
Milli Mücadelede Unutulmuş Bir Dram: Günah Keçisi Çerkesler
(Gönen - Manyas Çerkes Sürgünü - Adıge Tecıjığye) Nurgün KOÇ*
Giriş
Çerkesler, 1864 Büyük Sürgünü ile anavatanları Kafkasya’dan1 kendilerine kucak açan Osmanlı Devleti’ne sığınmışlar ve ülkenin çeşitli bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonunda dağılmasıyla birlikte yeni vatanlarını savunmak için harekete geçmişlerdir. Bu dönemde özellikle başkent İstanbul’a yakın olan İzmit, Adapazarı, Hendek, Düzce gibi yerlerde Çerkesler’in bir bölümü Devlet-i Âliye’nin yanında saf tutarak Ankara hükümetine karşı isyan etmişlerse de bu isyanların çoğu Çerkesler’den oluşan başında da yine bir Çerkes’in bulunduğu Kuva-yı Seyyare tarafından bastırılmıştır.2
Osmanlı Devleti’nde, I. Dünya Savaşı öncesinden de çeşitli biçimlerde sınıf arkadaşı ya da silah arkadaşı olarak Kuzey Kafkasyalı kimliği ile kollektif bir bilinç paylaşan bu kişilerin İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanımlanan değerler ve amaçlar çizgisinde bir araya geldikleri görülmektedir. Öncesinde II. Abdülhamit’in elde ettiği başarısının bir teyidi olarak İttihat ve Terakki ile olgunlaşan bu süreçte Osmanlı Devleti, çok sayıda Çerkes göçmeni alıp yetiştirmiş ve onların çocukları da devletin koruyucusu olma yoluna girmişlerdir.3
Belirtildiği gibi Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin özellikle son elli senesinde ve Millî Mücadele döneminde her alanda çok aktif olmuşlardır. Millî Mücadele’de hem Kuva-yı Milliye içinde hem de karşısında Çerkesler bulunmaktaydı. 30 Haziran 1919 tarihli Yunan komutanlarından Zafirepulos’un raporunda Hamidiye “korsan gemisi” ile tanıdıkları Mondros Mütarekesi’ni imzalayan Rauf’un kendisi gibi Çerkes ve maiyetinde yetişmiş Ethem başat olmak üzere sayıları 5 bini bulan Çerkesler, Akhisar- Salihli arasında güçlü bir mukavemet hattı oluşturmuşlardır. Anadolu ihtilalinin örgütlenmesinde Kafkas kökenli asker ve aydınların faaliyetleri öne çıkmaktadır. Örneğin Sivas Kongresi’nde Temsil Heyeti’ne seçilen on iki kişiden beşi Kafkasya kökenlidir: Rauf Orbay, Bekir Sami Kunduh, Ömer Mümtaz Tanbiy, Hakkı Behiç Bayiç ve İbrahim Süreyya Yiğit. Amasya Görüşmelerinde Mustafa Kemal Paşa’nın dışında gerek İstanbul Hükümeti’ni gerekse Anadolu İhtilalini temsil eden kişilerin tamamı Kafkaslıdır. Karzeg Salih Paşa (İstanbul Hükümeti’nin temsilcisi), Bekir Sami Kunduh ve Rauf Orbay. Görüşme yine Kafkaslı olan V. Kafkas Tümen Komutanı Cemil Cahit (Toydemir) Bey’in evinde gerçekleştirilmiştir. Bu ve benzeri şahsiyetler arasında aynı kültüre mensup olmaktan kaynaklanan güçlü bağlar ve bundan doğan kaçınılmaz ilişkilerle Millî Mücadele’de önemli başarılara imza atmışlardır. Sefer Berzeg, pek çok eserde bu durumun göz ardı edilerek Kafkas mensubiyetinin görmezden gelindiğine ya da Ethem meselesinde olduğu gibi ‘Hain Çerkes Ethem’ imajının özellikle işlendiğine dikkat çekmektedir.4
Özellikle I. Dünya Savaşı sonrasındaki gelişmelere bağlı olarak İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla işgal güçleri tarafından da stratejik önemi bilinen Marmara Bölgesi’nin güney ve doğusundaki gelişmeler dikkat çekmektedir. Bölgede güvenlik ve asayiş sorunlarının kökleştiği, Balkan bozgunu5 ile başlayan asayişsizliğin artarak devam ettiği anlaşılmaktadır.
Balıkesir-Çanakkale bölgesi I. Dünya Savaşında da eşkıyalık-çetecilik faaliyetlerinin tehdit oluşturduğu bir yöre halindeydi. İç güvenlik sorunlarını iyi değerlendiren yabancı korsanlar Ege denizinden Burhaniye, Altınoluk, Edremit, Akçay iskelelerine çıktıktan sonra yağma yapmak üzere çeşitli bölgelere uzanıyorlardı.6
* Prof. Dr., Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ABD Başkanı; nurgunkoc@karabuk.edu.tr/ nurgunkoc@gmail.com, Orcid:0000-0001-9064-0789
1 “Geçmişte insanlık ve hürriyet beşiği olan bu ülke tabiatın değişikliği itibariyle seçkin bir güzellik topluluğudur”. Bkz., Jabaghi Baj, Çerkesler, İtalik, Ankara 2000, s. 8. Kafkasya’nın kadim medeniyeti ve otokton halkları hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz., Met Çünatıkho Yusuf İzzet Paşa, Kafkas Tarihi, C: I, Türkçeleştiren Fahri Huvaj, Adıge Yayınları, Ankara 2002; Kafkas Tarihi II (Evrikalarım- Bulduklarım), Türkçeleştiren Doğan Erdinç, Ankara 2012. Kafkas- Rus mücadeleleri için ayrıca Bkz., İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya, İstanbul Matbaası, İstanbul 1958.
2 Tuncay Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı ve Uyum Problemleri, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2006, s.113.
3 Ryan Gingeras, “The Sons of Two Fatherlands: Turkey and the North Caucasian Diaspora, 1914-1923”, European Journal of Turkish Studies, November 2011, s.7.
4 Sefer E. Berzeg, Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda Çerkes Göçmenleri II, Nart Yayıncılık, İstanbul 1990, s.5-6. Bu kadar güç koşullar altında Osmanlı Devleti’ne gelen deneyimli ve acılı Çerkes halklarının Atatürk Türkiye’sinin doğmasına önemli ölçüde hizmet ettikleri ve etmeye devam ettikleri belirtilmektedir, Bkz., Düzenli, a.g.t.
5 “Balkan Savaşlarının başlangıcında bölgede görev yapan jandarmaların bir kısmının savaş bölgesine gönderilmesi ile zaten eksik olan mevcudunun daha da azalması sebebiyle Balıkesir bölgesinde asayiş sorunu büyümüştür. Bölgeden jandarma mevcudunun artırılmasına yönelik talepler bütçenin uygun olmaması nedeniyle reddedilirken, Balkan Savaşlarının olağanüstü şartları yeni tedbirler alınmasını zorunlu kılmıştır. İyice azalan jandarma mevcudunu artırmak için emekli jandarmaların göreve çağrılması, halktan binek hayvanı olanların geçici jandarma kaydedilmesi gibi uygulamalar gündeme gelmiş ve hayata geçirilmiştir. Eldeki imkanlar nispetinde değerli olsa da bu uygulamalar bölgede sürmekte olan asayiş sorunlarına bir çözüm getirmekten uzak kalmıştır.”, Bkz., Safa Furkan Karacakaya, “Balkan Savaşları Sırasında Balıkesir Bölgesinde Asayişi Sağlamak İçin Alınan Tedbirler”, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, C: IV, Sayı: 21 (Özel Sayı), 2021, s.85.
6 Yücel Yiğit, Siyasi ve Sosyal Tarihiyle Balıkesir, Altıeylül Belediyesi Kültür Yayınları, Balıkesir 2022, s.65.
Bölgede Yaşanan Gelişmeler
22 Haziran 1920’de başlayan Yunan harekâtının ardından 30 Haziran’da Balıkesir, 2 Temmuz’da da Bandırma düşmüştür. Bandırma, iki yıl, iki ay ve on beş gün işgal altında kalmış, bu süre içinde Yunan mezalimine bölgede yaşayan Rum ve Ermeniler’in mezalimi7 de eklenmiştir.8 Yunan ilerlemesi Temmuz başlarında Biga9 ve Gönen’in de işgaliyle devam etmiştir.
İstiklâl Savaşı’nın başarısızlığa uğratılması için uygulanan metotlardan biri de mücadelenin Padişah ve din karşıtlığı gibi gösterilerek ya da diğer ekonomik ve sosyal yapıları kullanarak iç ayaklanmaların çıkarılmasıdır. İstanbul üzerinden başlatılan harekâtta Geyve Boğazı, Anadolu ile olan bağlantısı dolayısıyla önem kazanmış ve Marmara’nın güney ve kuzeyinden Orta Anadolu’ya kadar olan bölgede isyanlar tertip edilmiştir. Burada çoğunlukla yaşayan Çerkesler üzerinden çeşitli planlar hazırlanmıştır. Çerkes olan Ahmet Anzavur bu işle görevlendirilmişse de yine bir başka Çerkes olan Ethem tarafından başarısızlığa uğratılmıştır.10
Alaydan yetişme bir jandarma subayı olan Anzavur Ahmet, İstanbul Hükümeti’ne yakınlığı dolayısıyla “Mir-i Miran”lık rütbesi ve Paşa unvanını almıştır. Kafkasya’da doğan Ahmet Anzavur’un ailesi Biga’nın Buzağılık (Cihadiye) köyüne yerleşmişti.11
56. Fırka Komutanı Miralay Bekir Sami (Günsav) Bey, Bursa’dan 13.11.1335 (1919)’te; Karacabey’de 174. Alay Komutanı Rahmi Bey’e çektiği şifreli telgraf ile Ahmet Anzavur’un bir gün önce başına topladığı bir-iki yüz adamla, Yunanlılar’a karşı cepheye gittiğini söyleyerek Susurluk’a geldiğini söylemiş ve alınması gereken önlemleri bildirmiştir.12
Bekir Sami (Günsav) Bey, bundan önce bölgede planlanan hadiselerin gidişatı ile ilgili olarak ilgili birimlere etraflıca bilgi vermişti. Nemrut Mustafa Paşa ile beraber ayaklanma çıkarmak amacıyla Gönen- Manyas yöresine geldiği bilinen Ahmet Anzavur ile ilgili iki Çerkes Beyinin anlattıklarını, 2 Kasım 1919 tarihinde Ankara’da 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya, İstanbul’da Boğazlar Komutanı Miralay Şevket Bey’e ve Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’ya şifre ile bildirmiştir. Yörelerinde nüfuzlu iki Çerkes’in aynı zamanda Balıkesir Millî Heyeti’ne de yazdıkları telgraf ve sözlü anlatımları özetle şu şekildedir:
“1. Kürt Mustafa Paşa ile önemli miktarda parayla birlikte gelen Ahmet Anzavur, Milliyetçi mücadelenin bölge merkezi haline gelen Bursa’yı hedeflemektedir. Ancak Mustafa Paşa’nın İstanbul’a iade edilmiş olması planlarını bozmuştur.
2. Paralar dağıtarak kandırdığı acayip çete mensuplarına şimdiden görevler vaat ediliyor. Balıkesir’i ele geçirip kargaşa yaratılacak. Bu yolla Damat Ferit Paşa’ya destekle yeniden Sadarete gelmesi sağlanacak. O da Meclisin toplanmasını engelleyecektir.
3. Damat Ferit Paşa ile İngilizler arasında bir anlaşma vardır. Entrikaların arkasında İngilizler vardır. Sait Molla’nın ele geçirilen bir mektubundan bu husus açıkça anlaşıldı.
4. Ahmet Anzavur, misafiri bulunduğu akrabalarının evinde topladığı kişilere ‘Kürt Mustafa davasında haklı idi. Onu valilikten alıp iade etmenin ne demek olduğunu Bekir Sami’ye göstereceğim. Önce şu Balıkesir’i ele geçireyim’ şeklinde hitap etmiştir.
5. ‘Kuva-yı Milliye, Çerkesler’i, Ermeni tehciri gibi yerlerinden, köylerinden sürecek. Onun için yardıma geldim’, gibi ifadeleri ilerisi için çok tehlikelidir. Bu günahsız insanlar endişe içindedirler. İki Çerkes’in yanıma geliş sebebi de budur.
6. Çerkesler’in ekseriyeti Ahmet Anzavur’a karşı olan taraftadır. Bu durum Çerkesler’i ikiye bölebilecek ve tehlikeli olabilecektir. O nedenle Hacim Muhittin Bey’in desteklenmesini ve kendisine yardımcı olunmasını tavsiye ederek Çerkes beylerini Balıkesir’e gönderdim.
7. Karacabey ve Kirmastı yöresindeki kıpırdanmalarda Çerkes- Arnavut kapışması tahrik ediliyordu. Vali Bey’i alıp gittim. Çerkes ileri gelenlerini toplayıp; ‘Bu ülkeye minnettar olmalıyız. Bizlere kucak açtı. Böyle bir zamanda hiç kimseye alet olmayınız. Aksi takdirde tamamen yok olabileceksiniz. Aklınızı başınıza alın…’ diye kesin uyarı ve tavsiyelerde bulundum. Hepsi söz verdiler. Sanırım sorun çıkmayacaktır.”13
Kendisine gökten zembille inen bir Allah adamı görüntüsü veren Ahmet Anzavur, ordunun en muktedir erkânıharp generallerinden olan Balıkesir’deki 4. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa (Met Çünatıkho) ve İstanbul’dan gönderilen eski muhafız Ahmet Fevzi Paşalar’ın14 öğütlerine kulak asmıyordu. İstanbul Hükümeti bu konuyu kaçamak cevaplarla geçiştiriyordu. Harbiye Nazırı Cevat Paşa, Anzavur olayını adi bir şekâvet olayı olarak gördüklerini ve ‘Allah vere de bunun bir siyasi cephesi olmasa’ sözüyle Saray ve İtilaf Devletleri’ne karşı uyanan kuşkuyu dile getiriyordu. Tarık Mümtaz Göztepe ise gerçekte Anzavur’un arkasında ne iddia edildiği üzere ne İtilaf güçleri ne de Saray’ın bulunmadığını, Anzavur’un kendine bu süsü veren bir maceraperest olduğunu belirtir.15
56. Fırka Komutanı Miralay Bekir Sami (Günsav) Bey, aynı gün Bursa’dan 13.11.1335 (1919)’te acele kaydı ile şifreli telgrafıyla Karacabey’de 174. Alay Komutanlığı’na, Anzavur ayaklanması ile ilgili tedbirlerden söz ederken, çaresiz halkı soyan, katleden ve bu kez de Anzavur ile birlikte hareket eden “hunhar Çerkes şakîlerini imha…” edilmesini, askerlerin para ve diğer yollarla iğfal edilmesinin önlenmesini bildirmiştir.16
Anzavur’un Bandırma, Kirmasti ve Balıkesir’de birbiri ardına kazandığı başarılar üzerine karşısına İttihat ve Terakki tarafından kurulmuş olan Teşkilatı Mahsusa’nın seçilmiş fedailerinden Çerkes Ethem17 çıkarılmıştır. “Çakırcalı gibi asırların az yetiştirdiği yırtıcı bir dağ kurdunu ölü olarak eline geçirmeye muvaffak olan ve o günlerde Çakırcalı’ya rahmet okutacak bir kır serdarı kesilen Ahmet Anzavur’la boy ölçmek fırsatı, Çerkes Ethem gibi kabına sığmayan bir as adam için ele geçer nimetlerden değildi. Harbi kendilerine sanat yapan, şan ve şöhrete ezelden aşık olan iki muharip kabilenin bu iki inatçı ve gözleri kızgın adamları karşı karşıya geldikleri zaman, İstanbul, Anadolu davası silinmiş, saray ve millet kavgası unutulmuş ve ortada kala kala müthiş ve kanlı bir kabile rekabeti kalmıştı.”18
Ethem, Çerkeslerin Şapsığ boyundan ve iddiasız bir aileye mensup iken19, Ahmet Anzavur, Çerkes efsanesine göre Ay’la Güneş’ten doğan asil bir ailenin evladı olduğuna inanıyordu. Ahmet Anzavur, Abhaz boyunun “kendilerini yarım prens sayan Ançuk
ailesindendi.”20
Ahmet Anzavur’a karşı yardımı talep edilen Ethem Bey, Millî Mücadele’ye en erken başlayan kişilerden birisidir. Galip Hoca namı ile Ege bölgesinde Yunan işgaline karşı halkı bilinçlendiren Celâl (Bayar) Bey, Salihli yöresindeki Kuva-yı Milliye teşkilatının oluşturulmasını anlatırken Ethem’in mücadeleye kalmasına da yer vermiştir. Buna göre Ethem, sekiz arkadaşıyla birlikte Salihli’ye gelerek çalışmalara başlar. Bandırma yoluyla bölgeye gelen eski Bahriye Nazırı ve Hamidiye Kahramanı Rauf (Orbay) Bey ile Komutan Bekir Sami (Günsav) Bey’in Ethem ve ağabeyi Reşit Bey’i Millî Mücadeleye yönlendirdiklerini belirtir. Rauf Bey, Ethem ve ağabeyi Yüzbaşı Tevfik ile Reşit Beyler’i I. Dünya Savaşı’nda Teşkilât-ı Mahsusa’dan tanıyor, tecrübeli gerillacılar olarak biliyordu. Ethem Bey, Salihli’ye geldiğinde Dramalılar’dan bazıları ile birleşmiş, bu arada Bandırma, Balıkesir, Gönen, Kirmasti ve Bursa’da tanıdığı, eli silah tutan Çerkesler’e haber göndermişti. Yunanlılar’a karşı hücumları ile nam salmış olan Parti Pehlivan ve arkadaşları da ona katıldılar. Bu şekilde Ethem kısa sürede diğerlerinden daha büyük kuvvet oluşturmayı başarmıştır.21
Bu süreçte, Balıkesir, Bandırma ve Kirmasti bölgesindeki – buna Biga’yı da eklemek gerekir- Çerkes köyleri iki güç arasında şaşkına dönmüşlerdir. Köylerin çoğu sürekli el değiştiriyordu. Çerkes âdetine göre -khabze- bir eve misafir gelen yaşlı ya da hatırlı adamlar o evden ayrılırken, ev sahibi kendisi de atına binerek misafire eşlik eder, ev sahibinin yaşlı olması halinde de erkek çocuklarından birini kendi yerine misafirin emrine verirdi. Konuk bu mihmandara izin verirse köyüne döner vermezse, onunla birlikte dağdan dağa gezerdi. Bu gelenekten dolayı da Çerkesler çetelerin eline düşmüşlerdi.22
3/ 4 Mart 1920’de 14. Kolordu Komutanı, Takip Kuvvetleri Komutanına verdiği bilgi ve emirlerden; alınan haberlere göre Biga halkının Anzavur’dan ayrıldığı ve askere karşı gelmemek için köylerine çekilmişse de yalnız kalan Anzavur güçlerinin Sızıköy- Babayaka-Keçidere-Muratlar hattında bulunabileceği düşünüldüğünden ona göre tedbir alınması, cephane tasarrufuna önem verilmesi, ev ve köy tahribinden kaçınılması, asla yağma yapılmaması bildirilmiştir. 4 Mart 1920 günü emir üzerine takip müfrezesi Gündoğdu-Babayaka -Bakırlı sırtlarını tutmuş olan isyancıların gerisini kesmek üzere Karaağaç-Muratlar hattından Keçidere yönüne kuşatıcı bir taarruza geçilmiş, isyancılarla çarpışmalar akşama kadar sürmüştü. Anzavur’un yüz civarında adamıyla Keçidere köyünde olduğu anlaşılmıştı. Sarıköy müfrezesi Sızıköy’e doğru ilerlemiş ve köye girmiş fakat isyancılar Çakıroba’ya doğru çekilmişlerdir. 8 Mart 1920’de Harbiye Nazırı Fevzi (Çakmak) Paşa, 14. Kolordu Komutanlığı’na gelen bilgiye göre Takip kuvvetlerinin Sızıköy, Keçideresi, Muratlar, Obaköy ve daha iki köyü yaktıklarını, yağma yapıldığını, hatta bir ihtiyarın mestini (ayakkabı) almak için kendisi ile birlikte karısının da öldürüldüğünü ve bu işi Teğmen Selim emrindeki Arnavut asıllı erlerin gerçekleştirdiğini bildirmiştir. Yapılan tahkikatta evlerin yakılması ve yağma dahil ayrıntısıyla ortaya çıkarılmıştır. Bu arada Anzavur’un iki gün devam eden çarpışmanın ardından kaçtığı bildirilmiştir.23
Genç bir öğretmen olarak Biga’ya Osmangazi Numune Mektebi’ne atandığı sıradaki gözlemlerini (14 Şubat- 23 Nisan 1920 arasında) aktaran Uluğ İğdemir, 6 Mart 1920 günü dikkate değer bir şey olmadığını belirtir. Söylentilere göre Anzavur, Gönen’de muhasaradadır. Kuva-yı Milliye Gönen’in Hayriköy, Ayvalıdere ve diğer bir köyü tamamen yakmışlar. Anzavur ile birlikte Biga’ya doğru gelen Çerkesler’in evleri hep yakılmış. “Herkes bundan pek memnun. Bu üç köyde hırsızlık yapmayan Çerkes yoktur, diyorlar. Civarın en müthiş hayvan hırsızları bu köyde imiş… Bugün top sesleri işitilmiş. Anlaşılan Kuva-yı Milliye yakınlara geldi. Eğer Sarıköy’de olmuş olsaydı, top sesleri işitilmezdi. Çünkü Sarıköy çukurda. Şu halde şu karşıki tepelere kadar geldiler. Onun için hazırlanıyorlar. Gelecek kuvvete karşı koymak istiyorlarmış. 150 kişilik bir kuvveti İdriskoru’ya yollamışlar. 61. Fırka bir müfreze göndereceğini bildirmiş. İhtimal gelecek olan kuvvet bu müfreze olacak deniyor. Jandarma zabiti de böyle söylemiş. Herkes endişenâk. Kasabaya mazarrat gelmesinden herkes korkuyor. Sözde şakiler kasabayı muhafaza edeceklermiş. Heyhât! İşte Pomak baskınının esası!... Yine korku, yine endişe. Eğer kuvvet gelip de bunlarla çarpışırsa berbat.”24
Muhittin Ünal, Damat Ferit Paşa’nın ve İngilizler’in adamı olan Anzavur isyanlarına Çerkesler’in katılımının az ve mevzii olduğunu, Anzavur’un yanında ağırlıklı olarak Pomak ve Arnavutlar’ın yer aldığını belirtmiştir. Gâvur İmam ve Kara Hasan25 gibi çete liderleri ve onlara bağlı çeteler ayaklanmada etkili olmuştur. Çerkesler’in ayaklanmaya katılma nedenleri arasında Anzavur’un Kuvvacılar aleyhine Padişah’tan ferman getirdiğini söylemesi, Şeyhülislam’ın Millî Mücadele taraftarlarının kâfir olduğuna dair fetvası ve İttihatçılar’ın galip gelmesi durumunda tıpkı Ermeniler gibi köylerinden sürülecekleri propagandası etkili olmuştur.26
Anzavur isyanlarının bastırılmasında Ethem’in önemli başarıları olsa da Anzavur her seferinde kaçmayı başarmıştır. 1920 yılının Mayıs ayında Düzce ve Hendek’te halkı isyana teşvik eden Anzavur’a karşı Kuva-yı Seyyare Komutanı Ethem bölgeye gelerek isyanı kısa sürede bastırmış, Kuva-yı İnzibatiye Ordusu’nu dağıtmıştır. Bu sıralarda Bolu, Düzce, Hendek isyanlarının bastırılması için çalışan Çerkes kökenli Mahmut Nedim (Hendek) Bey’in, Çerkesler tarafından pusuya düşürülerek şehit edilmesinin öcünü de yine başka bir Çerkes, Ethem Bey almıştır.27
Bu arada Anzavur ayaklanmasının bastırılması sürecinde bölgenin etkili komutanlarından Bekir Sami (Günsav) Bey28 ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki yazışmalardan Çerkes kökenli Yusuf İzzet (Met Çünatıkho) Paşa’nın Anzavur’a ilişkin tutumuna dair bazı gelişmelerin ortaya çıktığı, yanlış söylentilerin Bekir Sami Bey tarafından düzeltildiği görülmektedir. Özellikle dikkat çekici husus ise, Mustafa Kemal Paşa’nın bölgedeki olumsuz gelişmelerin Türklük- Çerkeslik ayrımına yola açabileceği endişesini dile getirmiş olmasıdır. Bekir Sami Bey ise aşağıda gösterildiği gibi Anzavur meselesinin Türklük- Çerkeslik meselesi olmadığını belirtmiştir:
Şifreli Telgraf:
Kongre, 6.1.1920
Bursa’da 56. Tümen K. Bekir Sami Beyefendi’ye,
14. Kolordu Kumandanı Yusuf İzzet Paşa başlangıçta Tümen Kumandanları ve Heyeti Merkeziye ile aynı görüşteydi. İcraatı da aynı yöndeydi. Eşkıyanın hayvan ve malının müsaderesi sırasında Şah İsmail ve Darıcalı Hasan’a ait birkaç hayvanın alınması olayında Çerkes Şevket’in tarafını tutmuş. Gasp, cinayet ve hırsızlık yapan ve zorlukla ele geçirilen eşkıyanın serbest bırakılması için talimat vermiş. Ayrıca, Yusuf İzzet Paşa, Ahmet Fezvi (Big) Paşa ve Çerkes Ethem Bey Mihalıççık’ta bir toplantı yapmışlar. Hal böyle devam ederse birliğin gerektiği bir zamanda Türklük- Çerkeslik ayırımı iki din kardeşini boğazlaşmaya götürür. Bu durum da Yunanlılara yarar.
Yusuf İzzet Paşa’nın dine bağlılığından ve vatanseverliğinden hiçbir şüphem yoktur. Fakat bu denli hatırnaz davranmasını anlayamıyorum. Amaç vatanı kurtarmaktır. Lütfen, ilgilenip açıklayıcı bilgi veriniz.
Heyeti Temsiliye Namına Mustafa Kemal.29
Şifreli Telgraf:
Bursa, 12.1.1920
Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,
Yusuf İzzet Paşa ile görüştüm. Mesele size intikal ettirildiği gibi değildir. Anzavur, yöreye gelince Kara Hüseyin emrinde 8 kişilik bir müfrezeyi üzerine göndermişti. Ama onlar Anzavur’a katıldılar. Şevket’in adamlarından birisinin köyüne baskın yapan Kara Hüseyin, vaktiyle kendisinin ve Şevket’in çalınan mallarının iadesini şart koşmuş. Durumu öğrenen Yusuf İzzet Paşa, olayların büyümemesi için hayvanları iade etmiş. Aynı anda orada bulunan Ahmet Fevzi (Big) Paşa, Kolorduya talimat vererek 12 Çerkes’in serbest bırakılmasını sağlamış. Önemsiz ve basit insanlar olmasına rağmen Yusuf İzzet Paşa istemeyerek emri uygulamış. Anzavur olayının bertaraf edilmesinde Yusuf İzzet Paşa’nın önemli katkısı vardır. Vatanseverliğinden asla şüphe edilmeyecek olan Paşa’yı, mahalli basın ve kargaşayı sevenlerin abartmaları sonucu size şikâyet etmişler. Olay basit ve bundan ibarettir. Kaldı ki, Anzavur meselesi Türklük- Çerkeslik meselesi de değildir.
56. Tümen Kumandanı Bekir Sami.30
7 Gönen’in Çalıoba köyünde Arnavut ve Çerkesler’den oluşan çete ile Yunan güçleri arasında gerçekleşen çatışmada Rum ve Ermeniler’in ölümü üzerine Bandırma’da protesto gösterilerinin yapıldığı ve bu olayı bahane eden Rum ve Ermeniler’in Yunan askerleriyle birlikte Müslüman ahaliye zulmettikleri bildirilmiştir, Bkz., BOA, DH.EUM.AYŞ., 50-6.
8 Zeki Çevik, “Milli Mücadele’de Son Kurşun Bölgesinde Yunan Mezalimi, Türk Direnişi ve Kurtuluş”, Milli Mücadele Dönemi ve Sonrası Bandırma, Editörler Zeki Çevik- Ulaş Töre Sivrioğlu- Ümit Doğan, Zeus Kitabevi, İzmir 2022, s.133-134.
9 Yunanlılar, Biga ve çevresinde zorbalıkla ve kurdukları çetelerle halktan zorla vergi almışlar, aşara el koymuşlar, köylerde halkın canına, malına ve ırzına tecavüz etmişlerdir. Pek çok olayın içinde örneğin Biga’da Hâkimin oğlunun kaçırılmasında Yunan parmağı olduğu belirtilmektedir, Bkz., BOA, DH.EUM.AYŞ., 56-48.
10 Nurgün Koç, “Milli Mücadele’de Batı Anadolu’da Çıkarılan İç İsyanlar ve Çerkes Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması”, International Conference on Humanities and Culturel Studies, 6- 10 November 2016, Prague, Czech Republic, s.248.
11 Şennur Çakar Aykut, Tarih Boyunca Biga, Biga Belediyesi Kültür Yayınları, yy. 2011, s.77.
12 Muhittin Ünal, Miralay Bekir Sami Günsav’ın Milli Mücadele Anıları, C: I, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2016, s.363-364.
13 Ünal, Miralay Bekir Sami..., s.197-198.
14 Anzavur’un ilk ayaklanmasının bastırılmasında Çerkes asıllı isyancıya karşı hem Bâbıâli hem de Kuva-yı Milliye, Çerkes kökenli kişileri devreye sokmuşlardır. İstanbul Hükümeti Hurşit ve (Big) Ahmet Fevzi Paşalar’ı; Kuva-yı Milliyeci’ler ise Yusuf İzzet Paşa ve Çerkes Ethem Bey gibi Çerkesler’i görevlendirmiştir, Bkz., Özcan Mert, “Anzavur'un İlk Ayaklanmasına Ait Belgeler”, Belleten, C: LVI, Sayı: 217, Aralık 1992, s.889.
15 Tarık Mümtaz Göztepe, Osmanoğullarının Son Padişahı Sultan Vahideddin Mütareke Gayyasında, Sebil Yayınevi, İstanbul 1969, s.242.
16 Ünal, Miralay Bekir Sami…, s. 362-363.
17 61. Fırka Komutanı Miralay Kâzım (Özalp) Bey, Anzavur’un Gönen, Bandırma, Kirmasti ve Susurluk’u işgal etmesi üzerine İzmir ve çevresindeki birlikleri toplayarak bu tehlikenin bertaraf edilmesi için harekete geçilmesi zorunluluğunu belirtir. Aynı zamanda Salihli cephesinde bulunan Çerkes Ethem’in bütün kuvvetleri ile yardım etmesini ister, Bkz., Kâzım Özalp, Millî Mücadele 1919-1922, C: I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1998, s.112-113.
18 Göztepe, a.g.e., s.243-244.
19 Ethem, Hatıralarının başlangıcında kendisini tanıtırken ne soyundan ne de Çerkes kimliğinden söz eder: “Ben kimim? Ben emlak ve arazi sahibi, mesut ve müreffeh yaşayan ve aynı zamanda ‘ekmeğinin hasmı’ denecek kadar cömert bir ailenin evladıyım. Merhum babam Ali Bey, malikanesinin bulunduğu Bursa vilayetinde şeref ve haysiyeti ile tanınmış bir kimse idi. Ben, babamın çok sevdiği en küçük oğlu, ağabeyimin de evlatlarına tercih ettiği bir kardeşi idim.”, Bkz., Çerkes Ethem’in Hatıraları, Dünya Yayınları, y.y. 1962, s.11. Anzavur’dan söz ederken de aynı şekilde onun Çerkesliği hakkında bilgi vermez. Ethem Bey, 1946 yılında kaleme aldığı Hatıratında ise kendisini ‘Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mümessillerinden, Yeşil Ordu namıyla da maruf Birinci Kuvâ-yı Seyyâre kumandanı Ç. Ethem, Pişave’ olarak tanıtmaktadır, Bkz., Çerkes Ethem Meydan Okuyor, Haz. Ömer Hakan Özalp, Derin Tarih, İstanbul 2015, s.6-7, 84.
20 Göztepe, a.g.e., s.244.
21 Celâl Bayar, Ben de Yazdım, C: III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2018, s.426-427.
22 Göztepe, a.g.e., s.244-245.
23 Türk İstiklâl Harbi İç Ayaklanmalar (1919-1921), C: VI, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi, Ankara 1964, s.34-35.
24 Uluğ İğdemir, Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1989, s.35.
25 Gönen’in Sızı köyünde Anzavur ve adamları üzerine Kuva-yı Milliye ve düzenli birlikler gönderilmesine rağmen Biga’dan gelen Kara Hasan ve Suphi adlarındaki eşkıyanın intikam hırsıyla Çerkes köylerini yağmalamış, Türklük- Çerkeslik meselesini köpürtmüştür. Gereken önlemlerin suhuletle alınması gerekmektedir, Bkz., BOA, DH.ŞFR., 105-110. Bu çerçevede, 27 Mart 1920 tarihli Gönen’in Çerkes köylerindeki zulüm ve tecavüzün araştırılması amacıyla özel bir heyetin hazırlanıp gönderilmesine yönelik İtilaf Devletleri nezdinde harekete geçilmesi için Bkz., BOA, MV., 218-125. Gönen’in Anzavur tarafından ele geçirilmesinin bölgenin asayiş sorunlarını daha da arttıracağı düşünülerek Kale-i Sultaniye (Çanakkale) ve Biga’daki makamlar tarafından da gereken tedbirlerin alınması 29 Nisan 1920 tarihinde bildirilmiştir. Buna göre, güvenlik sorunları nedeniyle Gönen halkının bir kısmı aileleriyle birlikte Bandırma’ya doğru gitmekte idiler. Anzavur ile birlikte hareket edenlerin çoğunun Çerkes olduğu belirtilmiştir, Bkz., BOA, DH.ŞFR.659-137. Anlaşıldığı kadarıyla Gönen ve çevresindeki Çerkes köylerine yönelik mezalimi içeren şikâyetler ve önlenmesine yönelik talepler İstanbul’daki resmi makamlara farklı zamanlarda duyurulmaya çalışılmıştır. Örneğin, Salih Paşa dönemindeki asayiş sorunlarından biri de Meclis-i Vükelâ’ya ulaşan Gönen kazası içindeki Çerkes köylerinde mezalim ve baskı uygulandığı, Çerkesler’in bulunduğu diğer kaza ve nahiyelerde de benzer tecavüz hadiselerine rastlandığı yönündeydi. Buna göre, Biga ve Karesi sancakları ile Bursa vilayetinde yaşayan Çerkesler’in huzursuz oldukları ve gereken tedbirlerin alınması istenmekteydi, Bkz., Tayyip Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, İkinci Kitap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1965, s.395-396.
26 Muhittin Ünal, Kurtuluş Savaşı’nda Çerkeslerin Rolü, Cem Yayınevi, İstanbul 1996, s.242-243.
27 Ayrıntılı bilgi için Bkz., Koç, Mahmut Nedim Hendek (1880-1920), Atatürk Ansiklopedisi, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/mahmut-nedim-hendek, Erişim Tarihi: 29.08.2022.
28 Bekir Sami (Günsav) Bey, 27 Haziran 1919’dan 8 Temmuz 1920’deki Yunan işgaline kadar 56. Tümen ve bir aralık 20. Kolordu Komutanı olarak Bursa’da faaliyetlerde bulunmuştur. Akhisar, Salihli, Alaşehir, Eşme ve Kula’da milli direnişi bizzat organize etmiş bunların haricinde de Bergama, Ayvalık, Ödemiş, Denizli, Uşak, Gördes, Demirci, Aydın ve Manisa ile çeşitli nedenlerle yazışmalarda bulunarak bazan buralarda da önemli emirler vererek mücadeleye ciddi katkılar sağlamıştır. Ancak, Bursa’nın Yunan işgaline geçmesinden sorumlu görülerek Büyük Millet Meclisi’nde sert eleştirilere uğramıştır. 20. Kolordu Komutanlığı görevinden 15 Temmuz 1920’de açığa alınmış, bir daha da çok istemesine ve talep etmesine rağmen aktif göreve getirilmemiştir. 1924 yılında emekliye ayrılmış, 1934 yılında hayatını kaybetmiştir, Bkz., Hamdi Gürler, Kurtuluş Savaşı’nda Albay Bekir Sami (Günsav), Genelkurmay Basımevi, Ankara 1994, s.152. Çerkes Ethem ise Bursa’nın Yunanlılar’ın eline geçmesinde kendisine verilen sözü yerine getirmediğini iddia ettiği Milli Savunma Bakanı Fevzi (Çakmak) Paşa’yı sorumlu tutmuştur, Bkz., Koç, “Milli Mücadele’de Yozgat (Çapanoğulları) Ayaklanması ve Çerkes Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması”, I. Uluslararası Bozok Sempozyumu, C: II, 05 - 07 Mayıs 2016, s.233.
29 Ünal, Miralay Bekir Sami…, s.259-260.
30 Ünal, Miralay Bekir Sami…, s.260-261.
Siyasi Gelişmeler
Ankara ile yolları ayrıldıktan sonra Eşref31, Ethem ve Reşid Anadolu kıyılarına yakın olan Yunan Adası Midilli’yi üs haline getirdiler. Burası Anadolu’dan kaçanlar için bir mülteci kampı halini almıştı. “Ethem, Reşid ve Eşref, muhtemelen bir işgal veya darbe maksadıyla, çoğunlukla Çerkeslerden oluşan bir gerilla kuvveti eğitmekle meşgul oldular. Anadolu İhtilal Komitesi denilen bu grup, Kemalist liderliği tasfiye etmek amacıyla Midilli ve Batı Trakya’da kuvvet eğitiyordu.” Ankara tarafından dikkatle izlenen ve kimi zaman havadan bombalanan bu grup Anadolu kıyılarına baskınlar düzenlediyse de Kemalist yönetim için ciddi bir tehdit unsuru olmamıştır. Başlayan tek parti döneminde sıkı yönetim yasaları, tasfiyeler, yasaklamalar ve sürgünler ile muhalefet sert biçimde susturulmuştur.32
Ethem ve kardeşlerinin Yunanistan’a sığınmasının ardından dolaşan söylentilerden birisi de Enver Paşa’nın Anadolu’ya geçeceği konusundadır. Kâzım Karabekir Paşa, Enver Paşa33 tarafından ‘Türkiye’nin hâl-i hazır hükümetine karşı harekât-ı askeriyeye hazırlanmak sırası gelmiştir’ diyerek Halil Paşa’ya yazdığı mektup bilgisinin haberini aldığında bu hassas konu ile ilgili düşüncelerini Ankara’ya belirtmiş -25 Kasım 1337 (1921)- ve durumun mahiyetinin sadece bir Enver Paşa meselesi olmayıp “…vatanın hayat ve selametini tehdit etmek üzere Ruslar tarafından hazırlanan bir felaket, tahakkuku halinde bütün mevcudiyetimizi yakıp kül edecek bir yangın istidadında görmek lazımdır.” demiştir.34
150’liklerden Tarık Mümtaz Göztepe, Çerkes Ethem’i ve ağabeyi Reşit’i Amman’da görme fırsatı bulduğunu, sohbet esnasında Ethem’in Reşit’i sinirli sözlerle suçlayarak Yozgat isyanını bastırdığı sırada Yahya Galip meselesine karıştığını, kendisinin fırsattan istifade Mustafa Kemal Paşa’nın mahkemeye celbedilmesi için teşebbüse geçeceği sırada bunu engellediğini ve bu önemli fırsatı kaçırttığını söyleyerek suçlar. “Bu hıyanetin yetmezmiş gibi Ankara’ya giderek Mustafa Kemal Paşa’yı tevkif ve Batum’da harekete hazır bulunan Enver Paşa’yı yerine geçirmek üzere yapacağım mükemmel tertibata karşı duranların başında bulunan Rauf Bey (Orbay) kadar muhakkak ki sen de mesulsün.”35
Emrah Cilasun ise Türk resmi tarihinin sol ve sağ yorumcularının birbirini adres göstererek Ethem Bey’in ‘Enverci’ olduğu konusunda buluştuklarını, örneğin Cemal Kutay’ın da bunu keşfederek övdüğünü fakat Ethem Bey’in Enver Paşa hayranı olduğuna dair hiçbir belge bulunmadığını belirtir. İttihat ve Terakki’yi öven bazı belgeler olsa da İttihatçı Rahmi’nin oğlunu kaçırdığı günlerdeki sözleri bu teşkilata ve onun liderlerine pek olumlu bakmadığının işareti olduğunu belirtmiştir.36
Çerkes sürgününe sebep olan gelişmelerin başında Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin toplanması ve aldığı kararlar düşünülmektedir. Tunaya, İzmir’de toplanan kongre bildirisinin altında iki tarih olduğunu, 11 Teşrinievvel ve 24 Teşrinievvel 1337 (Ekim 1921) belirtmektedir. Delegelerin geldiği yerler ise şöyledir: Adapazarı, İzmit, Hendek, Düzce, Kandıra ve Karasu, Yalova ve Karamürsel, Bilecik, Eskişehir, Geyve, Bursa, Biga, Gönen, Erdek, Bandırma, Balıkesir, Manisa, Aydın ve Kütahya’yı temsil eden Kurucu ve Yönetim Kurulu için.37
Cemiyet, İzmir ve yöresini işgal eden Yunan himayesi altında İzmir’de toplanmış olan Çerkes Kongresi delegeleri arasından seçilmiştir. Kongre, beyannamesinde Çerkesler’in Türkler’in kötü yönetimi altında yıkıma uğradıkları, Osmanlı’nın kötü yönetiminin yanında Kemalistlerin gayri insani tutumları yüzünden hayati ve milli çıkarlarını koruyamadıkları, bu yüzden ‘medeni ve insani’ olan ‘yüce Yunan Hükümeti’nin koruyuculuğunu kabul ettikleri yönündedir. Tunaya, Yunanistan eliyle oluşturulan Çerkes sorununun İngiltere’nin arzuladığı bölgesel özerk yapılarla ilgili olduğunu fakat Anzavur ya da Ethem ayaklanmalarıyla bağlantısının Çerkeslik üzerinden kurulamayacağını belirmiştir. Anzavur’un Kuvayi İnzibatiye (Teşkilât-ı Ahmediye)’si, işgalci kuvvetlerin emrinde, Kuva-yı Milliye’ye karşı Padişah’ın sindirme siyasetini temsil ettiğinden Çerkeslik davası sayılamaz. Ethem meselesine gelindiğinde, Müdafaa-i Hukukçular arasındaki bir “iç çatışmanın” sonucu gerçekleşmiştir. Çerkes Ethem’in Yunanlılar’a sığınması Cemiyet tarafından güdülen hedefe bağlanamaz.38
Yelbaşı, bu dönemde Çerkesler’in eğilimlerinin üç grupta toplanabileceğini; Kongreyi destekleyen özerklik yanlısı ilk grubun çok küçük bir azınlık olduğunu, diğer iki Çerkes grubunun Ankara yanlısı milliyetçi Çerkesler ve İstanbul taraftarı sadık, milliyetçilik karşıtı Çerkesler olduğunu belirtmiştir.39
İzmir’de Çerkesler’le Yunanlılar’ın kardeşliğinden söz eden Çerkes Kongresi delegelerine karşı TBMM çok tutarlı ve katı bir tutum sergileyerek hepsini 150’likler arasına40 dahil etmiştir. İlhami Soysal, bu kongrenin “düzmece ve zoraki” bir kongre olduğunu fazla ciddiyeti olmadığını ifade etmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda canını dişine takmış binlerce Çerkes asıllı Türk vatandaşı bu kongreyi tam bir nefretle anmışlardır. 12 Ağustos 1921’de Çerkes Müşir Deli Fuad Paşa’nın başkanlığında İstanbul’da toplanan Çerkes Kongresi41, Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu hareketine bağlılık kararı almıştı.42
Doğan Avcıoğlu da İngilizler’in Çerkeslik, Kürtlük yaratma gayretlerinin fazla büyütülmemesi gerektiğini, Milli Mücadele’de Çerkesler’in Türkiye vatanseverliğinin en çarpıcı örneklerini gösterdiklerini, Düzce isyanını bastırmak için mücadele ederken “kalleşçe şehit edilen”, Yarbay Mahmut (Hendek) Bey’in, Ege’de milli direnişi başlatmak amacıyla çabalayan Albay Bekir Sami (Günsav) Bey’in, Rauf (Orbay) ve daha ön plandaki yüzlerce kişinin kendilerini Çerkeslik için değil Türkiye’nin kurtuluşuna adadıklarını ifade etmiştir.43
Saltanat ve hilafeti geri getirmek yönünde yıkıcı çalışmaları yapanların en önemlilerinden birisi yukarıda sözü edilen Anadolu Osmanlı İhtilal Komitesi idi. Saltanatı geri getirebilmek amacıyla halkı bir karşıdevrime yönlendirmek için yoğun şekilde propaganda yapıyorlar, özellikle Mustafa Kemal Paşa’ya saldırıyorlardı. 14 Nisan 1923 tarihinde Kazdağları’nda Domuz Çukuru denile yerde Anzavur’un oğlu Kadir çetesiyle yapılan çatışmada çeteden ölü olarak ele geçirilen birinin üstünde Mustafa Kemal Paşa ve eşine hakaretler içeren beyanname dolayısıyla ve konunun hassasiyetine binaen şüpheli görünenler bile tutuklanarak yargılanmışlardır.44
Bu komitenin de Kuşçubaşı Eşref45 ve Ethem’in yönlendirmesiyle hareket ettiği belirtilmektedir. Sorunu kökten çözmek isteyen Ankara Hükümeti 7 Mayıs 1923 bir kararname ile bu örgüte çalışan çeteleri ihbar edenlere 200 lira ödül verileceğini bildirmiştir. Ayrıca silahlı grupların köylerinin mensuplarının Anadolu’nun herhangi bir yerine gönderilebileceği bildirilmiştir.46
31 Fortna, Kuşçubaşı Eşref’in eşi Pervin’in Hatıratının genel olarak I. Dünya Savaşı ile ilgili anlatılarda özellikle Kuşçubaşı Eşref’in uğradığı istismar konusundaki bazı boşlukların doldurulmasını kolaylaştırması yönüyle önemine işaret eder: “Şunu da belirtmek gerekir ki, hem bazı görevlerinin doğası gereği gizli yapılması gerektiğinden, hem de akabinde Ankara ile olan bağını koparmasından dolayı, Eşref’in hayatındaki asıl olayların birçoğu bilinmez, bilinenler de tartışmaya çok elverişlidir; olumsuz ifadelere dayanan bu bilgi kırıntıları ideolojik Kemalist anlatılarda ya da neredeyse menakıpname tarzında, popüler (bazen de aşırı milliyetçi) tutuma sahip yazılarda yakalanır.”, Bkz., Benjamin C. Fortna, Kuşçubaşı Eşref’in Eşi Pervin’in Savaşı, Çev. Hatice Aydın, Timaş Yayınları, İstanbul 2019, s.21-22.
32 Fortna, Kuşçubaşı Eşref, Çev. Selçuk Uygur, Timaş Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2020, s.393-394. Mahmut Nedim (Hendek) Bey’in Ankara ile iletişiminden, Eşref’in Adapazarı’nda aşırı faaliyetleri olduğu, bunun da halkın tepkisine yol açtığı anlaşılmaktadır. Eşref, mahkûmları serbest bırakarak sorunların büyümesine sebep olmasına rağmen Ankara’ya, buna mecbur bırakıldığını yazarak kendisini savunmaya çalışmıştı. Düzce’deki saltanatçı ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Mahmut Nedim (Hendek) Bey, 22 Nisan’da pusuya düşürülerek şehit edilmişti, Bkz., Benjamin C. Fortna, Kuşçubaşı Eşref, Çev. Selçuk Uygur, Timaş Yayınları, İstanbul 2020, s.368-369.
33 18 Kasım 1918 tarihli belge dikkat çekicidir. Emniyet Umum Müdürlüğü’nden Karesi Mutasarrıflığı’na gönderilen telgraf ile Enver Paşa’nın adamlarından Gönenli Çerkes Çakır adlı kişinin Gönen civarına giderek Çerkesler’den çete teşkil ettiğinin öğrenildiği, konu ile ilgili bilgi verilmesi istenmiştir, Bkz., BOA, DH.ŞFR., 93-205.
34 Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkânı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2020, s.182-184.
35 Göztepe, a.g.e., s.247.
36 Emrah Cilasun, “Bâki İlk Selam” Çerkes Ethem, Belge Yayınları, İstanbul 2004, s.77, 79.
37 Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, C: II, İletişim Yayınları, İstanbul 2008, s.584.
38 Tunaya, a.g.e., s.585-587.
39 Caner Yelbaşı, “Emergence of the Anti-Kemalist Movement in the South Marmara: Governor of Izmit Çule Ibrahim Hakkı Bey and the Circassian Congress”, Journal of Balkan and Near Eastern Studies, C: XXII, Sayı: 1, 2020, s.77.
40 Özden, Kemal Özer tarafından kaleme alınmış olan “Kurtuluş Savaşı’nda Gönen” adlı eserde belirtildiği üzere; Gönen’de Rumlar ile birlikte Türkler’in özerk hükümet ilan ettiklerini, Gönen’li bir Türk vatandaşının istemediği halde İngiliz ve Yunan hükümetlerini öven bir konuşma yaptığını, zaten muhtariyetin fiilen kurulmuş olduğunu fakat Şarkı Karibciler’in sağ olanlarının tamamının 150’likler listesine alınırken en azından Gönen’de özerk hükümetin kurulmasını desteklemiş olan Türkler’e herhangi bir şey yapılmadığını belirtmiştir, Bkz., Murat Özden, Üçüncü Sürgün Gönen- Manyas Çerkes Sürgünü, 21 Yayınları, İstanbul 2020, s.65.
41 (Big) Ahmet Fevzi Paşa, 1921 ortalarında Midilli adasındaki Lesbos’ta hazırlıkları yapılarak Yunan işgali altındaki İzmir’de ‘Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’ tarafından düzenlenen Çerkes Kongresinin ayrılıkçı tutumuna karşı çıkan Çerkes aydınlarından birisiydi. Müşir Thuğa Fuat Paşa’nın başkanlığında toplanan İstanbul’daki Çerkes Teavün Cemiyeti’nin gerçekleştirdiği Çerkes Kongresi ise Çerkesler’in Osmanlı Devleti’ne bağlı kalacaklarını deklere etmiştir. Dönemin gazetelerinde Thuğa Fuat Paşa’nın, Big Ahmet Fevzi Paşa’nın, Berzeg İlyas Bey’in ve pek çok Çerkes aydınının Şark-ı Karibcilerin işbirlikçi eylemlerini kınayan ve Çerkes ve Türk halklarının kardeşliğine işaret eden sağduyu demeçleri yer almıştır, Bkz., Sefer E. Berzeg, Çerkes- Vubıhlar Soçi’nin İnsanları, Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2013, s.231.
42 İlhami Soysal, 150’likler, Gür Yayınları, İstanbul 1985, s.155.
43 Doğan Avcıoğlu, Millî Kurtuluş Tarihi 1838’den 1995’e, C: I, İstanbul Matbaası, İstanbul 1974, s.158.
44 TİTE Arşivi, 26/3546; Akt., Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ayraç, Ankara 2009, s.307-308.
45 Ethem’in isyanı sırasında propaganda yapmaları dolayısıyla tutuklanıp Konya’da serbest kalmaları uygun olmamasından ötürü Güney cephesi Komutanlığı tarafından Ankara’ya gönderildiği ve haklarında yapılacak muamelenin durumu Dahiliye Vekaletinin 28 Mayıs 1921 tarihli ve Emniyet Genel Müdürlüğünün 3352 numaralı tezkeresinde bildirilen firari Kuşçubaşızade Eşref’in kardeşleri Mekki ve Ahmet kayınbiraderi Ahmet ve Ethem’in avenesinden ve eşkıyadan aman dileyen Abaza Sabit ile emsali haklarında mahkemeye sevk edilerek delil yokluğu halinde kefalet ile serbest bırakılmaları İcra Vekilleri Heyeti’nin 5 Temmuz 1337 (1921) tarihindeki toplantısında kabul edilmiştir, Bkz., BCA, 30.18.1.13.29.16.
46 Asaf Özkan, “Milli Mücadele’nin Sonlarına Doğru İşbirlikçi İki Örgüt: Anadolulular Cemiyeti ve Anadolu- Osmanlı İhtilal Komitesi”, Atatürk Dergisi, C: V, Sayı: 4 , 2007, s.176-177; Caner Yelbaşı, Civil War, Violence and Nationality from Empire to Nation State: the Circassians in Turkey (1918-1938), PhD Thesis, SOAS, University of London 2017, s.167.
Gönen- Manyas Çerkes Köylerinin Sürgün Kararı ve Uygulanması
Eşkıyalığı önlemeye yönelik kararname uyarınca Gönen -Manyas yöresindeki47 Çerkes köyleri çok hızlı bir şekilde yerlerinden kaldırılarak bilmedikleri bir yolculuğa çıkarılmışlar, başka bir ifadeyle sürülmüşlerdir. Gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgileri vererek konunun açıkça anlaşılmasını sağlayan kişi Mehmed Fetgerey Şöenu’dur. Adı geçen kararname, eşkıyalığın önlenmesi amacıyla 18 Ekim 1339 (1923) tarihinde çıkarılan İzale-i Şekavet Kanunu’na48 dayandırılmıştır.
Şöenu, bir köyün kaldırılması için her şeyden önce onun Çerkesler’den oluşması, diğer yandan da küçük bir şüphenin ve ihbarın yeterli olduğunu ve bu durumun Çerkesler aleyhine bir propagandaya dönüştürüldüğünü, “Hain Çerkes”49 söyleminin her yerde yayıldığına işaret ederek, oysaki bu köylerin çoğunun değil eşkıyaya yataklık etmek kişileri bile görmediklerini, tanımadıklarını belirtmiştir. Bu dağıtma işlemi tamamen keyfi biçimde uygulanmış, genelgenin genel anlamı özel koşula dönüştürülerek sadece etnik bir ayrımla Çerkesler’e uygulanmıştır. Kaldırılan ve sürülen on dört köyün içinde Çerkes olmayan bir köyün olmaması ve Türk, Rumeli Göçmeni ve Çerkes karışımı beş köyden yalnız Çerkesler’in seçilip alınması bunun en somut göstergesidir.50
Şoenu, resmi ağızlardan belli belirsiz sızan söylemlere göre on dört köyün sakinlerinin Yunanistan’da kurulan Anadolu İhtilali Cemiyet-i Osmaniyesi ile ilgilenmekten suçlu bulunduklarını, bunun gerçeklerle ilgisi olmadığını, sözü geçen cemiyetin Türklük kadar Çerkesler’in de zararına olduğunu, buna Çerkesler’in genel olarak katılmadıklarını çünkü her önlerine çıkanın arkasından gidecek kadar kör, sağır ve düşüncesiz olmadıklarını belirtirken “… kuyruk acısı ile kıvranan üç beş kişinin Yunanlılık çıkarına kendi öçlerini almak için atıldığı maceraperestlikten” bütün Çerkesler’in sorumlu tutulmalarının mümkün olmayacağını ifade etmiştir. Bunların küçük bir bölümü Çerkes iken geri kalanının Türk olduğunu belirtir.51
Asıl göçürme Kel Aziz Çetesinin ayaklanmasından sonra başlamıştır. 2 Mayıs 1923 Çarşamba günü cami kapılarına asılarak ilan edilen İçişleri Bakanlığı’nın bir genelgesinin özellikle üç madde üzerine kurulu olduğu söylenebilir. Kısaca belirttiğine göre;
“1. Anadolu İhtilâl Cemiyeti’nin gönderdiği soygunculardan herhangi birinin bir köyde barındığı, beslendiği haber alındığında, o köy Anadolu içlerine dağıtılacaktır.
2. Sözü geçen kişilerin köyde gizlendikleri birliklerce öğrenilip çatışmaya girildiğinde, köyün yanmasına neden olunduğunda, birlikler kesinlikle sorumlu olmayacak bu sorumluluk köylerin olacaktır.
3. Bu gibi kişilerin, saklandıkları yerleri bildirenler ya da yakalanmalarını kolaylaştıranlara 200 lira ödül verilecektir.” Mehmet Fetgerey Şöenu, Yunanlılar’ın Anadolu’dan atılmasından Lozan Barış Antlaşması’na kadar geçen süredeki zararlı faaliyetlerin faillerini ayrıntılı biçimde anlatarak çoğunun Çerkes olmadığını söyler. Hatta ilk kaldırılan köy olan Mürüvvetler köyünün Ethem’in adamlarından Takığ Şevket’in bu köyden olması dolayısıyla cezalandırıldığını, fakat Takığ Şevket öldükten sonra ve çeteden en küçük bir iz kalmadığı halde bu köyün geri dönüşüne izin verilmediğini belirtmiştir.52 Şöenu, zorunlu göçe tabi tutulan köylerle ilgili aşağıda tabloda gösterilen bilgileri vermiştir:53

Köylüler mal varlıklarını ellerinden çıkarmaya zorlandıklarından ekonomik yönden de fakirliğe sürüklenmişlerdir. Hayvanlarını satmak mecburiyetinde kalmışlardır. Tahmini olarak 7 bin kadar inek, bin çift öküz ve koşum mandası, 4-5 bin kadar koyun, 1500 civarında at, yok pahasına satılmak zorunda kalınmıştır.54
Sürgüne tabi tutulan Çerkesler kadar geride kalanlar da perişanlığa sürüklenmişlerdir. On dört köyün yanında otuz köyün yaklaşık olarak 1100 hanesindeki 5800 civarındaki Çerkes nüfusu, göçürülenlerle aynı yoksulluğa mahkûm edilmişler, ellerindeki sokağa atar gibi satıp sıranın kendilerine gelmesini beklemişlerdir. Mal varlıkları satılarak sürgün sırası bekletilen köyler aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:55

Bazı köy isimlerinde belki de yazım yanlışlıklarından kaynaklandığı düşünülebilecek hatalar dışında Fetgerey Şöenu’nun verdiği ayrıntılı bilgiler konunun ortaya çıkarılması açısından son derece önemlidir. Çerkes aydını Şöenu, Çerkesler’in toplu olarak uğratıldığı bu haksızlık karşısında verdiği bilgilerin yanında “Şimdi içtenliğine güvendiğimiz Türk vicdanı acaba yine de Çerkesler’in uğradığı, yıkım tokadının sertlik, büyüklük ve kapsamından kuşku duyuyor, duraksıyor mu?” diyerek Türk kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştır. TürkÇerkes kardeşliğinden söz etmiş, Çerkesler’in devlete katkılarının ne kadar önemli olduğunu, hatta Kafkas-Türk ilişkilerinin Selçuklular’a kadar geriye gittiğini belirtmiştir. Yetişen paşalardan, devlet yöneticilerinden, aydınlardan vb. örnekler vererek Türk tarihine, nüfusuna oranla en fazla hizmet edenlerin Çerkesler olduğunu, canla başla, ruhlarının bütün gücü ve içtenlikle hizmet ettiklerini ve bu yüzden Türk’ün vatanının Çerkes’in de vatanı, Türk’ün mutsuzluğunun Çerkes’in de mutsuzluğu olduğunu ifade etmiştir.56
Şöenu, suskun yığınlar karşısında bu kez Halide Edip’ten medet umarak Kurtuluş Savaşı’na önemli katkılarda bulunan bu usta edebiyatçıya seslenmiştir. “Halide edip hanımefendinin çok soylu ve pek büyük ruhları, Çerkeslerin suçsuzluğunu herkesten önce anlamış bir varlığın ışığıdır. Ülkenin ufuklarına bütün acımasızlığıyla kavrayan; Çerkesler haindirler! Yinelemelerini, hakka leke süren, gerçeği suçlayan bu kara cümleyi yıkmak için ilk atılımı yapan, bu suçsuzlara ‘Geliniz… Bende sizin için avuntu var!’ diye haykıran yalnız ve yalnız Halide edip Hanımefendi olmuştur. Bu büyük edebiyatçının, boynu büküklerin gizine ilk dokunan, gönül alan, okşayan güzel sözleri ‘Ateşten Gömlek’ demek olduğunu en açık biçimiyle göstermeye yarayacak olan bu düşünceleri sunumuza bir sonek olarak eklemeyi biz onur saydık.” dedikten sonra şu çağrıyı yapmıştır:57
“Halide Edip Hanımefendi’ye;
Bu küçük sunu ihtilâl günlerinden birinde, yedek subayın, verilen haberin, kalbini ‘iyilik ve sevgiyle’ dolduran ‘yeşil balkondaki, beyaz masalsı kadın’la ‘kırmızı topraklı yolda giden zarif ve erkek hayal’in acılarına ağlayan birkaç sayfadan oluşmuştur. Ruhunuzun öz çocuğu; o eski dışişleri yazıcısının ‘güzel kardeşlerimiz’ demekten hoşnutluk duyduğu Çerkeslerin; şimdi yıkık olan ‘evleri masal evlerine benzeyen’ hülyalı köylerin sahiplerinin ‘Kuzey Kafkas’ın kartal tepeleri üstünde’ kuracakları vatanları için58 akıtmayı kendilerine söz verdiği temiz ve soylu Türk kanına armağan etmek istiyorum. Bu hıçkırıkları bilmem onunla taçlanmaya uygun bulacak mısınız? 22 Ağustos 1923.”59
Mehmet Fetgerey’in, Çerkesler’in uğratıldığı haksız uygulamaya karşı önerdiği çarelerden bir diğeri de uluslaştırmak siyaseti ve asimilasyon yapılmasıdır. Bunun zor kullanarak değil, zamana yayılarak gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir. “Hem Çerkesler gibi dağılmış bir öğenin asimilesi, Türkleştirilmesi için zor kullanımı ve şiddete, öldürme ve göçürmeye hiç gerek yoktur. Hiçbir durumda gereksinme duyulmaz. Asimile etme ve asimile edilme kundura boyası gibi iki dakikalık bir renk değiştirme işi değildir. Bu zaman işidir. Örneğin bugün bütün köylerde açılacak okullar ve gerçekleştirilecek sosyal örgütlenme, her şeyden daha çok da Türklüğü yükseltmek, diğer öğelerin epeyce üstüne çıkartmak bu işi olağanüstü kolaylaştırır. Hem de bu işin tatlılıkla, güzellikle, tiksintisiz, kinsiz, düşmanlıksız başarılmasını sağlarlar. Kırk elli yıllık sürede bütün Anadolu Çerkesleri Türk olup çıkar…”60 Şöenu’nun sorunun çözümü için gerekirse asimilasyona başvurulmasını önermesi hatta asimilasyon yöntemlerini göstermesi, onun bu konudaki çaresizliğinin bir ifadesi sayılabilir.
Son çare olarak da Çerkesler’in Kafkasya’ya gönderilmelerini önermiştir. “Günümüz ortamında bunları burada tartışmak istemiyoruz. Yalnız birinci sunumuzda olduğu gibi şuracıkta da sunmak isteriz ki; eğerlerinden, yurtlarından söküp ülkenin güvenliğini tehlikeye atan çıplak serserilere dönüştürmektense kapı dışarı etmek, geldikleri yere, yani eski yurtlarına kovmak daha iyidir. Böylece Türklük ve Türkiyelilik kendine bela olacağını sandığını bir öğeden, fitne ve fesadın kaynağı sandığı bir öğeden, fitre ve fesadın kaynağı sandığı bir soydan kurtulmuş olacağı gibi, altmış yıldır özlem çeken güzel Kafkas’ın ıssız ocaklarının yeniden tütmesine de yardım edilmiş olur. Bu tarihin de suçlayamayacağı bir hareket ve belki insancıl bir hizmet olur.”61
İzzet Aydemir, bu sunular sonucunda yaşam boyu bir daha yayın yapmamak gibi bir cezaya çarptırıldıysa da Şöenu’nun amacına ulaştığını, Rauf (Orbay) Bey, Hunca Ali Sait Paşa ve diğer önde gelen Çerkesler’in62 de çabalarıyla sürgün Çerkesleri’nin bir yılın ardından perişan bir halde ve çok sayıda kayıpla -yalnızca Üçpınar köyünden yollarda 45 kişi ölmüştürgeri döndüklerini belirtmiştir. Dönebilenler bu kez de evlerine başkalarının yerleşmiş olduğunu görmüşler, onları çıkarmak için uğraşmışlardır. Örneğin Hacıosman köyüne yerleştirilenler Bulgar göçmenleriydi, bağ ve bahçelerini talan etmişlerdi.63
Bu konudaki son gelişmeleri yine Mehmet Fetgerey’den öğrenmek mümkündür. Şöenu, bu baştan sona yanlışlıklar silsilesi içeren uygulamayı düzeltmeye yönelik eline geçen resmi genelgenin içeriğini aktarmıştır. Buna göre Millî Savunma Bakanlığı’nın 23 Ağustos 1923 tarihli bildirisine göre;
DEVAM EDECEK ......
Kaynak: Academia



