozan Muahedesi mucibince ilân olunacak affı umumiden hariç tutulacak 150 kişilik liste üzerinde görüşmeler sırasında İsmet Bey “Meclis böyle hissiyatı şahsiye üzenine karar ittihaz edemez,” demiştir, Bkz., TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 44, C: 4, 22/23.4.1340 (1924). Tartışmalardan ve dolaşan farklı defterlerden hukuki zeminde bir kriter oluşturulamadığı, eksik kalan 1 kişinin listeye dahil edilmesi sırasındaki görüşmelerden açıkça anlaşılmaktadır. Genel aftan istisna edilecek 149 kişiye, Köylü Gazetesi sahibi Refet’in dahil edilmesiyle 150’lik defter onaylanmıştır, Bkz., BCA, 30.18.1.1.9.27.1. Genel Af Kanunu’na bağlı olarak Türkiye’de ikametten men edilen 150 kişilik listede yer alan şahısların taşınır ve taşınmaz mallarının durumu ile ilgili 10.9.1340 (1924) tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararı için Bkz., BCA, 30.18.1.1.11.43.16. Lozan’da kabul edilen 24 Temmuz 1923 tarihli Afv-ı Umumi Beyanname ve Protokolünde söz konusu 150 kişilik listede adı geçen kişilerin Türkiye vatandaşlığından çıkarılması hakkındaki 10 Nisan 1927 tarihli yasa tasarısı hakkında Bkz., BCA, 30.18.1.1.23.22.13.

68 Çerkesler’e uygulanan sertlik tutumunun sadece güvenlik kaygısına dayanmadığı anlaşılmaktadır. Çerkes dernekleri ve okulları da kapatılmıştır. “Lozan’dan bir ay sonra ilk önce Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti, daha sonra, 5 Eylül 1923 tarihinde, İstanbul Maarif Müdürlüğü'nce 1919 yılında Beşiktaş Akaretler’de 52 numaralı binada kurulmuş olan Çerkes Numune Mektebi kapatıldı. Kapatılması yetmiyormuş gibi, birkaç gün sonra kurucuları arasında yer alan Seza Pekhu Hanım gözaltına da alındı.”, Bkz., Cahit Aslan, “Türkiye’de Milli Kimliğin İnşası ve Farklı Etnik Grupların Durumu: Çerkesler Örneği”, file:///C:Users/Pc/Downloads/TÜRKİYEDE MİLLİ KİMLİĞİN İNŞASI-2.pdf, Erişim Tarihi: 09.11.2022.

69 Yelbaşı, Civil War, Violence And Nationality from Empire to Nation State : the Circassians in Turkey (1918-1938), s.171; Yelbaşı, “Exile, Resistance and Deportation: Circassian Opposition to the Kemalists in the South Marmara in 1922- 1923”, Middle Eastern Studies, C: LIV, Sayı: 6, 2018, s.944.

70 Refet (Bele) Bey, Meclis’te, Umum Jandarma Kumandanı olduğu sırada eşkıya ile mücadele yöntemlerini anlatırken asi Ethem’e ve Demirci Efe’ye, zeybeklere vb. otorite kurmanın kolay olmadığını ifade etmiştir. Vaziyete hâkim olarak 400 Arnavut şakiyi vapura doldurup İstanbul’a götürdüğünü anlatmıştır, Bkz., TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 87, C: 2, 19. 8. 1338 (1922).

71 Özden, a.g.e., s.114, 11.

72 Murat Bardakçı, Enver, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2015, s.375.

73 Kültürün önemli unsurların olan dilin kaybolması da bu çerçevede düşünülebilir. “Dil düşüncenin aracıdır, ya da kendisidir, çünkü kelimeler olmadan düşünülemez. İnsan hangi dili konuşuyorsa o dille düşünür. Dilin değişimi, kültür ve kimlik değişimini de beraberinde getirir. Örneğin, bugün Türkiye’de yaşayan Çerkesler Türkçe konuşuyorlarsa kimlikleri, duygusal boyutta Çerkes kimliği olarak kalsa bile somut olarak Türk kültürel kimliğine dönüşmüş demektir. Aynı şekilde Suriye ve Ürdün’de Arap kimliğine, Amerika’da Amerikan kimliğine dönülmüştür. Ve bunun adı da asimilasyondur.”, Bkz., Yaşar Bağ, “Çerkes Kimliği”, Türkiye Çerkeslerinde Sosyo- Kültürel Değişme, Kaf Der Yayınları, Ankara 1996, s.5.

74 Yelbaşı, “Emergence of the Anti-Kemalist Movement in the South Marmara: Governor of Izmit Çule Ibrahim Hakkı Bey and the Circassian Congress,”, s.77.

75 Eylem Akdeniz Göker, “Erken Cumhuriyet Döneminde Demografik Mühendislik ve Devlet İnşa Pratikleri: Gönen Manyas Çerkes Sürgünü”, Mülkiye Dergisi, C: XLIII, Sayı: 4, 2019, s.700-701.

Sürgün Çocukları ve Torunlarından Sözlü Anekdotlar

Daha önceden tespit edilen kişilere yarı-yapılanmış mülakat çerçevesinde hazırlanan sorular yönlendirilmiş, görüşmenin insicamına bağlı olarak ortaya çıkan yeni sorular yöneltilerek, kayıt alınmış ve çözümlemesi yapılmıştır.

Abdurrahman Kural76, 24 Temmuz 2022 Tarihli Görüşme, Gönen

Sürgün ve sebepleri konusunda bildiklerinizi anlatır mısınız?

Bayramiç Köyü, benim köyüm sürgüne gitmemiş. O sürgüne hazır bekleyen günü tarihi falan belli olan fakat sonra gitmiyorsunuz demişler. Hazırlıklarını tamamlamışlar o şekilde beklemişler. Ben göçten sonra -1864 Büyük Sürgünü- gelen beşinci nesilim. Göçle gelen kimseyi tanımadım. Bizim köyde göçle ilgili de bir şey anlatılmazdı.

Özel günlerimizde anlatılan bir hikayedir bu anlatacağım. Sürgün günlerinde bir Çerkes aile biliyorum. Yörük çocuğunu evlatlık olarak almışlar ve kendi nüfuslarına geçirmişler ki ben o adamı tanıdım. İlkokul çağındaki çocuklar Kur’an kursuna gittiklerinde adı, sülale adı, kimlerden olduğu vb. sorulurken “ne zaman Müslüman oldun?” sorusu da sorulurmuş. Bu dini terminolojide var. Normalde söylenmesi gereken şey Kalu Beladan beridir. Bu adam diyor ki “Adıge tecıjiğye”; yani köylü çocuk evlatlık olarak geldiği ve sürgüne denk gelen tarihi, Müslüman olduğunun tarihi olarak kabul ediyor. Öyle bir hikâye anlatılır.

Ben İlkokula gittiğim ana kadar adımın Abdurrahman olduğunu bilmiyordum. Ben ismimi “Tituk” olarak biliyordum. Herkes bana Tituk diyordu. Okula gittiğimde öğretmen adımı söyleyince aptallaştım, şaşırdım. Yani o kadar kapalı bir toplumda yaşıyorduk. Köyümüz Çerkes ve muhacir mahallelerinden (Bulgaristan göçmeni) oluşmaktaydı. Bu göç hadisesini ben üniversite eğitimi aldıktan sonra öğrendim. “Adıge tecijiğye” yani “Çerkesler’in kalkması, kaldırılması” şeklinde bahsediliyordu ama ne olduğunu bilmiyorduk.

O dönemde anlatılan şeyler var. Mesela Hayrettin Kaya Bey anlatır. Bizim dedemiz yani benim annemin dedesi köyüne gelince ailesini bulamamış. Herhalde başka bir yerde çalışıyormuş. Çoluk çocuğu akrabalarının gittiğini görünce peşlerinden Kayseri’ye kadar gitmiş. Kayseri’de vefat etmiş. Bunu bile sonradan öğrendik. Annem hiç bahsetmedi.Anneannem de hiç bahsetmemiş herhalde. Anneannem, annem çok küçük yaşta öldüğü için ondan duymamam normal ama aileden hiç kimse bahsetmedi. Ben orada vefat eden adamın kızını tanıdım. Şaziye nine derdik, o da hiç bahsetmedi. Sonradan başkalarından duyduk. Yani hiç bahsedilmeyen bir konuydu. O yüzden bu sürgün olayı ile ilgili benim köyümde anlatılan bir şey yok denilebilir.

Biji İshak derdik bir adam vardı. Sürgüne herkes hazırlanırken eşyasını falan satarken bu adam çift sürüyormuş. “İshak ne yapıyorsun” dediklerinde “dönersek ekilmiş buluruz” diye cevap vermiş. İçerisinde döneceğim duygusu varmış adamcağızın. Ben bu adamı tanıdım. O sene sadece onun tarlasının ekilmiş olduğunu söylerlerdi.

Peki köylüler eşyalarını satmışlar mı?

Herkesin eşyası satılmış, hazır beklemişler. Ondan dolayı ekonomik olarak çok sıkıntı çekmişler ama sürgünün acısını benim köyüm çekmedi. Sürgünün acısını Muratlar’lılar çektiler. Benim anneannemin köyü. Dediğim gibi benim anneannemin babası sürgünde, Kayseri’de vefat etmiş.

Sürgüne dair tebligat nasıl yapılmış acaba?

Jandarma gelmiş duyurmuş, cami kapılarına asmışlar. Tebligatı o şeklide köylüye duyurmuşlar. Malları elden çıkarmaları biraz kolay olmuş. Diğer köyler biraz daha fazla sıkıntı çekmiş. Köydeki Bulgaristan muhacirlerine satmışlar. Daha sonrasında malları geri alma noktasında da sıkıntılar yaşanmış.

Çerkesler neden sürgüne gönderilmiş? Bu konuda duyumlarınız oldu mu?

O zamanlar duyduğum Kurtuluş Savaşı sırasındaki hadiseler, Etem vb. söyleniyordu. Ama bunlarla ilgili köylünün bir bilgisi yoktu. İlk sürgüne giden Mürüvvetler Köyü’nden bir adamla tanıştım. Ortak akrabalarımız olan birisi. Meşhur Ali Sait Akbaytogan Paşa’nın sülalesinden birisi. Onlar bizim sürgün hazırlığımızdan bir yıl önce sürgüne gönderilmişler. Dursunbey Köyü’ne göndermişler Dursunbey’de bir sene kalmışlar. Köylerine geri döndüklerinde kendi evlerinde başkalarını bulmuşlar. Evlerine Pomaklar yerleşmiş. “Biz de kendi evimizin ahırlarına yerleştik. Bir müddet orada oturduk. Baktık olacak gibi değil, onları ürküttük, kaçırdık.” demişti. Onun anlattığına göre köylüler bir miktar para toplayarak, ileri gelen birkaç kişi İstanbul’a gitmişler. Ali Sait Akbaytogan’a durumlarını anlatmışlar. O da, “Ben Ankara’ya gideceğim. Bu meseleyi görüşeceğim.” demiş. Kısa zaman sonra dönüşleri olduğunu anlatmıştı o adam. Akbaytogan, Hacıosman Köyü kökenlidir ve Devlet Mezarlığına gömülmüştür.

Sürgünden dönüş hakkında bilginiz var mı?

Bana bir emekli öğretmen anlattı. Manyas’ın Haydar diye bir köyü var. Sürgün dönüşü de ayrı bir trajedidir. Dönebilirsiniz demişler. Bunlar da yayan yola çıkmışlar. Nihayet Manyas’a kadar gelmişler. Bu aile Muratlar Köyü kökenlidir. Haydar köyüne ulaştıklarında kadınlardan biri buradaki akrabasını bulup ondan kıyafet temin etmiş. O kadar perişan halleri varmış ki, ilk başta kendisini tanımamışlar. Sarılıp ağlamışlar. Emanet kıyafetle Muratlar Köyü’ne döndüklerini anlatmıştı. Dönüşün çok daha sıkıntılı olduğu anlaşılıyor. Yollarda ölenler olmuş. Bunları bana Bayramiç Köyü kökenli emekli öğretmen Hasan Seyhan anlatmıştır. O da akrabalarından dinlemiş.

Köylü ve eşkıyalık hakkında bildikleriniz nelerdir?

Genel olarak Çerkesler Ethem ve Anzavur arasında sıkışıp kaldılar denilebilir. Bir arkadaş anlatmıştı. Gönen’in Dereköy’ünde bir akşam köye Ethem gelmiş. Mecburen birileri onu ağırlamış. Ertesi gün de Anzavur’cular gelmiş. Onları da yedirip içirmişler. Ardından köylüleri “siz Ethem’i desteklediniz” ya da karşı taraf “siz Anzavur’u tuttunuz” diye suçlayarak köylüye zulmetmişler. Köylü arada garip kalmış.

Sürgün hadisesinin Çerkesler üzerindeki etkisi hakkında neler söylersiniz?

Son zamanlara kadar Gönen’de bir Kafkas derneğinin kurulmamış olması bu şekilde değerlendirilebilir. 1993’te, Gönen’de birkaç arkadaşın cesaretiyle kuruldu. Manyas’ta dernek birkaç sene önce kuruldu. Yakın zamana kadar büyüklerimiz bizi uyarır, “aman suya sabuna dokunmayın, Çerkesçe konuşmayın” derlerdi.

76 1952 Bayramiç Köyü doğumlu, Emekli Muhasebeci.

Sedat Kök77, 24 Temmuz 2022 Tarihli Görüşme, Gönen

Ailenizden sürgün edilenler oldu mu? Onların yaşadıkları hakkında neler öğrendiniz? Anlatır mısınız?

Babaannem Melek Kök bana, Çerkes olduğunu belli etme derdi. Onun kökeninde yatan neden sürgün hadisesidir. 1923 Güney Marmara sürgününde ise bizim köy çok apar topar kaldırılmış. Üçpınar Köyü. Duyuru yapmak, eşyaları satmak için vakit vermek falan söz konusu olmamıştır. Gidiyorsunuz dediler ve yola çıkarıldılar.

Babaannem anlatmıştı: “Farklı köylerden gelen gruplarla bizi Edincik civarında bir meydanda topladılar. Etrafımızı asker sardı. Ellerinde makineli tüfekler de vardı. Biz önce bizi burada imha edeceklerini düşündük. Toplu vaziyette bir müddet kaldık. Sonra Bandırma’ya gittik.” Oradan trenlerle göndermişler. Balıkesir’den Konya’ya kadar trenle gitmişler. Bazen de yaya yürümüşler. Yolarda belli noktalarda birer hafta, üçer hafta konaklamışlar. Tekrar trenlere binmişler. Van’a, Ağrı’ya kadar gidenler olduğunu sonradan öğrendim ama emin değilim. Babaannem Malatya’ya kadar gittiklerini söyledi. Yolculuk boyunca neden sürüldüklerini çok bilmeseler de yolculuk sırasında kendilerine yapılan muameleden, hakaretlerden Yunanlılar’la iş birliği yaptıkları konusunda bir his uyanıyor. Gerçi siyasi olarak bu konulara dahil olmayan sıradan insanlar. Birçoğu çoluk çocuk, yaşlı. Çoğu Çanakkale’de, Yemen’de, Kurtuluş Savaşı’nda cephelerde zaten ölmüşler. Malatya’ya girdiklerinde onları bir kilisenin avlusuna yerleştirmişler.

“Yol boyunca halk bize ‘gavurcular geçiyor, Yunancılar geçiyor’ diye kötü tezahürat yapıyordu. Bize çok kötü gözle baktılar. Bir süre sonra Ramazan ayı geldi. Oruç tutmak için yiyecek vb. aradık. Bize yardım etmediler fakat Müslüman olmayanlar, mesela Ermeniler çok yardım ettiler. Bize ilk yiyeceği getirenler, yardım eli uzatanlar onlardı. Neden sonra kapı aralığından bizim namaz kıldığımızı, oruç tuttuğumuzu gördüklerinde bu defa Müslüman halk da yardım etmeye başladı. Sonra bir daha hakaret işitmedik. Bunlar da Müslümanmış dediler.”

Babaannem bunları hep anlattı. Ses kaydı da almıştım fakat maalesef kayboldu. Tiyatro grubumuz vardı. Yıllar önce bu konu ile ilgili bir tiyatro oyunu sergilemek için alınan kaset maalesef kaybedilmiştir.

Sürgüne gidip, orada evlenen aile kuranlar olmuştur. Mesela amcamızın kızı orada kaçırıldı ve orada kalmak zorunda kaldı. Evli bir adam tarafından. Dedem çok direndi onu geri almak için. Onlar zengin, varlıklı insanlardı. Dedemi de vazgeçirdiler. Hala diyorduk, babamın amcasının kızıydı. Orada kaldı, çoluk çocuk sahibi oldu ama yıllar sonra buraya geri döndüğünde tıpkı bölgenin insanı gibi olmuştu. Çerkes gelenek ve göreneklerini büyük ölçüde unutmuştu diyemem ama terk etmiş, onlar gibi davranmaya başlamıştı.

Sürgünün psikolojik etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Tabii Çerkesler geri döndüklerinde evlerine başkalarının yerleştiğini görmüşler. Onlar ellerindeki satılabilir malları satmışlar ama her şeyi satamamışlar. Örneğin tarlalarını satamamışlar. Döndüklerinde evlerine, hayvanlarını barındırdıkları damlarına başkalarının yerleştiğini görmüşler. Mübadele sırasında gelen Pomaklar bu köylere yerleştirilmiş. Ortaya çıkan kargaşada evlerine yerleşenleri terk etmek zorunda bırakmışlar.

Peki Üçpınar köyünden Anzavur ya da Ethem’in birliklerine katılmış olanlar var mıydı? Ya da o dönemin ifadesiyle çetecilik faaliyetleri içinde bulunanlar var mıydı? Bu konudaki bilgileriniz nelerdir?

Çetecilik dolayısıyla aranan insanlardan bahsedilir. Bir tanesini çocukluğumda ben tanıdım. Şeker gibi bir dedeydi. Bana göre eşkıyalık yapacak biri değildi. O günün şartlarında savaş ortamında belki çeşitli zorluklarla, belki çeşitli suçlarla, belki çevredeki eşkıya denilebilecek grupların baskısıyla onlara katılmış olanlar olmuştur. Bizim köyden benim bildiğim birisi var. Şişboyun Bilal derlerdi. Eşkıyalık yapacak birine benzemiyordu.

Köylülerin bu tarz çetecilik faaliyetlerine katılanlara bakışı konusunda bildikleriniz nelerdir?

Bizim babalarımız bu tarz insanlara iyi gözle bakmıyor, ayıplıyordu. Hatta şöyle bir olay anlatılır: İnsanlar dağdan odun keserek onunla ısınırlardı. Fırıncılara satıyorlar, karşılığında tuz, un vb. alırlarmış. Annemin babası olan dedem dağdan dönerken bir inilti sesi duymuş. Bir de bakmış ki Şişboyun Bilal bir rütbeli askerin üzerine çökmüş ondan bir şeyler istemektedir. O arada asker, dedeme kolundaki saati göstererek almasını istemiş. O arada rütbeli askerin ummadığı şekilde dedem Şişboyun Bilal’e bağırarak, askeri elinden kurtarmış. Çerkesçe söylemiş tabii. Şişboyun Bilal köylüsünden utanıp askeri hemen bırakarak silahını omuzlayıp orman yolundan kaybolmuş. Asker, dedeme teşekkür etmiş. Annemin babasından aktardığı bir şey. Askerin orada tek başına ne işi vardı bilmiyorum. Dedem bir süre sonra askere gittiğinde tesadüfen bu kurtardığı rütbeli askerin bölüğüne düşmüş. Askerliği boyunca bütün masraflarını karşılamış ve dedeme çok iyi davranmış.

Buna benzer olaylar çok anlatılır. Babaannem eşini Çanakkale savaşında kaybetmiş. Ablasından kalan iki küçük çocuk ve kendi çocuğuyla birlikte yaşamışlar. Erkek işi olmasına rağmen değirmen çalıştırmak zorunda kalmış. Kurtuluş Savaşı’nın hareketli zamanları, eşkıyalığın kol gezdiği zamanlar. Suyu çevirmek için gittiğinde üç çocuğu içerde bırakmış. Tam o anda eşkıyalar gelip içeri girmişler, çocukları görünce şaşırmışlar. Gelen eşkıya da Çerkes. Bir kadının değirmen çalıştırmasına hayret etmişler. Utanmışlar. Çocukların eline demir paralar bırakıp çekip gitmişler.

Köylülerin Ethem ya da Anzavur’la bağlantıları var mıydı?

Çerkes Ethem’in köyümüzle ilişkisi, Anzavur’un köyümüzle ilişkisi vb. diyoruz ya. Anzavur’un köyümüze uğradığına dair hiçbir duyum almadım. Ama Ethem’in bizim köye uğrayıp kendi grubuna dahil olmayan iki kişinin evlerini yakıp gittiğini duydum. Hatta köylüler itiraz etmişler. “Bu da sizden, Şapsığ” demişler. Fakat Ethem hiç dinlememiş. Yanılmıyorsam bir tanesi Natho’ların evi, diğeri de Tuğuş’ların evi. Ethem’in hiç affı yok. Bizim köyde Ethem’ciler, Anzavur’cular diye bir ayrım yapıldığını hiç duymadım. Ethem’in yanında bizzat savaşanlar olup olmadığını da bilmiyorum. Aynı durum Anzavur için de geçerlidir. Ama gene babaannemin aktardığı bir anekdot vardı: “Ethem derdi ki; yiğit olanlar arkamdan gelsin. Anzavur da derdi ki Müslüman olanlar, Kur’an’a inananlar arkamdan gelsin.” Boynunda Kur’an’la dolaştığı anlatılır. Biraz da din konusunu suistimal ettiğini ima ederlerdi. Babaannem Atatürk ve arkasındakilerin adalet, eşitlik, hürriyet diye ortaya çıktıklarını anlatıyordu. “Adalat, musavvat, hürriyat…”

Gönen- Manyas Çerkes Sürgününü hangi sebeplere bağlıyorsunuz?

Belki de başlarına gelenlerden dolayı kişisel olarak yeni rejime soğuk baktılar. Cumhuriyet karşıtı olarak görüldüler. Bölgenin konumu dolayısıyla Yunancı konumuna getirildiler. Sürgün yollarında “gavurcular geçiyor, Yunancılar geçiyor” denmesinin bir nedeni de sanıyorum o. Bu bilgiler ne kadar sağlıklı bilmiyorum ama bu bölgedeki Çerkesler’in Yunanlılar’ın desteklediği bir devlet kurma girişiminde bulundukları konularından bahsediliyor. Yunanlılar’a destek verdikleri şeklinde bir izlenim de yaratılmaya çalışılıyor. Ama ben hiçbir zaman yaşadığım köyün halkından Yunanlılar lehine bir tavır sergilendiğini, keşke Yunanlılar kalsaydı dediklerini duymadım. Çerkes Ethem’in de Anzavur’un da Çerkes’çilik propagandası yaptıklarını hiç duymadım. Kesinlikle ikisinin de özerk bir Çerkes devleti kurma planları olduğuna dair ne duyuma ne de bilgiye ulaştım. Ama bunlar söyleniyor. Uyduruluyor mu? Yakıştırılıyor mu? Sürgüne bir zemin oluşturmak için mi uyduruluyor? Çünkü bir zamanlar Yunan uçaklarından atıldığı söylenen bildiriler vardı. Gerçek mi? propaganda mı? bilmiyorum. Bunlara Çerkesler ne kadar taraftar oldular? bilmiyorum. Çerkesler’in Yunan taraftarı olduğuna dair bir izlenim yaratılmış fakat ben buna inanmıyorum. Bunun sürgüne gerekçe yapıldığını düşünüyorum.

Bütün duyduklarımdan ve okuduklarımdan şunu çıkarıyorum. Bir ulus devlet yaratma girişimi var. Sadece Çerkesler’e yönelik değil, doğuda Kürtler’e ve Ermeniler’e de benzer şekilde davranıldı. Çerkesler sürülürken diğerlerine de gözdağı vermek anlamına geliyordu. O günün koşullarında Çerkesler Anadolu’da en tehlikeli unsurlardan biri olabilirler. Özellikle savaşçı özellikleri, atılgan olmaları ve Kurtuluş Savaşı’nda kendi nüfuslarına oranla beklenmeyecek ölçüde savaşa katılmış olmaları bunu göstermektedir. Çok etkin olmaları dolayısıyla bir devlet kurma gibi eylemleri olmamasına rağmen bu tür şeyler yakıştırılmış. Yanılıyor da olabilirim ama böyle görünüyor.

Sürgün sonrası gelişmeler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Geri döndükten sonra da Çerkesler için zorluklar devam etti. Kurtuluş Savaşı bittikten sonra, okullar açıldı vb. Normal hayata dönülmeye başlandı. “Vatandaş Türkçe konuş” propagandaları başladı. Bizim köydeki karakol vasıtasıyla yapılan baskı sonucu düğünler bile yasaklandı. Çerkes çalgısının yasaklandığı bize söylediler. Uzun yıllar geçmesine rağmen 12 Eylül’de de aynı şeyleri yaptılar. Çerkes armonikasının satışını, düğünlerde çalınmasını yasaklamışlardı.

77 1956 Üçpınar Köyü doğumlu, Emekli Matematik Öğretmeni.

Dirayet Can78, 26 Temmuz 2022 Tarihli Görüşme, Erdek/Bandırma

Sürgün ile ilgili neler biliyorsunuz?

Annem gitmiş. Annem ve annemin ailesi, Hacıosman Köyü’nden. Onlar gitmişler. Ondan duyduğum kadarıyla yollarda, trenlerde epey sıkıntı çekmişler. Mesela dedem altı yaşındaki yeğenini kaçak götürüyormuş. Çünkü onu göndermiyorlarmış. Oturdukları yerin arkasında bir yer yapmışlar. Ona yiyecek, üzüm falan sarkıtırlarmış. Yollarda çok zahmet çekmişler. Afyon’a kadar gitmişler. Konya’ya da gitmişler galiba. Annem her zaman Afyonkarahisar’ı hatırlardı. Evleri satılmamış ama satılan eşyaları çok olmuş. Ne kadar kaldıklarını bilmiyorum. “Bir hendek gibi yerden geçirdiler, sayarak indirdiler” diyordu.

Baba tarafım sürgüne gitmemiş fakat hazırlanmışlar. Her şeylerini satmışlar fakat gitmemişler. Gidilmeyecek denmiş. Mal varlıklarını kaybettiklerinde zorluklarla karşılaşmışlar. Satılan mallarını geri alamamışlar. Babam söylerdi, eşyalarımız şu kişilerde diye.

Çerkes Ethem’i sorarsan şimdi hiç kimse desteklemiyor. Bazıları da iyi şeyler de yaptı diyorlar. Yapmasaydı, ama olmasaydı da zor olurdu diyenler de var.

78 1930 Darıca (Manyas) doğumlu, Ev Hanımı.

Mehmet Ali Koç79, 15 Eylül 2022 Tarihli Görüşme, İzmir

Sürgün konusunda bildiklerinizi anlatır mısınız?

Benim baba tarafım Muratlar Köyü’nden. Sürgüne Konya’ya kadar gönderilmişler. Arif amcam vardı, askerdeydi. Onun sayesinde, ailede asker olduğu için gidenleri Konya’dan geri göndermişler. Bir kısmı Hatay’a kadar, bir kısmı Adana’ya kadar bir kısmı Kayseri’ye kadar gitmiş. Muratlar Köyü’ndeki Çerkesler gönderilmiş, Türkler gönderilmemişler. Hatta Dönme nineyi (Melek) bile götürdüler, Rum olduğu halde. Eşi Çerkes olduğu için. Sürgünde dünyaya gelen kızı (Zekiye) sakat doğmuş. Gözlerinde sorun vardı. Sürgünden döndüklerinde ellerinde yiyecek içecek hiçbir şey kalmadığı için tarlalarını yakındaki Kumköy’lülere satmışlar. Karşılığında buğday almışlar. Onun haricinde dedemi sürgün ettiler Yunanistan’a.

Dedeniz neden 150’likler listesine alınmış? Biliyor musunuz?

Ahmet Anzavur Paşa’yı desteklediği için. Dedem bir ara Balya madeninde çalışmış yönetici olarak. Gönen’de bakkal işletmiş. Dedem zenginlerdenmiş. Bütün mallarına el koymuşlar. Vahdettin adına, Hilafeti desteklediği için sürgün edilmiş.

Silahlı çatışmalara girmiş mi?

Girmiş. Babam anlatıyordu. Dedemin mavzeri varmış. Biga’nın bir köyünde gömülüymüş. Silahını gömüp öyle Gönen’e gelmiş. Ben silahın kuvvetli ihtimalle Cihadiye’de gömülü olduğunu düşünüyorum.

Anzavur’u desteklediği için listeye alınmış o zaman?

Anzavur’u değil, Hilafeti desteklediği için. Türkler’den kaçan bir Rum kızı dedeme sığınmış. On beş- yirmi gün çatıda saklamış. Sonra mübadele oldu herhalde. Kız Yunanistan’a gitmiş.

Aftan yararlandı mı?

Hayır orada ölmüş. Eşi gelmişti. Hatta ben onu ziyaret etmiştim.

79 1945 Hacıvelioba Köyü doğumlu, Emekli Memur.

Sonuç

Anavatanları Kafkasya’dan Ruslar’la yüzyılları aşan ve tarihin geniş safhasına yayılan mücadeleyi kaybederek sürgün edilen Kuzey Kafkasya halklarının80 bir kolunu oluşturan Adıgeler -Türkiye’de Çerkes olarak adlandırılırlar- kendilerini kabul eden Osmanlı Devleti’ne gelerek çeşitli bölgelere yerleştirilmişlerdir. Burada önemli hizmetlerde bulunan Çerkesler, devletin yıkılması ve Millî Mücadele sürecinde de yararlılık göstermişlerdir. Kurtuluş Savaşı’nın teşkilatlanması aşamasında en başından itibaren yer alan kişiler arasında çok sayıda Çerkes bulunmaktaydı. Amasya Görüşmeleri’nde Mustafa Kemal Paşa’nın dışında gerek İstanbul Hükümeti gerekse Temsil Heyeti adına bulunanların tamamının Çerkes olması, bu konuda yeterince fikir verebilir. Burada ismini zikredemeyeceğimiz kadar çok sayıdaki Çerkes, örneğin Rauf Orbay, Bekir Sami Günsav, Bekir Sami Kunduh, Ethem, Mahmut Nedim Hendek, Halit Karsıalan, vatan savunması için kritik zamanlarda ve yerlerde önemli görevleri yerine getirmişler, bir kısmı da bu uğurda canlarını vermişlerdir.

Diğer yandan Padişah ve Hilafet taraftarı Çerkesler de olmuş, özellikle Ahmet Anzavur gibi kişiler eliyle Millî Mücadele aleyhine ayaklanmalar çıkarılmıştır. Anadolu’nun pek çok bölgesinde çıkarılan ve bütün halkların dahil olduğu iç isyanlar Millî Mücadele için önemli bir tehdit oluşturmuştur. Marmara Bölgesi’nde ve başkent İstanbul’a yakın olan bölgelerde çıkarılan isyanların ayrıca önemli olduğu açıktır. Özellikle Damat Ferit’in İngilizler ile birlikte desteklediği Anzavur ayaklanmalarının bastırılması Kuva-yı Milliye güçlerini zorlamış ve Bolu, Düzce, Hendek isyanları da dahil olmak üzere bölgedeki isyanların bastırılmasında Çerkes Ethem etkili olmuştur.

Bütün halklar gibi Çerkesler de otorite boşluğundan kaynaklanan eşkıyalık faaliyetlerinden zarar görmüşlerdir. Bununla birlikte tıpkı Arnavutlar, Pomaklar, Türkler, Kürtler vb. gibi eşkıyalık yapan Çerkesler de olmuştur. Bir taraftan Yunan mezalimi diğer taraftan çeteci ve şakilerin zulmü altında inleyen halk, bazen kendini korumak için bazen de çeşitli propagandaların etkisiyle zararlı grupların içinde yer almış ya da bunları desteklemek zorunda kalmıştır. Bu süreçte bölgenin tamamını etkileyen olaylar silsilesinin sorumlusu olarak Çerkesler görülmüş ve 1922’nin sonlarında topluca cezalandırma yoluna gidilmiştir.

Cami kapılarına Milli Savunma ve İçişleri Bakanlığı tarafından bildirgelerin asıldığı Çerkes köyleri apar topar yerlerinden edilerek Anadolu’nun içlerine ve doğusuna sürülmüşlerdir. Mallarını, evlerini ve hayvanlarını satmaya zorlanmışlardır. İlk önce on dört köy kaldırılmış, otuz civarındaki köy de aynı şekilde mülksüzleştirilerek sıralarını beklemişlerdir. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar, sadece Çerkes oldukları için, asker ve jandarma kontrolünde bazen yaya bazen de trenlerle nereye gittiklerini ve neden bu muameleye maruz kaldıklarını bilmeden uzaklaştırılmışlardır.

Sürülen ve sürgün koşulları hazır halde bekletilen yaklaşık 2000 hanedeki 10 bin civarındaki Çerkes’in tamamının suçlu olmadığı, hatta şehit ailelerinin çocuklarının bile ayrım gözetilmeksizin sürgün edildiği düşünüldüğünde Çerkesler’e topyekûn bir cezalandırma yoluna gidildiği söylenebilir. Anlaşıldığına göre sürgün öncesi birtakım söylentiler ortaya çıkmış, sonra Milli Savunma ve İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan, daha sonra da İzale-i Şekavet Kanunu’na dayandırılan ve genel anlamda eşkıyalık ile mücadeleyi içeren düzenlemeler sadece Çerkesler’e; özellikle Gönen- Manyas bölgesindeki Çerkesler’e uygulanmıştır. İzale-i Şekavet Kanunu çıkarıldığında Çerkesler’in çoğu sürgün edilmişlerdi.

Zafer sonrası Lozan barış sürecinde yeni şekillenmekte olan rejim için Şarkı Karib Cemiyeti, Yunanistan’a kaçan, Ethem, Eşref vb., Anadolu İhtilali gibi oluşumların tehdit teşkil ettiği çok açıktır. Fakat bütün bu oluşumlara bakıldığında sadece Çerkesler’in yer almadığı hatta çoğu yerde azınlıkta oldukları görülmektedir. Dikkatlerden kaçtığı anlaşılan önemli bir husus ise henüz Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında bölgede Çerkesler’e yönelik olarak tıpkı Ermeniler gibi sürgün edilecekleri propagandalarının dillendirilmiş olmasıdır. Kuva-yı Milliye’nin İttihatçı zihniyetin bir ürünü olduğu ve Çerkesler’in sürüleceği söylentileri yanında, Yunanlılar’la savaşmaya gittiğini söyleyerek Çerkesler’i etrafına toplayan Anzavur’un hilelerini yine Bekir Sami Bey gibi Çerkes kökenli komutanlar etkisiz hale getirmeye çalışmışlar ve eşkıyanın Çerkes olup olmamasına bakmaksızın mücadele etmişleridir.

Bu arada 150’liklerin çoğunluğunun da Çerkes ve Gönen çevresinden olduğu hatırlanacak olursa gerek bireysel gerekse toplu olarak bölge Çerkesleri hedef alınmıştır denilebilir. Meselenin Türklük-Çerkeslik meselesi olmadığının en somut göstergelerinden birisi Hendek isyanı sırasındaki gelişmelerde çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Padişah/ Hilafet yanlısı asilerin çıkardığı Hendek isyanını bastırmakla görevli Çerkes asıllı Mahmut Nedim Bey’in, Çerkesler tarafından pusuya düşürülerek şehit edilmesinin ardından bölgeye giderek isyanı bastıran bir başka Çerkes, Ethem olmuştu.

Gönen- Manyas Çerkeslerinin sürülmesi hadisesinde gelişigüzel bir tutum sergilendiği anlaşılmaktadır. Örneğin Anzavur, Bigalı olmasına ve çevresine topladığı asiler arasında Biga civarından da Çerkes ya da diğer halklardan, örneğin Pomaklar’dan isyancılar olmasına rağmen buradaki köylere dokunulmamıştır. Aynı şekilde Çerkes Ethem’in köyü sürgün edilmezken, adamlarından Takığ Şevket’in köyü sürgün edilmiştir.

Haksız biçimde yerlerinden edilen masum çocuk, kadın, yaşlı Çerkesler’in bir kısmının, bir yıldan uzun bir süre sonra, önde gelen bazı Çerkesler aracılığıyla; Rauf (Orbay) Bey, Bekir Sami (Günsav) Bey, Korgeneral Ali Sait (Akbaytogan) gibi tekrar köylerine geri dönmelerine izin verildiği anlaşılmaktadır. Kafkas sürgünü ve Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’ı kaybetmesinden sonra buradan göç eden yaşlı Çerkesler için yaşadıkları üçüncü sürgünün büyük acı kaynağı olduğu, bir kısmının geri dönemediği anlaşılmaktadır. Sürgünden dönebilenler ise yoklukla ve çeşitli zorluklarla mücadele etmek durumunda kalmışlardır.

Gönen- Manyas Çerkesleri’nin sürülmesi hadisesini ne resmi kayıtlardan ne de hatıralardan takip etmek mümkün görünmemektedir. Bu konuda kendisi de Manyas’lı bir Çerkes olan ve Milli Mücadele’nin başlarından itibaren bölgede yararlılıklar gösteren Bekir Sami (Günsav) Bey’in çabaları önemlidir. Sürgün sürecinde başbakan olan ve yine kendisi de Çerkes, Rauf (Orbay) Bey’in kayıpların önlenmesine yönelik gayret içerisinde olduğu sezilmektedir. Sözünü etmiş olduğumuz kişiler dahil olmak üzere ne olayların içinde yer alanlar ne de sıradan insanlar anılarını yazmaktan ve hatta bir sonraki kuşaklara bile anlatmaktan çekinmişlerdir. Çerkes aydını Mehmed Fetgerey Şöenü’nün yazdıkları olmasa bu kitlesel hadisenin neredeyse yaşanmadığı düşünülebilirdi. Sürgünzede Çerkesler, sessiz kalmayı ve unutmayı seçmişler daha doğrusu mecbur kalmışlardır. Sürgünün yarattığı travmatik etki bölge Çerkeslerinin yüz yıllık suskunluğundan açıkça anlaşılmaktadır.

Diğer yandan maruz kalınan haksızlıkların herhangi bir devlet düşmanlığına dönüşmemiş olması, Çerkesler’in vatanseverliğinin bir göstergesidir. Gingeras’ın belirttiği gibi devletin koruyucusu olan Çerkesler’in çocukları bu görevlerini yerine getirmeye devam etmişler ve etmektedirler.

KAYNAKÇA

Arşiv Belgeleri ve Resmi Yayınlar:

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA)

BCA, 30.18.1.1.9.27.1.
BCA, 30.18.1.13.29.16.
BCA, 30.18.1.1.11.43.16.
BCA, 30.18.1.1.23.22.13.
BOA, DH. ŞFR.,93-205.
BOA, DH. ŞFR.,659-137.
BOA, DH.EUM.AYŞ.,50-6.

BOA., DH.EUM.AYŞ.,56-48.
BOA, DH. ŞFR.,105-110.
BOA, MV.218-125.
TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 87, C: 2, 19. 8. 1338 (1922).
TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 44, C: 4, 22/23.4.1340 (1924).

Telif Eserler:

Adıvar, Halide Edib, Ateşten Gömlek, Ahmet Halit Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul 1943.
Akkuş, Tacettin, Gönen ve Köyleri Tarihçesi, MVT Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul 2010.
Aslan, Cahit, “Türkiye’de Milli Kimliğin İnşası Ve Farklı Etnik Grupların Durumu: Çerkesler Örneği”, file:///C:Users/Pc/Downloads/TÜRKİYEDE MİLLİ KİMLİĞİN İNŞASI- 2.pdf, Erişim Tarihi: 09.11.2022.
Aslıyüce, Erdoğan, Türk Tarihinde İşbirlikçiler ve 150’likler, Yesevi Yayıncılık, İstanbul 2009.
Avcıoğlu, Doğan, Millî Kurtuluş Tarihi 1838’den 1995’e, C: I, İstanbul Matbaası, İstanbul 1974.
Aybars, Ergün, İstiklal Mahkemeleri, Ayraç, 1. Baskı, Ankara 2009.
Aydemir, İzzet, “Gönen-Manyas Çerkeslerinin Sürgünü”, http://www.kafdav.org.tr/documents/manyassurgunu.pdf, Erişim Tarihi: 07.08.2022.
Aykut, Şennur Çakar, Tarih Boyunca Biga, Biga Belediyesi Kültür Yayınları, y.y. 2011.
Bağ, Yaşar, “Çerkes Kimliği”, Türkiye Çerkeslerinde Sosyo-Kültürel Değişme, Kaf Der Yayınları, 1. Baskı, Ankara 1996.
Baj, Jabaghi, Çerkesler, 3. Baskı, İtalik, Ankara 2000.
Bardakçı, Murat, Enver, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2015.
Bayar, Celâl, Ben de Yazdım, C: III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2018.
Berkok, İsmail, Tarihte Kafkasya, İstanbul Matbaası, İstanbul 1958.
Berzeg, Sefer E., Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda Çerkes Göçmenleri II, Nart Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul 1990.
----------, Çerkes- Vubıhlar Soçi’nin İnsanları, Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2013.
----------, Se Sidunay (Benim Dünyam), Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2014.
Cilasun, Emrah, “Bâki İlk Selam” Çerkes Ethem, Belge Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2004.
Çerkes Ethem’in Hatıraları, Dünya Yayınları, y.y. 1962.
Çerkes Ethem Meydan Okuyor, Haz. Ömer Hakan Özalp, Derin Tarih, İstanbul 2015.
Çevik, Zeki, “Milli Mücadele’de Son Kurşun Bölgesinde Yunan Mezalimi, Türk Direnişi ve Kurtuluş”, Milli Mücadele Dönemi ve Sonrası Bandırma, Editörler Zeki Çevik- Ulaş Töre Sivrioğlu- Ümit Doğan, Zeus Kitabevi, 1. Baskı, İzmir 2022, ss.133-150.

Doğru, Deniz, “Yakın Tarihimizde Bir Sürgün Hikâyesi: ‘Yüz Ellilikler’”, Türk- İslâm Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, C: XI, Sayı: 21, 2016, ss.209-225.
Düzenli, Tuncay, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı Ve Uyum Problemleri, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2006.
Ersoy, Hayri, Dili Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler, Nart Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul 1993.
Fortna, Benjamin C., Kuşçubaşı Eşref’in Eşi Pervin’in Savaşı, Çev. Hatice Aydın, Timaş Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2019.
----------, Kuşçubaşı Eşref, Çev. Selçuk Uygur, Timaş Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2020.
Gingeras, Ryan, “The Sons of Two Fatherlands: Turkey and the North Caucasian Diaspora, 1914-1923”, European Journal of Turkish Studies, November 2011.
Gökbilgin, Tayyip, Millî Mücadele Başlarken, İkinci Kitap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1965.
Göker, Eylem Akdeniz, “Erken Cumhuriyet Döneminde Demografik Mühendislik ve
Devlet İnşa Pratikleri: Gönen Manyas Çerkes Sürgünü”, Mülkiye Dergisi, C: XLIII, Sayı: 4, 2019, ss.681-706.
Göztepe, Tarık Mümtaz, Osmanoğullarının Son Padişahı Sultan Vahideddin Mütareke Gayyasında, Sebil Yayınevi, İstanbul 1969.
Gürler, Hamdi, Kurtuluş Savaşı’nda Albay Bekir Sami (Günsav), Genelkurmay Basımevi, Ankara 1994.
İğdemir, Uluğ, Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1989.
Kanunlar Dergisi, Kanun No: 356, C: II, 18.10.1339 (1923).
Karabekir, Kâzım, İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkânı, Yapı Kredi Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 2020.
Karacakaya, Safa Furkan, “Balkan Savaşları Sırasında Balıkesir Bölgesinde Asayişi Sağlamak İçin Alınan Tedbirler”, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, C: IV, Sayı: 21 (Özel Sayı), 2021, ss.74-86.
Koç, Nurgün, “Milli Mücadele’de Yozgat (Çapanoğulları) Ayaklanması ve Çerkes Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması”, I. Uluslararası Bozok Sempozyumu, C: II, 05- 07 Mayıs 2016, ss. 219-244.
----------, “Milli Mücadele’de Batı Anadolu’da Çıkarılan İç İsyanlar ve Çerkes Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması”, International Conference on Humanities and Culturel Studies, Prague, Czech Republic, 6- 10 November 2016, ss.242-255.
----------, “Mahmut Nedim Hendek (1880-1920)”, Atatürk Ansiklopedisi, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/mahmut-nedim-hendek, Erişim Tarihi: 29.08.2022.
Mert, Özcan, “Anzavur'un İlk Ayaklanmasına Ait Belgeler”, Belleten, C: LVI, Sayı: 217, Aralık 1992, ss. 847-962.
Met Çünatıkho Yusuf İzzet Paşa, Kafkas Tarihi, C: I, Türkçeleştiren Fahri Huvaj, Adıge Yayınları, Ankara 2002.

----------, Kafkas Tarihi II (Evrikalarım- Bulduklarım), Türkçeleştiren Doğan Erdinç, 2. Baskı, Ankara 2012.
Örer, Ayça, “Yara Bandı”, Ot.
Özalp, Kâzım, Millî Mücadele 1919-1922, C: I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1998.
Özden, Murat, Üçüncü Sürgün Gönen- Manyas Çerkes Sürgünü, 21 Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2020.
Özkan, Asaf, “Milli Mücadele'nin Sonlarına Doğru İşbirlikçi İki Örgüt: Anadolulular Cemiyeti ve Anadolu-Osmanlı İhtilal Komitesi”, Atatürk Dergisi, C: V, Sayı: 4 , 2007, ss.163-184.
Soysal, İlhami, 150’likler, Gür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1985.
Şahin, Cemile, “Gönenli Yüzellilikler”, 2nd International Symposium of Bandirma and its Surroundings, September 17-19, Bandırma 2019, ss.17-28.
Şöenu, Mehmet Fetgerey, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne Sunu, Nartların Sesi Yayınları, İstanbul 1923.
Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasal Partiler, C: II, İletişim Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2008.
Türk İstiklâl Harbi İç Ayaklanmalar (1919-1921), C: VI, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi, Ankara 1964.
Ünal, Muhittin, Miralay Bekir Sami Günsav’ın Kurtuluş Savaşı Anıları, Cem Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul 1994.
----------, Kurtuluş Savaşı’nda Çerkeslerin Rolü, Cem Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul 1996.
----------, Miralay Bekir Sami Günsav’ın Milli Mücadele Anıları, C: I, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2016.
Yelbaşı, Caner, Civil War, Violence and Nationality from Empire to Nation State: the Circassians in Turkey (1918-1938), PhD Thesis, SOAS, University of London 2017.
----------, “Exile, Resistance and Deportation: Circassian Opposition to the Kemalists in the South Marmara in 1922–1923”, Middle Eastern Studies, C: LIV 54, Sayı: 6, 2018, ss.936-947.
----------, Türkiye Çerkesleri Osmanlı’dan Türkiye’ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2019.
----------, “Emergence of the Anti-Kemalist Movement in the South Marmara: Governor of Izmit Çule Ibrahim Hakkı Bey and the Circassian Congress”, Journal of Balkan and Near Eastern Studies, C: XXII, Sayı: 1, 2020, ss.68-83.
Yiğit, Yücel, Siyasi ve Sosyal Tarihiyle Balıkesir, Altıeylül Belediyesi Kültür Yayınları, 1. Baskı, Balıkesir 2022.

Sözlü Kaynaklar:

Abdurrahman Kural, 1952 Bayramiç Köyü doğumlu, Emekli Muhasebeci.
Dirayet Can, 1930 Darıca (Manyas) doğumlu, Ev Hanımı.
Mehmet Ali Koç, 1945 Hacıvelioba Köyü doğumlu, Emekli Memur.
Sedat Kök, 1956 Üçpınar Köyü doğumlu, Emekli Matematik Öğretmeni.

EKLER

Attachment

                                      Sürgün Kararnamesi (BCA, 030.18.1.1.7.18.16)

Attachment

                                           Abdurrahman Kural ile Yapılan Görüşme, 24.07.2022 Gönen

Attachment

                                                               Sedat Kök ile Yapılan Görüşme, 24.07.2022 Gönen

Attachment

              Dirayet Can ile Yapılan Görüşme,                                   Mehmet Ali Koç ile Yapılan
                    26.07.2022 Erdek/Bandırma                                           Görüşme, 15.09.2022 İzmir

Kaynak: Academia

 

Çerkesya Araştırmaları Merkezi-ÇAM
Diğer Haberler
  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks