Osmanlı Devleti’nde Sessiz Bir İsyan: Çerkeslerde Köleliğin Sonu - Tolga AKAY*

#13512 Ekleme Tarihi 04/06/2026 03:11:16

Osmanlı Devleti’nde Sessiz Bir İsyan: Çerkeslerde Köleliğin Sonu - Tolga AKAY*

Giriş

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde gerçekleşen Kafkas göçleri neticesinde ortaya çıkan sınıfsal değişim, şekli, süresi, ortadan kalkma zamanlaması bakımından tam anlamıyla bir zeitgeist çelişkisidir. Fransız İhtilali akabinde Avrupa’da ve kolonilerde gelişen eğilimle Osmanlı Devleti, Tanzimat sürecinde, 1857 yılında siyahi köleliğini yasaklamıştır.1 Diğer kölelikleri ise yasaklamasa da dolaylı olarak azaltmıştır. Böylelikle Osmanlı toplumunda 1850’li yıllarda köleliğin belirli mekânlarla sınırlı kaldığı söylenebilir.

19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin sınırlarının daralması ve kaybettiği topraklarda Osmanlı Devleti’nden bağımsız/yarı bağımsız şekilde işgalcilere karşı verilen mücadelelerin akabinde bir göç süreci başlamıştır. Bunların en önemlilerinden biri kuşkusuz 2 milyona yakın nüfusun yer değiştirdiği Kafkas göçleridir. Başta Kuzey Kafkasya’nın batı ve orta kesimlerindeki Çerkesler olmak üzere, Rusya’nın ağır baskıları ve göçe zorlamalarıyla Kuzey Kafkasya’nın farklı bölgelerinden farklı etnik unsurlar yeni bir hayat kurabilmek amacıyla Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Osmanlı Devleti, bu büyük kitleyi askerlik ve vergi muafiyetleriyle, boş arazilerde iskân etmiştir. Kafkas göçleri Osmanlı ülkesinin demografik, ekonomik ve sosyal yapısını, iskân edildikleri bölgelerdeki yoğunluklarına göre az veya çok değiştirmiştir. Nüfus yoğunluğu düşük birçok bölge şenlendirilirken, boş araziler ekilmeye başlanmıştır. Kültürel alışveriş günümüze kadar etki edecek şekilde devam etmiş/etmektedir.

Osmanlı topraklarına göç eden nüfusun tamamına yakınının Sünni Müslüman olması sebebiyle dinî ortak paydalar azımsanmayacak düzeyde olsa da kültürel bazı unsurların keskin bir şekilde farklı olduğu açıktır. Bunların en önemlilerinden biri de toplumsal yapı farklılığıdır. Kafkas muhacirlerinin tamamında değilse de başta Çerkesler olmak üzere büyük bir kitlede sınıflı bir toplum yapısı mevcuttu. Osmanlı toplumu için yabancı olan bu yapı yüzyıllar önce Kafkasya’da doğmuş, gelişmiş ve kurumsallaşmıştı. Ruslarla verilen uzun mücadeleler bu yapıyı kısmen aşındırsa da Çerkesler, sınıflı yapılarını koruyarak Osmanlı Devleti’ne taşımışlardır. Böylelikle Kafkas göçleri, meydana getirdiği birçok sonuç ve değişim yanında Osmanlı toplumsal yapısı içerisinde yeni bir yapının oluşumuna neden olmuştur. Bu durum elbette bütün toplumu etkileyen bir düzeyde değildir ancak Osmanlı nüfusu ve göç eden nüfus göz önünde bulundurulduğunda, nüfusun %5-6’sının bu yapıya tâbi olduğu ortaya çıkar.

Kafkas muhacirlerinin veya Osmanlı toplumunun sınıflı yapısını tartışmak, konusu isyan olan bir kitabın kapsamında mıdır? Elbette burada bir soru işareti vardır ancak Osmanlı toplumuna dolayısıyla yeni bir toplumsal, ekonomik ve hukuki sisteme dâhil olan sınıfların özellikle de köle tâbir edilen alt sınıfların göçler ile mevcut statülerinden kurtulma şansı elde ettiklerine şüphe yoktur. Bu bakımdan kitabın bu bölümünde Kafkas göçleri neticesinde sınıflı bir yapının alt unsurlarının, Osmanlının eşit haklara sahip birer hür vatandaşı olma çabaları isyan metaforu ile ele alınacaktır. Osmanlı’nın yeni köleleri eski vatanlarında defalarca efendilerine gerçek anlamda isyan etmişler, ayaklanmışlar, kan dökmüşlerdir. Ancak Osmanlı Devleti’nin içerisinde isyanlarını artık mahkeme salonlarında, dilekçelerinde zaman zaman da meydanlarda daha sessiz bir şekilde haykıracaklardır. Bu açıdan Çerkeslerde kölelerin verdiği mücadele ileriki kısımlarda değinilecek çelişkiler, devletin sırt çevirmesi ve yaklaşık 60 yıla ulaşan müddetiyle bir nevi sessiz isyandır.

Çerkes köleleri kölelikten azat olabilmek için devleti muhatap almışlar, ondan çözüm dilemişlerdir. Bununla birlikte sahipleri yani efendileri de Çerkes beyleriydi ve onlar da boş durmamışlardır. Bu bakımdan Çerkes toplumsal yapısı içerisinde köleler gibi efendileri de yine devlet katında, sahip oldukları ayrıcalıkları, taviz vermeksizin, zaman zaman şiddete başvurarak korumaya çalışmışlardır. Dolayısıyla kölelerin sessiz isyanı tek taraflı bir girişim değil din, devlet ve geleneklerin harmanlandığı bir mücadeledir. Köleler kadar isyanın diğer tarafı, efendiler de mücadele etmişlerdir ve bu da 60 yıllık bir çatışmayı, huzursuzluğu beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada da temelde bu mücadele işlenmiştir. Kölelerin, halas olmak için bir şans olarak gördükleri yeni yaşam onlara bu imkânı tanımış mıdır? Ayrıca bir kısmı Rusya’daki ekonomik ve sosyal gelişmeler neticesinde kölelerini kaybetme endişesiyle Osmanlı Devleti’ne göç eden Çerkes beyleriçıkarlarını savunmak için neler yapmışlardır? Nihayetinde bu yapı ne şekilde ortadan kalkmıştır? Çalışmanın temel sorularını oluşturan bu üç unsurun cevabı büyük ölçüde devlet kaynaklarındadır. Osmanlı arşivi bu konuda yeterli bilgiyi sunmaktadır. Buna karşın genel olarak Osmanlı basınının bu insani soruna ilişkin geride pek bir bilgi bıraktığı söylenemez. Yine de istisnalar vardır ancak onlar da II. Meşrutiyet sonrası Çerkesler tarafından çıkarılan gazete ve dergilerdir.

Çerkeslerde köle efendi mücadelesi çerçevesinde şekillenen meseleye girmeden önce Çerkeslerde sınıflı yapıdan başlamak en doğrusu olacaktır. Zira o dönem Osmanlı toplumu gibi günümüzdeki Türk toplumu da bu yapıya yabancıdır. Hatta Çerkeslerin büyük bir
kısmı da bu geçmişi unutmuştur.

* Doç. Dr., Kafkas Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, tolga_z@ hotmail.com

1 Y. Hakan Erdem, Osmanlı’da Köleliğin Sonu 1800-1909, (Çev. Bahar Tırnakçı), Kitap Yayınevi, İstanbul 2004, s. 138; Sibel Orha nkazi, “XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti Karadeniz Köle Ticaretinde Batum Limanı”, Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 13/2023, s. 1454.

2 BOA, A. DVN, 166/52, 29.12.1277; Tuba Çınar, “Rusya’dan Göçen Çerkeslerin Sorunlarına Dair Bir Arzuhal”, Türkiye ve Rusya, (Ed. Sibel Orhankazi, Nesrin Hangül) Sonçağ Yayınları, Ankara 2024, s. 134.

Çerkeslerde Toplum Yapısı

Kuzey Kafkasya’nın orta ve batı kesiminde yer alan Çerkesler, doğudaki Çeçen ve Dağıstanlılar ile güney komşularının aksine sınıflı bir toplumsal yapıya sahiptiler. Çerkeslerin tamamı pşı (bey, prens) olarak bilinen birkaç aileye tâbiydiler. Bunların altında l’ekhueleş ve work olarak adlandırılan toprak ve köle sahibi soylular mevcuttu. Toplumun en kalabalık kısmını fekol adlı özgür köylüler oluştururdu. Toprağa bağlı, toprakla birlikte alınıp satılabilen ancak bazı haklara sahip pşıtller ile hiçbir hakka sahip olmayan wuneutler, yaşlarına bakılmaksızın bireysel veya ailecek alınıp satılabilirler, devredilebilirlerdi. Bu sınıfa mensup olanların çocukları da beylerinin mülkü olarak kabul edilirdi.3

Toplumun en üst katmanını oluşturan pşıler sahip oldukları bölgenin idarecileriydi. Workler ise daha kalabalık bir grup olarak Avrupa’daki feodal sistemdeki toprak sahiplerine benzetilebilir. Kendilerine ait toprakları, bu topraklarda çalışan kölelere sahiptiler. Sülale adlarıyla anılırlardı ve toplumun soylu sınıfını teşkil ederlerdi. Ancak kendi aralarında da soyluluk bakımından sıralamalar mevcuttu. Kendi sınıflarından biriyle evlenirlerdi ve soyluluğu korumak kendileri için önem arz ederdi. Serbest köylü fekoller, küçük arazi sahibi köylülerdi, herhangi bir soyluluk nişanına sahip değillerdi ve bazı angaryalara tâbiydiler ancak köle değillerdi. Pşıtller ise Avrupa’daki toprağa bağlı köle statüsündeki muadillerine benzetilebilir. En alt tabaka wuneutler ise hiçbir hakka sahip değildi. İslam hukukundaki alınıp satılabilen, mülk edinilen kölelere benzetilebilirler ancak İslam hukukunun kölelere sağladığı bazı haklardan mahrumdurlar ve çocukları, torunları, tüm aileleri yine aynı kategoride kabul edilirdi. Dayak yiyebilir, öldürülebilir veya hiç uğruna satılabilirlerdi. Yukarıda sayılan her sınıfın evlilikleri de mümkün mertebe sınıf içerisinde veya yakın sınıflar arasında gerçekleşirdi. Serbest bir köylü pşıtlle veya wuneutle evlenebilirdi ancak pşı ve worklerin serbest köylülerle evlilikleri hoş karşılanmazdı. Diğer alt sınıflarla evlilikleri ise mümkün değildi.

Yukarıda bahsedilen sınıflı yapı Kafkas göçleriyle birlikte Osmanlı Devleti’ne taşınmıştır. Yaklaşık 150-200 bin nüfusu ifade eden en alt iki sınıf mensupları bazı bölgelerde Çerkes beylerinin emrinde, beylerinin iskân edildiği topraklara, Kafkasya’daki yapının devamı şeklinde yerleşmiştir.4 Birçok Çerkes soylusu work ve pşıler kölelerini de yanlarında getirerek aynı yaşam tarzını devam ettirecekleri şekilde köyler kurmuşlar, arazileri paylaşmışlardır. Buna karşın sınıflı yapının Rus-Kafkas savaşında aşındığını özellikle de Kafkasya’nın batı kesiminde esnetildiğini söyleyebiliriz. Savaşlar süresince birçok Çerkes soylusunun ölmesi bazı kölelerin hür olmasına sebep olmuş olmalıdır. Yine göçler esnasında da bazı kölelerin beylerinden bir şekilde koptuğu veya mirassız ölümler ile serbest kaldıkları düşüncesi makuldür. Bu bakımdan Kafkasya’daki sınıfsal yapının en katı haliyle Osmanlı topraklarına taşındığını veya Osmanlı’ya göçen her Çerkes boyunda aynı oranda güçlü haliyle mevcut olduğu iddia edilemez. Buna karşın Kabardeyler ve Abazalar başta gelmek üzere Osmanlı topraklarının hemen her yerinde kölelik hususunun az veya çok devlete yansıyacak şekilde dile getirildiği de yadsınamaz. Dolayısıyla Osmanlı’ya göç eden toplulukların bazılarında kölelik mefhumunun en sıkı haliyle sürdürülmeye çalışılırken bazılarında ise çözülme aşamasında veya kısa bir sürede ortadan kalktığını söyleyebiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken husus köle-efendi çatışmalarının boyutu ve kitleselliğidir. Balkanlardan Suriye’ye; İstanbul’dan İzmir’e hemen her bölgede veya kentte, kölelik bireysel boyutta mahkemelere taşınmış, irili ufaklı kavgalara sahne olmuştur ancak toplumsal boyutta çatışma ve mücadeleler iki bölgede yoğunlaşmıştır: Karadeniz’de Canik Çarşamba’da ve Sivas’ta da Aziziye’de (günümüzde Pınarbaşı/ Uzunyayla).

3 Ufuk Tavkul, “Osmanlı Devleti’nin Kafkas Muhacirlerinin Kölelik Kurumuna Yaklaşımı”, Bilig, S. 17, 2001, s. 35. Ayrıca bkz. Ömer Karataş, “XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Devleti’ne İskân Olunan Çerkes Toplumunda Sosyal Sınıflaşma ve Kölelik”, Avrasya İncelemeleri Dergisi, C. I, S. 2, 2012, s. 99-138.

4 Yahya Araz, “Ben ‘hür’üm… Hayır sen kölesin…”! 19 Yüzyılın Üçüncü Çeyreğinde İstanbul’da Çerkesler, Kölelik, Hürriyet Arayışları ve Rumeli Kazaskerliği Mahkemesi” Osmanlı Araştırmaları, C. 62, S. 62, s. 147.

Osmanlı Toplumunun Yeni Sınıfları

Çerkesler, Kıpçaklarla birlikte yüzyıllarca Eyyubi ve Memluk ordularında yer aldılar. Osmanlı devşirme sisteminin de kaynaklarından birisi Kafkasya idi. Osmanlı sarayları Karadeniz ve Kafkasya sahillerinden satın alınan cariyelerle doluydu. Bununla birlikte kul sistemindeki Çerkesler ile Osmanlı köle hukuku dâhilinde yer alan cariyelerin durumu ile Kafkas göçleri akabinde5 Osmanlı topraklarına yerleşen on binlerce kölenin durumu farklıydı. Zira kölelik artık bir meseleydi ve bu meselenin üç tarafı vardı: Devlet, efendiler ve köleler.

Osmanlı Devleti için problem Kafkasya’dan satın alınarak yetiştirilen ve orduya monte edilen bir avuç Çerkes’ten daha büyüktür. Tanzimat Fermanı’nda ifade edildiği gibi din, dil, mezhep farkı gözetilmeden eşitlik ilkesi veya Kanun-i Esasi’deki Osmanlı vatandaşlığı tanımı hatta II. Meşrutiyet’te ilan edilen hürriyet, hiçbiri Osmanlı vatandaşı Çerkes kölelerin sorununu çözememiştir. Osmanlı Devleti bir taraftan eşitlik iddia ederken bir taraftan on binlerce vatandaşının halen köle olduğu çelişkisiyle mücadele etmek durumundaydı.

Meselenin diğer taraflarından köleler için göç bir fırsat kapısı aralamıştır. Osmanlı Devleti, hürriyet vadediyordu, başvurulabilecek mahkemeleri vardı ve elbette göç-iskân sürecinde sınıflı yapı çözülüp yok olabilirdi. Hürriyete kavuşmak için soylu work veya bu yapının bir unsuru pşı’nın ötesinde kadı, vali ve padişah vardı. Elbette tüm idari mekanizma medeniyet ve Avrupa hukukuna girme iddiasındayken köleliğin devamına cevaz veremezdi.

Çerkes beyleri için ise köleliğin devamı elzemdi. Yüzyıllardır işlerini kölelerine yaptırarak emek sömürüsü ile belki zengin bir hayat sürmüyorlardı ama rahat yaşıyorlardı. Atlarına ve hayvanlarına bakan köleleri, toprakları da ekiyorlardı. Yüksek kazanç yoktu ama çalışmaktan iyiydi. Diğer taraftan bazı avantajlara sahiptiler. Osmanlı Devleti herkese eşitlik vadediyordu ancak İslam hukuku yanlarındaydı. Kendilerini seven Abdülaziz ve II. Abdülhamid gibi padişahlar vardı.

Bunca çelişki içerisinde Çerkeslerin kölelik sorunu ve kölelerin sessiz isyanı da Kafkas göçlerinin hemen başında 1859 yılında ortaya çıktı. Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına ilk muhacirler gelmeye başladığında Muhacir Komisyonu ve yerel idarecilere kölelik ile ilgili dilekçeler de gelmeye başladı. Osmanlı idarecilerinin tavırları, sınıflı yapının mahiyetine tam anlamıyla vakıf olmadıklarını göstermektedir. Buna rağmen kısa sürede çözülecek bir hususla karşı karşıya olduklarını düşünüyorlardı.

5 Bkz. Oktay Kızılkaya, Tolga Akay, “Kafkasya Muhacirlerinin Suriye Vilayetine İskânı ve Karşılaşılan Zorluklar”, Turkish Studies, C. 8, S. 2, 2013.

Kölelerin Sesi

Kafkasya tarih boyunca Osmanlı Devleti’nin ve Orta Doğu devletlerinin köle kaynaklarından biriydi. Muhacirler limanlara yığılmaya başladığında köle meselesi de en ağır haliyle gün yüzüne çıkmıştır. Çerkes beyleri gibi hür Çerkesler de mal ve mülklerini geride bırakmışlardı. Açlık ve fakirlik sebebiyle köle satışları bir anda artmış ve köle tacirleri limanlara akın etmiştir. Bu süreçte binlerce kadın ve çocuk İstanbul ve Mısır başta olmak üzere adeta kapışıldı. Ancak köle ticareti sınıflı yapının yan bir unsuruydu, Çerkes beyleri büyük bir kitleyi ellerinde tutmayı başarmışlardı ve bu durum sınıflı yapının devamına imkân sağlamıştır.

Osmanlı Devleti köleliğe aşinaydı fakat sınıfsal yapıdaki köleliği tam olarak kavrayamadı. Özellikle çocuk ve yaşlıların alım satımı en hafif tabirle garip görüldü. Gerek bu durum gerekse köle alışverişinin artması bazı tedbirleri beraberinde getirdi. Öncelikle şer’i ve medeni kaidelere uymadığı gerekçesiyle yalnız 25-30 yaşındaki kölelerin alışverişine cevaz veren bir emirname ile çocuk ve ihtiyarların ticarete konu edilmesini yasakladı.6 Bununla birlikte Çerkeslerdeki geleneklere müdahale etmemek ve Çerkes beyleri de karşısına almamak için köleliği tamamen kaldırmadı.

Çerkes beylerinin kölelerinin özgürlüklerini elde etmek için bireysel çabaları, mahkeme ve yerel idareye başvurmaları göçün ilk yılından itibaren başlamıştı. Hürriyet iddiasında bulunanlar bireysel olarak mahkemelere başvurabiliyorlardı. Osmanlı Devleti göçün hemen akabinde başlayan ve mahkemelere intikal eden hürriyet davaları için İstanbul’da fetvahaneyi, taşrada yerel meclisleri adres göstermiştir. 7 Rumeli Kazaskerliği Mahkemesi kayıtları üzerine yapılan bir araştırmaya göre köleler 4’te 3 oranında da hürriyetlerini elde ediyorlardı.8 Mahkeme süreçlerinde şahitlik esas alınıyordu ve binlerce Çerkes kölesi Osmanlı mahkemelerinde hür olabilmek için dil döküyordu. Ancak bir de mahkemeye gidemeyen veya mahkemede hürlüğünü ispat noktasında engellerle karşılaşan hatta hür olduğunu ispat etse dahi Çerkes toplumunda konumu devam edenler vardı.

24 Haziran 1860 tarihinde Çerkes muhacir nüfusunun yoğun olduğu ve köle efendi çatışması riski taşıyan vilayet ve sancak merkezlerine bir emirname gönderilmiştir. Sadrazam emrinde, hürriyet iddiasında bulunanların davalarının yalnız İslam hukukuna göre vilayet
ve sancak merkezlerinde görülmesi emredilmiştir. Küçük yerlerdeki çatışma ve suistimal riskine karşı ise kaza meclisleri bu tür davaların dışında tutulmuştur.9

Aynı yıllarda köleler ile efendileri arasında çatışmalar da artmaya başlamıştır. İskân şeklinden dolayı Anadolu’nun ve Rumeli’nin dört bir yanına dağılan Çerkesler arasında efendilik-kölelik ilişkileri değişmeye başlamıştır. Kafkasya’da Çerkes beylerinin bir arada yaşamasına rağmen artık birçok bölgede birkaç bey, köleleriyle birlikte birbirinden uzak köylere iskân edilmiştir. Dolayısıyla Kafkasya’daki güç dengeleri artık değişmişti. Örneğin Tekfurdağı’nda köleler efendilerine itaat etmeyi bırakmışlardır. Devlet efendilere, yabancı olmadıkları bir yöntemi, 10 belirli bir meblağ ödeyen kölelerin hürriyetlerini elde ettikleri mükâtebeyi tavsiye etmesine rağmen, Çerkes beyleri kölelerinin yargılanarak cezalandırılmasını talep etmişlerdi. Yine de olaylar çatışma ve cinayetlere dönüşmemiştir.11 Siroz’da köleler beylerine itaat etmedikleri gibi ürünlerine de el koymuşlardır.12 Değişen dengeler bakımından Habibe Hanım’ın durumu açıklayıcıdır. Habibe Hatun, Çerkes beylerinden eşinin vefatıyla üç çocukla ortada kaldığında, kadın ve erkek altı kölesi ona itaat etmeyi bırakarak başka yerlere dağılmışlardır. Habibe Hanım, Kafkasya’da diğer beylerin müdahalesi ile kölelerinin hizmetinde kalmasını temin edebilirdi ancak artık durum değişmişti fakat Habibe Hatun da çaresiz değildi ve devlete başvurmuştur. Devlet de köle oldukları sabit ise altı kişinin Habibe Hanım’ın hizmetine devam etmeleri için girişimde bulunmuştur.13

Bazı köleler de efendilerine ve hükümet emirlerine itaat etmemeye ve gerek yerel ahaliyi gerekse muhacirleri katl, yağma gibi hareketlere başlamışlardı.14 Göç hengamesinde bazı köleler de esaretten kurtulmak için efendilerini öldürüyorlardı. Örneğin Trabzon’a göç etmiş ve iskân edilmeyi bekleyen Çerkeslerin köleleri efendilerini öldürüp, parasını çaldıktan sonra Kafkasya’ya firar etmişlerdir. Oradan da yeniden İstanbul’a gelerek Filipe’de iskân edilmişlerdir.15 Köle nüfusunun fazla olduğu ve feodal ilişkilerin korunduğu Aziziye gibi yerlerde de münferit hadiselerde kölelerin silahlanarak efendilerinin evlerine kurşunladıkları örnekler mevcuttur.16 Ekim 1888’de Tokat Sancağında bazı köleler efendilerinin katlanılmaz hakaretleri ve akabinde beş nüfus kölelin efendiler tarafından yaralanarak öldürüldükleri hakkında bir dilekçe vermişlerdi. Üstelik mahkemede de katiller cezalandırılmamıştı. Çocukları ve eşlerinin satılmakta, kendilerine işkence edilmekteydi.17

1872 yılı ocak ayında Canik’e civar bölge kırsaldan köleler Samsun’da toplanmaya başlamışlardır. İstekleri aynıydı: Hürriyet. Bölgeden gelen haberlere göre sayıları sürekli artmaktaydı ve İstanbul’a gitme niyetleri vardı. Fakat beyler de boş durmuyordu Çarşamba’da meskûn Çerkes beylerinin Samsun’a gönderdikleri vekil ile idareye verdikleri dilekçede kölelerin hürriyete kavuşturulması durumunda isyan edecekleri tehdidinde bulunmuşlardır. Beylere göre kölelerin Samsun’da toplanmasının nedeni bazı kendini bilmez köle sahipleriydi.

Artık köleye ihtiyaç duyulmayacağı şayialarını çıkarmışlardı ve bu ümide sarılan köleler beylerinin bazı hanelerini de yağmalayarak Samsun’a akın etmişti. Şûrâ-yı Devlet, Samsun’da gidişatın bu minvalde devamı durumunda köleler ile efendiler arasında çatışma çıkacağını görüşündeydi ve özellikle de kölelerin hiçbir suretle İstanbul’a akın etmelerini istemiyordu. Kölelerin vilayet idare meclislerine başvurarak çözüm aramalarını ve İstanbul’da toplanmamalarını salık verirken, her iki tarafın teskin edilmesini istemiştir.18 Aynı yılın sonunda sayıları iki bini aşan Çerkes beyleri Canik’te silahlı bir şekilde toplanmışlardır. Hükümetin olay çıkmaması için asker sevk ettiği bölgede Çerkes beylerinin sayısının fazlalığına da dikkat çekilmiştir. Canik’de köle ve efendiler arasındaki tansiyonun yükselmesinin diğer bir nedeni de iktisadî zeminde açık bir sınıf mücadelesiydi. Çerkes beylerinin kölelere verdikleri arazi ve zirai aletlerle üretilen ürünler, tohumluk ve aşar çıkarıldıktan sonra efendi ve köleler arasında paylaşılması gerekirken kölelere bir şey verilmemişti. Ayrıca usul gereği, başkalarının işlerinde çalışan kölelerin kazançlarının 3’te 1’inin efendilere vermeleri gerekirken köleler de bunu vermemişlerdir.19

Aynı yıllarda Rumeli ve Anadolu’da kölelikten azat ile ilgili talepler üzerine Osmanlı Devleti, Çerkes kabilelerinde mevcut efendilik ve kölelik müessesini kaldırmak yoluna gitmemiştir ancak bir usul benimsemiştir. Köleliğin şer’iat ve nizam çerçevesinde çözülmesi için
efendiler ile kölelerin ortak rızalarıyla mahkemeye başvurulmasını, mahkemelerin tespit edeceği mükâtebe bedeliyle kölelerin hürriyetini elde etmesini uygun bulmuştur. Buna göre kölelere efendilerininki haricinde bir arazi tahsis edilmişti veya edilecekti, tarım gelirinin hesaplanmasıyla tespit edilecek uygun taksitler hükümet tarafından tahsil edilecek ve mâliklere teslim edilecekti. Belirlenen azatlık bedelini ödeyen köleler hür sayılacak ve esaretten kurtulacaktı. Böylelikle her iki tarafın rızası alındığından bir çatışma veya huzursuzluk meydana gelmeden kölelik zaman içerisinde ortadan kalkmış olacaktı.20 1875 yılında Sinop’taki bazı kölelerin hürlük taleplerinde kişi başı mükâtebe bedeli 6000 kuruş olarak belirlenmişti.21

Hükümetin çözümü yerinde olmakla birlikte bazı bölgelerde hane ve araziler kişi başına dağıtıldığından köleler arazi sahibi olmuştu ve mükâtebe durumunda geçimlerini temin ederek taksitlerini ödeyebilecek imkânlara sahiptiler fakat bazı bölgelerde hane ve arazilerin tapu senetleri sadece efendiler adına yapılmıştı ve kölelerin herhangi bir varlığı bulunmuyordu. Bu durumda araziden hisse paylaştırılmasına gidilmek durumundaydı ve tapular da taksitler tamamlanana kadar hükümet elinde kalacaktı. Bu durumda ise mahkeme kararı temel alınarak taksitlere başlandığında kölelik de bitmiş addedilmeliydi zira tersi durumda yani taksitlerin bitiminin beklenmesi durumunda veya taksitlerin ödenmemesi durumunda kölelerin doğacak çocuklarına da efendilerin müdahalesi söz konusu olacaktı.22 Bu bakımdan yavaş işleyecek bu çözümün bazı noksanları bulunduğu ve suistimallere açık olduğu da gözden kaçmamalıdır. Noksanlardan biri de müstakil hane ve araziye sahip kölelerin büyük bölümünün zirai aletlerden mahrum olmalarıydı. Çoğu bölgede zirai aletler mâliklerin tekelindeydi ve bunları mükâtebe durumunda kölelere vermeleri gerekiyordu. Diğer taraftan mükâtebe köle ve efendi arasındaki rızaya dayandığından rıza göstermeyen malik ile köle arasında eğer kölelik ilişkisi devam edecekse şirket-i münazaa benzeri bir akit yapılmalıydı.23

Rumeli ve Anadolu’daki kölelerin köleliğe karşı belirli oranda örgütlendikleri veya temsilde birlik gözettikleri dikkat çekici bir durumdur 3 Şubat 1872 tarihinde idarenin eline “Umum Rumeli ile Anadolu havalisinde meskûn köle tabir olunan muhacirin-i Çerakise taraflarından vekil Haydar kulları” imzasıyla teferruatlı bir dilekçe ulaşmıştır. Dilekçe 8500 hane adına köle olarak tesmiye edilen grup adına yazılmıştı. Çerkes muhacirlerinden olup köle olarak adlandırılan ve yaklaşık 40-50.000 kişiyi temsilen verilen dilekçe öncelikle kölelik kavramını Osmanlı idarecileri için açıklamıştır. Dilekçe sahiplerine göre Osmanlı’daki kölelik ile Çerkesler arasındaki kölelik farklı idi. Kafkasya’da bir devlet kurulamaması sebebiyle bazı silahşorların koruması altında çiftçilikle uğraşarak, onlara yetiştirdikleri üründen pay veren köylüler, zaman geçtikçe köle olarak algılanır olmuşlardı. Fakat bir nevi vergi veren, beye karşı bazı sorumlulukları olsa da evi barkı beyden ayrı bu insanlar reaya gibiydi. Alınıp satılan köleler ise Kafkasya’da cebren kaçırılan insanlardı ve Osmanlı’da satıldıktan sonra köle olarak anılıyorlardı. Dolayısıyla Osmanlı’daki karşılığı ile köleliği kabul etmiyorlardı ve din değiştirerek gayrimüslim olmayı köle olarak kalmaya tercih ederlerdir. Bununla birlikte Osmanlı’ya hicret ettikten sonra her ne şekilde ya da anlamda köle kalmayacaklarını bildirmişler ve Osmanlı Devleti’nin böyle bir yapıya müsaade etmeyeceğini umduklarını belirtmişlerdir.24

Dilekçe sahiplerine göre beylerin Kafkasya’da alıştıkları düzeni Osmanlı’da sürdürmeye çalıştıkları belirtilerek arazi ve ziraat aletlerine el koyma, çoluk çocuğun hatta 70-80 yaşındaki yaşlıların satılmaya teşebbüs edilmesi gibi hadiselerin yaygınlaştığı vurgulanmıştır. Kafkasya’nın dağlık yapısı sebebiyle dünyadan kopukluğun bu hadiselerin normal kabul edilmesine yol açarken Osmanlı’ya hicretten sonra hürriyetin ne olduğunun anlaşılmasıyla kölelerin beylerine karşı tavırları da değişmiştir. Ancak bu durum da beylerin hane basmalarına, yağma, işkence hatta cinayetlerine sebep olmuştur. Dolayısıyla köle efendi ilişkisinin devam ettiği bölgelerde asayiş sağlanamıyordu. Açıkça herkesin gözü önünde bir zulüm vardı ve Osmanlı Devleti elbette buna müsaade edemezdi.25

İlgili dilekçe ve durum hakkında devletin isteği, kölelik meselesinin bir an evvel çözülmesiydi. Ancak köle sahiplerinin bedelsiz azat etmeyi kabul etmediklerinden dolayı öngörü, kavga, yaralama ve cinayetlerin artacağı, köle-efendi iskân edilen her yerde de asker bulundurulamayacağı için her iki taraftan birinin galip gelene kadar kavganın devam edeceği yönündeydi. Galip gelen de sadece yendiği tarafı değil muhacir dışında kalan yerel unsurlar üzerinde de baskı kurabilirdi.26

İdare iki karara varmıştır. Birincisi Çerkes beyleri ile köleleri arasında ihtilaf durumunda kölelerin efendilerine itaat etmeleri cebren sağlanmayacaktı buna karşılık köleler de azat edilmeyerek beyler meyus edilmeyecekti. İkincisi ise ihtilaf durumunda mükâtebeye başvurulacaktı ancak burada da kölelere kendilerini geçindirmek için verilen ve kölelerin tasarrufu altında bulunan tarlalar mükâtebe bedeline karşılık gösterilemeyecekti.27

Bir de köle sahibi efendilerden vârissiz vefat edenlerin kölelerinin statüsünün ne olacağı söz konusuydu. Bu şekilde efendisiz kalan köleler, ellerine azat belgeleri verilerek genel olarak muhacir gibi iskân edilmekle birlikte küçük yaşta veya geçimden mahrum kalanlardan erkek çocukların askere alınması, kızların ise ıslahhanelere veya uygun ailelerin yanına hizmetçi olarak verilmesi usul olarak kabul edilmiştir.28

Neticede Osmanlı Devleti’ne göç eden Çerkes muhacirlerin köleleri için Osmanlı hukuk sistemi ve sosyal yapısı bir fırsattı. Göç hengamesi ve iskân süreci de hürriyeti temin noktasında başka bir kapı aralıyordu. Bu sebeple mahkemelerde yüzlerce hürlük davası görülmüştür. Diğer taraftan genellikle köle nüfusu beylerin sayısından fazlaydı ve beylerin caydırıcılık güçleri de Kafkasya’daki gibi fazla değildi. Dolayısıyla Çerkeslerde sınıflı yapının gerek göç sürecinin doğal bir sonucu olarak gerekse Osmanlı Devleti’ndeki imkânlarla zayıfladığına şüphe yoktur.

6 BOA, A. MKT. UM, 546/12, 05.09.1278.
7 BOA, A. MKT. UM, 417/48, 10.01.1277.
8 Araz, “Ben ‘hür’üm… Hayır sen kölesin…”, s. 154.

9 Araz, “Ben ‘hür’üm… Hayır sen kölesin…”! s. 154.
10 Aziziye’de meskûn Hacı Ahmed Bey, Kafkasya’dan göç etmeden 29 kölesini mükâtebeyle azat etmişti. Kendisi Osmanlı Devleti’ne göç ettikten sonra, taksitlerin Rusya’dan gönderilmesi hususunda hükümete başvurmuştur. BOA, HR. MKT, 782/81, 21.02.1290.
11 BOA, MVL, 1047/79, 22.05.1284.
12 BOA, MVL, 1027/46, 07.07.1284.

13 BOA, MVL, 558/87, 09.11.1284.
14 Kütahya Çukurhisar’da Mehmed Efendi’nin kölelerinin hareketlerinden hoşnut olmayan Çerkes muhacirleri onların cezalandırılmalarını başka bir yere iskânını talep etmişlerdir. BOA, MVL, 635/14, 28.03.1279.
15 BOA, A. MKT. UM, 799/16, 24.03.1281.
16 Aziziye’de Karagöz köyünde kendilerine kötü davranan ve zulmeden efendilerini korkutmak amacıyla birkaç köle silahlanarak ev kurşunlamışlardır. BOA, MVL, 698/20, 13.10.1281.
17 BOA, ŞD, 2006/46, 26.01.1306.

18 BOA, ŞD, 1827/18, 18.11.1288.
19 BOA, ŞD, 1827/47, 18.01.1290.

20 BOA, ŞD. 2396/18, 08.03.1289.
21 BOA, ŞD. 2884/24, 08.11.1292.
22 BOA, ŞD. 2396/18.

23 BOA, ŞD. 2396/18.
24 BOA, ŞD. 2396/18, lef 25.

25 BOA, ŞD, 2396/18, Lef 29.
26 BOA, ŞD, 2396/18, Lef 31.
27 BOA, ŞD, 2396/18, Lef 34.

28 BOA, BOA, MVL, 715/64, 21.07.1282.

Efendilerin Galebesi

Göçler akabinde Çerkes beyleri yeni bir ülkeye gelmelerine yeni bir topluma karışmalarına rağmen hayat tarzları Kafkasya’dakinden farklı değildi. Bu durum özellikle kölelik hususunda gözlemlenebilmektedir. Çerkes beylerinin sıkı bir şekilde kölelerini elde tutmaya çalıştıkları örnekler çoktur. Hatta kendisi 15-20 sene önce Osmanlı Devleti’ne hicret ederken savaş hengamesinde 90 kölesi Kafkasya’da kalmış bir Çerkes beyi, yıllar sonra Osmanlı Devleti’ne hicret eden üstelik ellerinde Rusya’nın verdiği ıtıkname belgeleri olan eski köleleri hakkında mâliklik iddiasında bulunarak devletin bu konuda kendisine yardım etmesini talep etmiştir.29

Kafkas göçlerinin hemen başında 1859 yılından itibaren Osmanlı Devleti’nde köleliğe bakış açısının genellikle olumsuzluğu sebebiyle köleliğin tamamen tarihe karışacağı fikri yerini bireysel başvurularda mahkemelerin kararlarına bırakılmıştır. Böylelikle mahkemelerde her iki taraf lehine kararlar verilerek köleliğinde devamı mümkün olabilmiştir. Ancak bir süre sonra kölelik meselesi başka bir husus ile birlikte ele alınmaya başlanmıştır: Askerlik.

Kırım Savaşı sonrası Kırım ve Kafkasya’dan göç eden muhacirlere 25 yıl boyunca askeri kur’aya dâhil olmama ayrıcalığı tanınmıştı. Bu süre zarfında Çerkes ve diğer muhacirlerin önemli bir kısmı iskân edilmişler, tarıma başlamışlar ve bir nesil de çoğalmışlardır. 1888 senesinde bu muafiyetin sonuna gelinmiştir ve tüm muhacirler gibi Çerkesler de askerlik hizmetine alınmaya başlanmıştır.

17 Kanunusani 1303 tarihinde (29 Ocak 1888) “1304 senesinden itibaren muhacirinin hizmet-i askeriye ile suret-i mükellefiyeti hakkında irade” adıyla II. Abdülhamid’in iradesi çıkarılmış ve Kırım meselesinde hicret edenlere tanınan 25 yıllık muafiyetin sona erdiği ve Kafkas muhacirlerinin kur’aya dâhil edilecekleri ilan edilmiştir.30 Çerkesler de askeri mükellefiyetlerini yerine getirmek için orduya katılmaya başlamışlardır. Ancak Çerkesler için sürpriz olan yalnız kendilerinin değil kölelerin de askerlikle mükellef tutulacakları idi.

II. Abdülhamid’in iradesinde askerlik hizmeti hakkında herhangi bir muafiyet söz konusu değildi ve vatandaş statüsündeki köleler de askere çağrılmıştır. Buna Çerkes beyleri itiraz etmişlerdir.24 Nisan 1889 tarihinde Sivas’a bağlı Aziziye kazasından 26 Çerkes beyi bu konu hakkında bir dilekçeyi Sultan’a sunmuşlardır. Dilekçede din ve devlet uğruna kendi ve çocuklarının kanını feda etmeye hazır beyler, bedeli ödenmeden ve rızaları alınmadan kölelerinin askere alınmasına kesinlikle izin vermeyeceklerini söylüyorlardı, bu şer’en haklarıydı ve Sultan da buna izin vermezdi.31

Meclis-i Vükelâ Çerkes beylerinin “zaman-ı medeniyyeye” uymayan talebini, iradede herhangi bir muafiyet belirtilmediği için reddetti ve kölelerin de askere alım sürecini başlattı.32 Ancak II. Abdülhamid meselenin bir de şer’i boyutta incelenmesi için talebi Meşihat’a göndertti. Meşihat, şer’en ve hukuken Çerkes beylerini haklı buldu ve izinleri alınmadan mâlik oldukları kölelerin askere alınamayacağını bildirdi.33 II. Abdülhamid de bu karara uydu ve Çerkes kölelerin askerlikten muaf tutuldukları kararı tüm vilayetlere bildirildi.34

Mesele Meşihat’ta görüşülürken Aziziye’den Çerkes beyleri İstanbul’a telgraflar çekerek idareyi baskı altına almaya çalıştılar ve istediklerini de aldılar. Çerkes kölelerin askerlikten muafiyeti sadece askerlik meselesi değil aynı zamanda köleliğin de resmen devamının garantisiydi. Dolayısıyla Çerkes beyleri yalnız kölelerin iş gücünden geçici süreyle yararlanma imkânını engelleyen askerlik hizmeti kazancını değil, zaman zaman gündeme gelen köleliğin kaldırılması girişimlerine karşı da galip geldiler. Köleler için ise bir kayıp gibi görünen bu durum aslında köleliğin kaldırılması için de bir süreci başlattı. Zira Çerkes köleliğine nihayet verecek asıl husus aile hukukunda dahi değişikliklere yol açan35 askerlikti.

29 BOA, ŞD, 2894/51, 18.04.1296.

30 Düstur, I. Tertib, C. 5 s. 1013.
31 BOA, İ. DH, 1132/88412, 23.08.1306.

32 BOA, İ. DH, 1134/88561, 01.09.1306.
33 BOA, MV, 43/64, 04.10.1306.
34 BOA, DH. MKT, 1639/33, 19.11.1306.
35 Bkz. Tuba Çınar, “Osmanlı Devleti’nde Askerler ve Eşlerinin Evlenme-Boşanmada Karşılaştıkları Sorunlar ve Yapılan Düzenlemeler (1939-1917), Tarih ve Siyaset Bilimi Araştırmaları, (Ed. Aydın Efe), Akademisyen Yayınevi, Ankara 2019, s. 139-157.

Devr-i Meşrutiyette Köle Kalanlar

Hürriyet’in ilanı üzerine artık esaretten kurtulduklarını his ve idrak eden Çerkes köleleri de hürriyet-i şahsiyelerini ele almak hevesiyle birer tarafa çekilmekte oldukları gibi Sivas vilayetine mülhak Aziziye kazasında meskûn Çerkeslerdeki köleler de birer suretle firar ve civar olmak itibariyle peyderpey Kayseri’ye gelmekte olup…

Meşrutiyet’in ilanıyla tüm Osmanlı vatandaşlarının hürriyetinin ilanı, Çerkes köleleri için, kastedilen hürriyetten çok daha fazlasını ifade ediyordu. Hürriyet nidaları atılırken muhtemelen Çerkes kölelerinin hürriyeti kastedilmemişti ancak Meşrutiyet idaresine geçilen ve Kanun-i Esasi’nin yürürlüğe konulduğu bir dönemde Çerkes köleleri de kendilerini hür sandılar. Birçok vilayetten Çerkes kölelerin hürlük iddialarıyla ilgili yazılar ve haberler duyuluyor, İstanbul’a köleler tarafından “…şu devr-i hürriyet ve meşrutiyette böyle bir takım Çerkes zikur ve nisvanın köle diye şunun bunun rikke-i esareti altında… olmaları izzet-i nefs-i beşere…” aykırı olduğu şeklinde başlayan telgraflar çekiliyordu.36

Meşrutiyet’in ilanı ve Kanun-i Esasi’nin yeniden yürürlüğe girmesiyle kölelik makamı Osmanlı vatandaşları için son bulmuştu. Anayasanın 9. Maddesinde tüm Osmanlıların hürriyeti vurgulanmıştı üstelik İttihat ve Terakki’nin somut hamlesiyle 27 Ekim 1909’da Meclis-i Vükela’da “Çerkes ve sair köle ve cariyelerin de üsera-yı zenciye gibi men’i bey ü şirası” başlığı altında bir mazbata görüşüldü ve bu mazbata Sultan Reşad’a da onaylatılarak resmen Çerkes köleliği yasaklandı.37 9 Kasım 1909 tarihinde gerek Şura-yı Devlet gerekse Meclis-i Vükela’nın adalet-i Meşrutiyet olarak esaretin men’i hakkındaki tezkeresi tüm vilayet ve livalara tebliğ edilmişti.38 Bu kararlar muhtemelen birçok vilayette köleliği sona erdirmiştir. Ancak bazı bölgelerde özellikle de Çerkes beylerinin güçlü olduğu Sivas Aziziye ve Canik Çarşamba’da kölelik son bulmamıştı. Meşrutiyet’in ilanından sonra kölelerin azat edilmedikleri veya zorluk çıkarıldığına dair devam eden şikayetler bunu teyit etmektedir.39 Her iki bölgede Çerkes sınıf yapısının Kafkasya’dakine yakın katılıkta korunmasının başlıca nedenleri toplu iskân ve bu bölgelerdeki Çerkes boyları olan Kabardey ve Abazaların sınıf yapısını Kafkasya’daki diğer boylara nispetle terk etmemeleridir.

Bununla birlikte Çerkes köleliği Haziran 1910’da Meclis-i Vükela’nın gündemine geldiğinde yine askerlik ekseninde görüşülmüştür. “…Devr-i meşrutiyette umum Osmanlılar hür bulundukları cihetle…” Harbiye Nezareti Çerkeslerin kölelerinin de askere alınmasını talep etmiştir. Meclis-i Vükela’nın görüşmelerinde Osmanlı Devleti’nde esaretin kanunen yasak olduğu ve bu yasağın Kanun-i Esasi ile de teyit edildiği vurgulanmıştır. Kölelikten kastedilen Çerkes kölelerinin de alım ve satımlarının yasak olduğu dolayısıyla ülkede kölelik olmadığından II. Abdülhamid devrinde çıkarılan askerlik muafiyetinin de geçersizliği ifade edilerek kölelerin de askere alınması kararı alınmıştır.40

Ancak devr-i meşrutiyet Çerkes köleliğine son vermediği gibi kölelerin askere alınmasını da temin edememiştir. Askerlikten bağımsız olarak “…Kanun-i Esasi’nin ilanı ile herkes hürriyet-i şahsiyesine nail…” olduğundan azat edilmek üzere efendilerine; olumlu cevap alamayınca mahalli idareye başvuran köleler hayal kırıklığına uğramıştır.41 Meşrutiyet’in sene-i devriyesinde halen esaret altında bulunanlar hükümete dilekçe yazıyorlardı.

Aslında Dahiliye Nezareti’nden Sivas Vilayetine yazılan yazıda denildiği üzere: “Esasen kayd-ı esaretten azade olan Çerkeslerin.. …esaret altında kalmalarına meydan verilmemesi Şura-yı Devlet ve Meclis-i Mahsus-ı Vükela kararıyla bil-istizan irade-i seniyyeye iktiran etmesiyle ol vechle icra-yı icabı lüzumu… ”42 na rağmen örneğin Sivas’ta hürriyetini elde etmek isteyenler yerel birimlere başvurularında herhangi bir sonuç elde edememişlerdir. Daha uzak bir bölgede Suriye’de de durum farklı değildi. Kuneytra’da Mehmed Efendiyle refikasının köleleri hür olduklarını iddia etmişlerdir 43 ve Kuneytra kaymakamı 1910 Mart’ında efendilerinin haberi olmadan, kölelerin hür olduğunu beyan ederek onları kaymakamlığa getirterek ellerine bir ıtıkname vererek Suriye vilayet merkezine göndermiştir. Köle sahipleri bu konuda İstanbul’a şikâyette bulunduğundan konunun henüz kesinlik kazanmadığından kaymakamın beklemesi tavsiye edilmişti.44 Şubat 1910’da Hicaz’da on nüfus köle hür oldukları iddiasıyla Fransız konsolosluğuna sığınmışlardı.45

Gerçekte Meşrutiyet’in ilanı Çerkes beylerinin tavırlarında da pek bir değişikliğe neden olmamıştır. Meşrutiyet’le gelen esaretin men’i kararına özellikle Aziziye’den sert tepki gelmiştir. 21 köle sahibi beyin imzasıyla 17 Eylül 1909 tarihinde İstanbul’a çekilen telgrafta yine din ön plana çıkarılmıştır. Dinlerini layıkıyla yaşamak için Osmanlı’ya hicret ettiklerini söyleyen Çerkes beyleri şimdi şeriatın kaldırıldığını ve ileride İslam’a daha neler yapılabileceğinin merakı içerisinde olduklarını belirterek meselenin halli için iki seçenek
önermişlerdir. Birincisi şer’i kanunlara tam riayet ve köleliğin devamı, ikincisi ise tüm kadın ve erkek Çerkes beylerinin bu uğurda şehit olması.46

Aziziye’deki köle sahiplerinin 14 Kasım 1910’da sadrazama gönderdikleri başka bir dilekçede de Meşrutiyet’in kendilerince de alkışlandığını buna karşın köleye mâliklik durumlarının şer’an ve hukuken meşru olduğunu ifade ederek din ve vatan uğruna canlarını vermeye hazır olduklarını ancak kölelerin askere alınmasının haksız olduğunu dile getirmişlerdir.47 Çerkes beyleri tarafından verilen başka bir dilekçede ise II. Abdülhamid devrinde, ordunun köleleri askere alma girişiminin engellendiği fetva ve 1889 tarihli emirnameye atıf yapılarak Meşrutiyet idaresinin köleliği kaldırma girişimi eleştirilmiştir. Çerkes beyleri 25 Aralık 1908 tarihinde Sadrazamlık, Dâhiliye ve Adliye nezaretlerinde köleliğin devamı noktasında müracaatta bulunmuşlardı. Bu konuda henüz bir sonuç alamamaları sebebiyle köleler serkeşane davranmaya, silah satın almaya başlamışlardı ve Çerkes beylerine göre yakında ortaya çıkacak katl ve olayların mesuliyeti, olaylara sebep olanlara aitti.48 1909 yılında çekilen başka bir telgrafta ise Çerkes beyleri kölelerine müdahale konusunda Kayseri mutasarrıfı gibi bazı memurları ve Hınçak Cemiyeti’ni suçluyordu.49 Çerkes beyleri telgraf ve dilekçelerinden daha etkili bir tedbir olarak hür oldukları iddiasıyla Kayseri’de gönüllü askerliğe başvuran gençleri kandırarak veya şiddete başvurarak köylerine geri döndürüyorlardı.50

Çerkes beylerinin dilekçelerinde her ne kadar İslam vurgusu ön plana çıkarılsa da Çerkeslerde köleliğin özünün şer’iat olduğunu iddia etmek güçtür. Kafkasya’da yüzyıllardır savaş, baskın ve yağmalarla köleleştirilen insanların hakları, nesilden nesile geçen statüleri, alım-satım şekilleri hatta azat edildikten sonra Çerkes toplumundaki konumları göz önünde bulundurulduğunda kölelik yapısının tamamen geleneklere dayandığı rahatlıkla söylenebilir. Toledano da bu görüştedir.51 Kölelik yapısının şer’iatla bağdaştırılabilecek belki tek aşaması azat etme sürecidir. Zira efendilerin rızası veya bedel karşılığı azat efendilere avantaj sağlıyordu.

Yukarıda tehditler savuran toplu dilekçeler tek başına ne denli etkili olmuştur bilinmez ancak Aziziye’de köleliğin sona erdirilememesi muhtemelen, Meşrutiyet’in akabinde bir iç huzursuzluğa meydan verilmemesi amacını taşıyordu ve hükümet bir anda köleliği kaldırmak yerine bir plan çerçevesinde, tarafların rızasını alarak bu işi nihayete erdirmek istiyordu. Bu amaçla Çerkes Teavün Cemiyeti’nin de başvurusuyla Aziziye’de köle sayımı yapılmış ve kölelere sanki yeni gelmiş muhacirler gibi arazi ve saire verilmesi için çalışmalara başlanmıştı. Buna göre Aziziye’de 28 Aralık 1910 tarihinde 388 hanede 1407 nüfus erkek ve kadın köle tespit edilmiştir. Efendilerinden ayrılacakları durumda ihtiyaç duyulan öküz, araba, zirai alet-edevat ve tohumluk zahire bedeli hane başına 2350 kuruştan toplam 911.800 kuruştan ibaretti. Canik’de ise 40-50 hane ancak mevcuttu ve bunların iskânı için havası uygun 4000 lira tutarında 1600 dönüm arazi satın alınması gerekiyordu. Buna inşa edilecek hane ve alet-edevat bedeli eklendiğinde 5600 lira tutuyordu.52 Dolayısıyla 1910 yılında köleliğin en sıkı şekilde uygulandığı iki bölgede köle sayısının iki binin altında olduğu ve artık çoğu bölgede az sayıda kalan köle nüfuslarıyla birlikte birkaç bini ancak bulacağı görülmektedir. Köle sahiplerinin dilekçelerinden anlaşıldığı üzere köle sahipleri de 30-40 haneden ibaretti. Esasında artık az sayıda bir nüfusun sorunu olarak gözüken kölelik meselesini Osmanlı Devleti’nin çözmesi pek zor gözükmemektedir. Buradan köleliğin büyük oranda, merkezden alınan kararlardan ziyade taşradaki uygulamalar sebebiyle devam ettiği anlaşılmaktadır.

Örneğin Aziziye’de Meşrutiyet’in akabinde mahkeme ve meclise hürriyet iddiasında bulunan köleler başvurmakla birlikte, ne yolda hareket edeceği konusunda karar veremeyen yerel birimler sebebiyle esaretin hala devam ettiği Sivas Vilayeti tarafından İstanbul’a yazılmıştı.53 Aziziye göçler akabinde kurulmuş bir kazaydı ve gerek nüfusunun gerekse yerel idari birimlerinin büyük bölümünde Çerkes beylerinin sözü geçiyordu. Bu durum Sivas Valiliği tarafından 1913 yılında şikâyet konusu edilecektir. Bu bakımdan yereldeki Çerkes mütegallibelerin ayak diremeleri ve nüfuzları da köleliğin devamında önemli bir etkendir.

36 Aziziye’de tüm köleler adına yazan İbrahim’in dilekçesi: 10 Temmuz (Miladi 23 Temmuz) tarih-i mukaddesi bütün Osmanlıların büyük bayramı olup tüm cins ve mezhepler birbirlerini tebrik ettikleri halde Uzunyayla’da 1200 nüfusu aşkın erkek ve kadınlardan oluşan biz köleler esaretin baskısı altında boğuluyoruz. İlgili makamlara, valiliğe ve kaymakamlığa başvurularımızdan hiçbir sonuç alamadığımız gibi Çerkes beylerinin beşere yakışmayacak baskısı altında eziliyoruz. İskânımız sırasında nüfusumuz nispetinde hükümet tarafından gösterilen arazilerde kendi dişimizle inşa ettiğimiz hanelerimiz zapt ve mallarımız yağma ediliyor. Birkaç senedir devam eden kuraklık sebebiyle açlık diğer taraftan boynumuza takılan esaret zinciri, insanlık şerefinden mahrum bırakıyor. Şu hal Meşrutiyet idaresine büsbütün aykırı bu durumumuz millet vekillerinin bizi hatırdan çıkarmamalarını arz ederiz. BOA, DH. MUİ, 7/36, 26.08.1327.
37 Erdem, Osmanlı’da Köleliğin Sonu 1800-1909, s. 189.

38 BOA, DH. MUİ, 7/24, Lef 88.
39 Bkz. BOA, DH. MUİ, 7/24.
40 BOA, MV, 141/70, 15.06.1328.

41 BOA, DH. MUİ, 7/24, 01.09.1328, Lef 3.
42 BOA, DH. MUİ, 7/24, Lef 7.
43 BOA, DH. MUİ, 7/24, Lef 15.
44 BOA, DH. MUİ, 7/24, Lef 37, 39.
45 BOA, DH. MUİ, 7/24, 01.09.1328, Lef 44.

46 BOA, DH. MUİ, 7/24, 01.09.1328, Lef 126.
47 BOA, BEO, 3839/287906, 27.12.1328.
48 BOA, DH. MKT, 2739/67, 25.01.1327.
49 BOA, BEO, 3565/267343, 13.04.1327.
50 BOA, DH. MUİ, 7/24, 01.09.1328, Lef 135.

51 Ehud R. Toledano, Osmanlı Köle Ticareti 1840-1890, (Çev. Y. Hakan Erdem), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1994, s. 152.
52 BOA, BEO, 3839/287906, 27.12.1328.

53 BOA, BEO, 3803/285173, 08.09.1325.
 

Köleliğin Sonu: Büyük Savaş

II. Meşrutiyet’in ilanı birçok bölgede kölelerin hürriyetlerini almalarını sağlamıştır. Çerkes toplumunun haklarını koruma amacını taşıyan Çerkes Teavün Cemiyeti, 1910 yılında hükümete ve Meclis-i Mebusan ile Ayân’a bir dilekçe sunmuştur. Dilekçede Kanun-i Esasi’nin öngördüğü hürriyetin Çerkes köleler için de geçerli olması talep edilmiştir. Dilekçede köleliğin kaldırıldığının ilan edilmesi, efendilerin mağdur edilmemesi için mükâtebe usulünün uygulanması, kölelerin herhangi bir gelirden mahrum olmaları sebebiyle maddi yardımda bulunulması, kölelere hane, arazi ve alet edevat verilmesi ve Osmanlı Devleti’ne yeni göç etmiş muhacirler statüsünde kabul edilerek bazı muafiyetlerden faydalanmaları talep edilmişti.54 Cemiyetin yayın organı Ğuaze gazetesi de yayınlanmaya başlandığı 1911 yılından itibaren meseleyi sıklıkla dile getirmiş, köleliğin yasaklanması için devletin daha etkin adım atması talep edilmiştir.55 Tüm bu mücadelelere karşın sınıf ilişkilerinin halen gücünü muhafaza ettiği Canik ve Aziziye’de Balkan ve I. Dünya savaşlarındaki askerî personel ihtiyacı köleliğin sonunu getirecektir. Yukarıdaki bölümlerde zaman zaman temasa edildiği gibi Çerkes beylerinin köleliğin kaldırılmasında en fazla direnç gösterdikleri meselelerden bir tanesi kölelerin askere alınmasıydı. Efendiler 1888’den II. Meşrutiyet ilanına değin bunu engellemişlerdir. 1913 yılında gerek askerlik hususu gerekse yine askerlikle bağlantılı olmak kaydıyla çağdışı kölelik müessesesi yeniden gündeme gelmiştir. Üstelik bu defa meseleye Talat ve Enver paşalar da müdâhil olmuştur.

1913 yılında Meclis-i Vükela kölelik meselesinin bir an önce çözülmesi hususunda bir karar almıştır. Sivas Vilayeti de İstanbul’a meselenin sürüncemede bırakılması halinde köleler ile efendileri arasında fenalıklar ortaya çıkacağını bildirmiştir. Adliye ve Maliye nezaretlerinin görüşleri doğrultusunda köleliğin kaldırılması yine mükâtebeye varıyordu ve yaklaşık 45.000 liranın sarfıyla kölelerin tamamı azat edilebilirdi. Çocuklar ile ihtiyar ve malul kölelerin hesap dışında tutulması durumunda bu bedel azalabilirdi. Bulunan formül kölelerin bedellerinin efendilerine ödenmesi ve kölelerin de bu bedeli taksitler halinde devlete geri ödemelerinden ibaretti.56

Meclis-i Vükela görüşmelerinden bir yıl geçmesine rağmen mesele nihayete ermemişti ve 23 Mayıs 1914’te Sivas Vilayeti bir çözüm önerisinde bulunmuştu. Bu çözüm Meşrutiyet’ten sonra doğanlar ile 60 yaşını geçmiş ihtiyarların hür kabul edilerek geri kalanı için mükâtebenin uygulanmasıydı. Bunun için Aziziye mahkemesi ile şer’i mahkemelerin devre dışı bırakılarak İstanbul’dan mülkiye, ilmiye ve askeriyeden oluşturulacak bir heyet Aziziye’ye gönderilmeliydi. Efendi ve köleler 6 ay veya 1 yıl içerisinde komisyona müracaat edeceklerdi ve bu sürenin dolması akabinde kölelik ve efendilik iddiaları tanınmayacaktı.57 Buna karşın Talat Paşa, Rumeli’den muhacir akın ettiği bir dönemde, bunca zorluğun içerisinde bir de köle azadı için para harcama taraftarı değildi ve köleler ile efendiler arasında bir çatışmaya da meydan vermeden tüm kölelerin azat edilmesini ve akabinde kölelerin kazançlarından efendilerine mükâtebe bedellerini ödemelerini uygun görmüştür.58

Aziziye’de meskûn 1500 köle adına bir dilekçe 16 Temmuz 1914’te hükümete iletilmiştir. Dilekçede bir avuç Çerkes beyinin esareti altında yaşadıklarını belirten köleler, Meşrutiyet’e ve vatana hizmet etmek yerine esaret altında zulüm çektiklerini belirtmişlerdir. Askerlik hizmetini de efendileri yüzünden yerine getiremiyorlardı.59 Üstelik Meşrutiyet’in getirdiği umut bu dönemde Aziziye’de köle efendi çatışmasını da arttırmıştı. Aziziye’ye bağlı Kazancık köyünde köle ile efendiler arasındaki çatışmada 1 köle öldürülürken her iki taraftan yaralananlar olmuştu. Kavganın kaynağı yine askerlikti, köleler için askerlik hizmeti bir vatan borcundan öte köle olmadıklarının tasdiki anlamına geliyordu.60 Bu bakımdan askerlik mükellefiyetinin kölelikten kurtulmak için bir fırsat yarattığına kuşku yoktur.

Sivas Vilayetine 6 Ağustos 1914’te gönderilen yazıda, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda, kimsesiz anaların çocuklarının dahi askere alındığı bir dönemde binlerce vatandaşın vatana hizmetten yoksun bırakılmasının kabul edilemeyeceği belirtilerek istisnasız tüm Çerkes gençlerinin askerliğe sevk edilmeleri emredilmiştir.61 Kölelik hususu Dâhiliye Nezareti’nin kararı ile kölelerin Ziraat Bankasından aldıkları krediler ile mükâtebe usulünün icrasıyla ve kredilerin 10-15 sene zarfından ödenmesiyle çözüme kavuşturulmuştur.62 Böylelikle 60 seneyi aşan bir süreçte Çerkesler arasında ve Osmanlı toplumunda Çerkes köleliği ve sınıflı yapının sonu getirilmiştir.

54 Zafer Gölen, Osmanlı Devleti’nde Çerkes Köleliğinin Yasaklanması, Yeni Türkiye, Yıl 21, S. 73, 2015, s. 165. (158-168)

55 Elbruz Aksoy, Beyaz Köleler, Son Sesler, İletişim Yayınları, İstanbul 2022, s. 154.
56 BOA, BEO, 4305/322836, 23.09.1332, Lef 3.

57 BOA, BEO, 4305/322836, Lef 5.
58 BOA, BEO, 4305/322836, Lef 11.
59 BOA, BEO, 4305/322836, Lef 13.
60 Aksoy, Beyaz Köleler, Son Sesler, s. 155.

61 BOA, BEO, 4305/322836, 23.09.1332, Lef 21.
62 BOA, DH. HMŞ, 10/62, 24.03.1331.

Sonuç

1859 yılında Kafkasya’nın Rusya tarafından tamamen işgaliyle başlayan Kafkas göçlerinde yalnız yüzbinlerce insan Osmanlı topraklarına göç etmemiştir aynı zamanda bir sosyal yapı da taşınmıştır. Sınıflı bir sosyal yapıya sahip olan Çerkeslerde, soylu sınıf sahip oldukları köleleri tıpkı Kafkasya’da olduğu gibi muhafaza edebileceğini düşünmüştür ve bunu da en azından bazı bölgelerde görece uzun bir dönemde gerçekleştirmiştir. Sayıları yüzbinleri aşan köleler için Osmanlı Devleti, bu makus talihlerini döndürmek için bir fırsattı. Göç sürecinin doğal törpüsü yanında Osmanlı mahkemelerinin, Osmanlı idarecilerinin kapısı hürlük iddialarına açıktı. Ancak bu umutlar kısa sürede hüsrana uğrayacaktır.

Osmanlı Devleti, yabancı olduğu sınıflı yapıya sınırlı ölçüde müdahale etmiştir ve bu da köleliğin yıllarca devam etmesine yol açmıştır. Meşrutiyet’in ilanıyla gelen hürriyet dahi Çerkes köleliğini sona erdirememiştir. 1910’lu yıllara taşınan mesele zamanın ruhu ve medeniyet iddiasına rağmen esasında asker ihtiyacının bir sonucu olarak çözülebilmiştir.

Çalışmamızda kölelerin isyanı olarak ele alınan mücadelede kölelerin hür olmak için verdikleri mücadele yanında Çerkes beylerinin köleliğin devamı noktasında ellerindeki tüm imkânları kullandıkları da tespit edilmiştir. Özellikle yerel düzeyde sahip oldukları nüfuz köleliğin oldukça geç sayılabilecek bir tarihe kadar uzanmasına yol açmıştır.

Kaynakça
Arşiv Kaynakları
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA)

Babıali Evrak Odası (BEO), 3565/267343; 3803/285173; 3839/287906; 4305/322836.
Dâhiliye Nezareti Hukuk Müşavirliği (DH. HMŞ), 10/62, 24.03.1331.
Dâhiliye Nezareti Mektubi Kalemi (DH. MKT), 1639/33; 2739/67.
Dâhiliye Nezareti Muhaberat-I Umumiye İdaresi (DH. MUİ), 7/24; 7/36
Hâriciye Nezareti Mektubi Kalemi (HR. MKT), 782/81, 21.02.1290.
İrade Dâhiliye (İ. DH), 1132/88412; 1134/88561.
Meclis-i Vala (MVL.), 1027/46; 1047/79; 558/87; 635/14; 698/20; 715/64.
Meclis-i Vükela (MV), 141/70; 43/64, 04.10.1306.
Sadaret Divan Kalemi (A. DVN.), 166/52, 29.12.1277;
Sadaret Umum Vilayet Evrakı (A. MKT. UM.), 417/48; 546/12; 799/16.
Şûrâ-yı Devlet (ŞD), 1827/18; 1827/47; 2006/46; 2396/18; 2884/24, 2894/51.

Telif Eserler

Düstur, I. Tertib, C. 5 s. 1013.
Aksoy, Elbruz, Beyaz Köleler, Son Sesler, İletişim Yayınları, İstanbul 2022.
Araz, Yahya, “Ben ‘hür’üm… Hayır sen kölesin…”! 19 Yüzyılın Üçüncü Çeyreğinde İstanbul’da Çerkesler, Kölelik, Hürriyet Arayışları ve Rumeli Kazaskerliği Mahkemesi” Osmanlı Araştırmaları, C. 62, S. 62, s. 145-183.
Çınar, Tuba, “Rusya’dan Göçen Çerkeslerin Sorunlarına Dair Bir Arzuhal”, (Ed. Sibel Orhankazi, Nesrin Hangül), Türkiye ve Rusya, Sonçağ Yayınları, Ankara 2024, s. 121-141.
Çınar, Tuba, “Osmanlı Devleti’nde Askerler ve Eşlerinin Evlenme-Boşanmada Karşılaştıkları Sorunlar ve Yapılan Düzenlemeler (1939-1917), Tarih ve Siyaset Bilimi Araştırmaları, (Ed. Aydın Efe), Akademisyen Yayınevi, Ankara 2019, s. 139-157.
Erdem, Y. Hakan, Osmanlı’da Köleliğin Sonu 1800-1909, (Çev. Bahar Tırnakçı), Kitap Yayınevi, İstanbul 2004.
Gölen, Zafer, “Osmanlı Devleti’nde Çerkes Köleliğinin Yasaklanması”, Yeni Türkiye, Yıl 21, S. 73, 2015, s. 158-168.
Karataş, Ömer, “XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Devleti’ne İskân Olunan Çerkes Toplumunda Sosyal Sınıflaşma ve Kölelik”, Avrasya İncelemeleri Dergisi, C. I, S. 2, 2012, s. 99-138.
Orhankazi, Sibel, “XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti Karadeniz Köle Ticaretinde Batum Limanı”, Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 13/2023, s. 1450-1461.
Tavkul, Ufuk, “Osmanlı Devleti’nin Kafkas Muhacirlerinin Kölelik Kurumuna Yaklaşımı”, Bilig, S. 17, 2001, s. 33-54.
Toledano, Ehud R., Osmanlı Köle Ticareti 1840-1890, (Çev. Y. Hakan Erdem), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1994.

Kaynak: Academia

Çerkesya Araştırmaları Merkezi-ÇAM
Diğer Haberler
  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks