
Dünyada, ikinci dünya savaşı sonrası kurulan düzen, bütün kurumları ile paramparça oluyor ve yeni bir dünya düzeni kuruluyor,
Bu nedenle, çelişkilerin en derin olduğu ve kurulacak yeni düzenin stratejik coğrafyalarında savaşlar çıkıyor, yeni ittifaklar kuruluyor.

Yeni bir güvenlik sistemi kuruluncaya kadar devam edecek bu savaşlar! Ama tepkiler de yükselmeye başladı.
Fransa, İspanya, Belçika, İtalya, Brezilya, Arnavutluk ve daha birçok ülkede milyonlar sokaklara çıktılar. Bütün kötülüklerin sorumlusu olanlara seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
Çoğunlukla, örgütsüz, hatta vizyonsuz bir öfke seli akıyor sokaklara.
Ama Sırbistan gençliği farklı. Ve belki de yepyeni bir devrime imza attı… “Başka bir hayat filizleniyor” Sırbistan’da. Gençlerin elinde.

Bu arada Kaf Fed’in Genel Kurul hazırlıklarını da izliyorum. Başkan adayları dernek dernek gezerek tanışmaya ve/veya kendilerini tanıtmaya çalışıyorlar. Sırbistan’dan ve dünyadan farklı olarak bizim toplantılarımıza katılanlar arasında pek yeni-genç yüz yok.
Ne tartışılıyor, kim ne diyor veya ne istiyor pek bilmiyoruz. Bütün bildiklerimiz sağdan soldan, arkadaşlardan duyduklarımız.
Sırbistan öyle değil.
Başkan adayları yine allı pullu sözcüklerle ülkeyi nasıl yöneteceklerini anlatırken, artık yalanlara inanmayan gençler, çoğunlukla öğrenciler, tabandan, örgütlenmişler.
Adına “Öğrenci Hareketi” denmiş.
Hareketin başkenti, Sırbistan’ın kuzeyinde, ülkenin ikinci büyük şehri Novi Sad. 50 bin öğrencinin okuduğu devlet üniversitesiyle eğitimin de kalbi. Hareket burada, en eğitimliler arasında başlamış.
Ve Sırbistan’da “eğitimli insanları görünce beni afakanlar basıyor” diyen politikacılar veya “Xabze”ler olmadığı için, başarıya ulaşmış.
Yoksa Hareket daha başladığı gün ezilirdi.
Bir de Novi Pazar diye bir kasaba var. Boşnak Müslümanların çoğunlukta olduğu bir kasaba. İç savaş yıllarında büyük zulüm görmüşler. Küçük bir üniversitesi ve az sayıda öğrencisi var.
Hareket başlayınca, Boşnak Müslüman gençler, Sırplarla el ele, yan yana yeni bir hayatın taşlarını döşüyorlar. Bir ellerinde Filistin, diğerinde Sırbistan bayrakları ve başlarında kefiyeler var.
Kimse, “Soykırımcı Sırpların bayraklarını taşımaya utanmıyor musunuz?” diye fırçalamıyor bu gençleri.
Çünkü yaşanan kötülüklerden bir halkın, bir etnik grubun değil; bir siyasi sistemin sorumlu olduğunu biliyorlar ve “geleceğe” bakıyorlar.
Evet, dünyanın dört bir yanında gençler sokakta.
“68’den Z kuşağı”na devredildi bayrak.
Ama bu Z kuşağı, 68 veya 78’lerden farklı. Can Nart, bunu anlamıyor, hala “70’li 80’li yılların deneyimi”ni kutsuyor. Asıl sorunun bu deneyimden kurtulamamak olduğunu göremiyor…
Sosyalist ülkelerde insanlar 89-90'lı yıllarda sokaklara döküldüklerinde biraz şaşırmıştık. "Aç, işsiz, evsiz değiller, daha ne istiyorlar" dedik. Halbuki insanlar, kazanımlarının farkındaydılar, ama daha fazlasını, özgürlük ve demokrasi de istiyorlardı. Bu nedenle ilk sokaklara çıktıklarında sloganları "demokratik sosyalizm" olmuştu.
Merak edip bu ülkeleri gezdim, kendi gözümle görmek istedim yaşananları. Doğu Almanya'da, işsiz bir Almanın anlattıklarını hala unutmam: "Evet işsizim, evsizim, ama mutluyum. Çünkü artık 'karşı devrimci', 'küçük burjuva', 'ajan' dile suçlanma korkusu olmadan düşüncelerimi dile getirebiliyor, tepki gösterebiliyorum" demişti.
Kıssa'dan hisse!
Sırbistan’da gençler, bir “akademi” kurup, bütün siyasileri ziyaret etmediler, onlara talepler listesi sunmadılar. Tam tersine, herhangi bir partilinin aralarına katılmasına izin vermediler.
Kendileri örgütlendiler, yeni bir hayatın nasıl olması gerektiğini formüle ettiler. Ve sokaklara çıktılar.
“Büyüklere saygısızlık yapmayalım” diyen olmamış, muhalif partiler bile meydanı gençlere bırakmak, yarıştan çekilmek zorunda kalmış.
Bir Cumhurbaşkanlığı, bir başbakanlık koltuğuna oturarak, yıllardır ülkeyi yöneten faşist Vuçic, hemen gençleri “Batı’nın ajanı olmakla” suçlamış. Medya tamamen kontrolünde. Federasyonun, pardon ülkenin kaynaklarını sadece kendisi ve partisi için harcıyor.
Avrupa Birliği ile de, Rusya ile de arası iyi. Hatta Çin’den yatırım alıyor ve Trump yönetimi ile yakın ilişki içerisinde.
“Herkese eşit mesafede” yani.
Ama Sırbistan gençleri, "insan hem iyiye hem kötüye nasıl aynı mesafede olur", diyerek iyilerin yanında duruyor, iyilerin programını yapıyor, "kötülüklerden sorumlu siyasetçilerden öğrenecek hiç bir şeyimiz yok" diyorlar.
Hareket, iki sene önce, Novi Sad’da, tren garının beton sundurmasının çöküp 16 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine başlamış. “Kaza kaderde var” demeyen gençler, kazaya her kademeye yayılan yolsuzluğun, denetimsizlik ve adam kayırmanın neden olduğunu söyleyerek, eylemlere başlamışlar.
Talepleri kısa ve net: Tren garının yenilenmesine ilişkin tüm belgelerin ve anlaşmaların yayınlanmasını, sorumluların ortaya çıkarılması istiyorlar.
Bizde, federasyonun, pardon ülkenin bekası için, böyle bir şeyi talep etmek bile mümkün değil.
Ama şeffaflık, böyle bir şey: Olumsuz bir şey varsa veya olduysa, gerçekler ve sorumlular ortaya çıkarılır ve sonuçları ile yüzleşilir.
Başbakan Vučević, “bir kereden bir şey olmaz, ülke yıkılmaz” deyip göstericileri ajanlıkla suçlayınca gösterilere katılanların sayısı artıyor. Üniversitelerde boykotlar başlıyor, sınıflarda ve amfilerde forumlar düzenleniyor. Öğrenciler, ne yapacaklarına birlikte karar veriyorlar.
Ve toplumun farklı kesimlerinden destek alıyor.
Hükümetin gösterileri ve öğrencileri bastırmak için attığı adımlar ters tepiyor. Aydınlar ve üniversite bileşenleri, işçiler de göstericilere destek vermeye başlıyorlar.
Burada iki şeye dikkat çekmek istiyorum:
Öğrenciler veya göstericiler hayata aynı yönden bakmıyorlar. Ama birlikte karar alma yetenekleri var. Başarının sırrı da bu!
Ve kimse kimseyi “ajan” diye suçlamıyor. Başbakanın gençleri "ajan" diye suçlamasına aldırış etmiyor. "Hep aynı yöntem" deyip gülüyor.
Bizde ama herkes bir gün "ajan" olabilir, "ajan" veya "terörist" diye itham edilebilir. Gençlik kampımıza gelen, gelmek isteyen gençlere bile "o kampa gitmeyin, o kampı ajanlar örgütlüyor" veya "Rusya ile savaşmak doğru değil" dediğimiz için, "Rus ajanı" demiyorlar mı?
Sırbistan'a bakın: savaşmadan, birilerini düşmanlaştırmadan da bir sistem veya bir ülke değiştirilebilirmiş, değil mi?
Sırbistan gençleri, sokaklarda kendi bayrakları ve pankartları ile yürüyorlar. Kimliklerini saklamıyorlar. Kimse, iç savaş yıllarında soykırım yapan Sırbistan’ın bayraklarına itiraz etmiyor.
Müslüman ve Sırp öğrenciler birlikte yürüyorlar. Kiliseler Boşnak gençlere “helal yiyecekler” ikram ediyor.
Yüzleri geleceğe dönük…
Siyasilerden bir beklentileri yok, forumlarda, seçimlerde kendileri aday olmama, aday olma birikimine ve ahlakına sahip insanlardan bir liste oluşturma karar veriyorlar.
İsimleri kendileri belirliyorlar. Ve taleplerini onlara anlatıyorlar:
“Yargı bağımsız, medya özgür olmalı; yolsuzluğa, suça ve insan hakları ihlallerine karışan kamu görevlileri temizlenmeli, kamu ihaleleri şeffaf yapılmalı, parti üyeliği bir ayrıcalık olmamalı, eğitim, sağlık ve çalışma koşulları iyileştirilmeli…"
Gazze soykırımına tepki gösteriyor, İsrail’e yaptırım uygulanmasını istiyor, gösterilerde kefiye ve Filistin bayrağı taşıyorlar.
Ve kimse onlara "Filistin'in, İsrail'in Çerkeslerle, pardon Sırbistan ile, ne alakası var" demiyor.
Öğrenciler forumlarda söz alarak isteklerini ve vekil adaylarını tanıtıyor, neden bu kişiyi önerdiklerini açıklıyorlar. Yarıdan bir fazla katılımcının itiraz ettiği kişi, aday olamıyor.
Yani bizdeki gibi “büyükler” karar vermiyor adaylara.
Aday belirlenirken kimsenin yaşı veya statüsü önemli olmuyor. Önemli olan taleplerine cevap verebilecek birikimlerinin ve iradelerinin olması.
Kriterlerine uyan çok az siyasetçi olduğuna inandıkları için, adayların çoğu, üniversite hocaları oluyor. Ama işçiler, sanatçılar, gazeteciler, yazarlar ve sporcular da var tabii.
Sonunda “Öğrenci Hareketi” seçimleri kazandı. Ama kazanamasaydılar bile, büyük bir iş başardılar: Ahlaklı bir demokrasi hareketi başlattılar. Ve bu harekete bir yaşam alanı inşa ettiler.
Sokaklarda öfke ve nefret kusmadılar, sadece iktidara yönelik tepkilerini dile getirmediler, belki de bu nedenle basının ve medyanın dikkatini çekmediler. Ama nasıl bir ülkede yaşamak ve nasıl yönetilmek istediklerini tüm dünyaya gösterdiler.
Milošević dönemindeki Batı’dan açıkça fon ve destek alan öğrenci hareketi Otpor’dan farkı olarak, sadece iktidara tepkili değiller. Amaçları sadece bir kişiyi devirmek değil.
Siyasetçi olmak istemiyor, herkesi siyasetin bir öznesi haline getiriyorlar. Yeni bir yaşam, yeni bir siyaset talepleri var.
Uğruna inandığın değerlerin mücadelesini verdiğinde, onu tüm hayatının odağı yaptığında bir şeylerin değişebileceğini tüm dünyaya gösterdiler.
Kaf Fed'i başkan adaylarını da merakla ve dikkatle izliyorum.
Şeffaflık, eşitlik, katılımcılık, demokrasi… vaad ediyorlar. Hepsi güzel, alışıldık sözler. Çünkü şimdiye kadar Kaf Fed’i yönetmeye aday olan herkes, hep bunları vaat ettiler. Ama hiç bir şey değişmedi.
Şimdi de, yine, o şeffaflığın, katılımcılığın veya demokratik yönetimin nasıl olacağını anlatmıyorlar.
Bir sürü komisyon olacakmış, komisyonlarda gençlerin ve kadınların sayıları arttırılacakmış. Peki bu gençleri ve kadınları kim seçecek? Ve seçilen gençlerin veya kadınların ne kadar yetkileri olacak?
"Değişim" de şeffaflık, katılımcılık, demokrasi sloganları ile yönetime gelmiş, ama sonra "biz seçildik, biz biliriz" demeye başlamıştı.
Eskiden de "ortak akıl" toplantıları yapıyor, ama kararları kendileri alıyor, hep kendi akılları kazanıyordu...
Kimlerden oluşacak ve nasıl seçilecekler bu komisyon veya meclis üyeleri? Daha da önemlisi yetkileri ne olacak?
Neden başkanlar Kurulu'nun bile karar alma yetkisi yok? Gençlerin veya kadınların toplantılarına neden hep bir "komiser" katılıyor?
"Danışma" veya "Tavsiye" kurullarının "katılımcılık" demek olmadığını bilmiyor musunuz? 12 Eylül rejiminin de “Danışma Meclisi” vardı. Demokratik miydi 12 Eylül faşist darbesi?
Siyaset yapma, yönetme ve bilgi/lendirme tekelini elinde tutan; karar alma yetkisi olmayan kurumlarla, organlarla, komisyon veya meclislerle demokratik, şeffaf veya katılımcı olabilir mi Kaf Fed?
Çok mu zor veya neden bu kadar zor bunları değiştirmek? Ve biraz “hesap vermek”, şimdiye kadar yapılan yanlışları sorgulamak?
Hala “Kafkasya” ağızlarından düşmüyor. Siz gerçekten Gürcü, Ermeni, Azeri… dahil bütün Kafkas halklarını mı kucaklayacaksınız?
Veya Çeçen, Abhaz, Oset halklarını da mı temsil edeceksiniz?
Böyle bir şey mümkün mü?
Size bu izni verir mi Çeçenler, Abhazlar, Osetler…? Listelerinize aldığınız bir Abhaz veya Çeçen… arkadaşla bunu başarabilir misiniz?
Anladık, siz tercihinizi yapmışsınız.
“Geleceği inşa etme değil; seçimleri kazanma telaşı”ndasınız.
Yani, “batı cephesinde değişen bir şey yok!”
Ama biz değiştik, Çerkes ( Adığe ) halkı değişti!
Hatko Schamis
30 Ekim 2026




