
Alman gazeteci Günter Wallraff, 1983 yılında saçlarını siyaha boyayıp "kara kafalı bir Türk" görünümüyle iki yıl boyunca temizlik işlerinde, inşaatlarda ve fabrikalarda çalışmış, göçmenlerin yaşadığı sorunları ve kölelik düzenini 1985 yılında yayımlanan "En Alttakiler" adlı kitabında anlatmıştı.
Kitap, Almanya'nın yabancı işçilere karşı acımasızlığını ve ırkçılığını gözler önüne sermiş, Alman toplumunu sarsmış; hatta göçmen işçilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesine vesile olmuştu.
Elif Eralp, o yıllarda daha küçük bir çocuk. Adanalı annesi Hülya Eralp, 8 aylık hamileyken Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan bir "göçmen" ailenin çocuğu.
Annesi Hülya Eralp, sosyalist, Hacettepe Üniversitesinde hemşirelik eğitimi almış, siyasi faaliyetleri nedeniyle memurluktan ihraç edilince konfeksiyon işçiliği yapmış ve sendikal faaliyetlerine devam etmiş.
Daha o yıllarda "en alttakiler"den biri yani.
Babası Selçuk Eralp, doktor. O da sosyalist ve Hülya hanım gibi sendikal faaliyetlere katılmış, gözaltına alınmış.
12 Eylül faşist darbesi sonrası, Türkiye'yi terk etmiş Eralp çifti. Sahte pasaportlarla. Zor bir seyahat sonrası Almanya-Münih'e ulaşmış, siyasi sığınmacı olmuşlar.
Elif o zamanlar hala annesinin karnında.
1981'de Münih’te mülteci kamplarından birinde, tek odalı bir evde dünyaya gelmiş. Annesi ve babası önce hızla Almanca öğrenmişler. Baba Selçuk Eralp, doktorluk mesleğine Almanya'da devam etmiş. Hülya hanım ise göçmenlerle ilgili projelerde çalışmış.
Elif, henüz annesinin karnında olduğu için görmediği, ama mutlaka hissettiği bu şartlarda ve inatla "insan" olmaya devam eden anne babasının kurdukları "daha güzel bir dünya" hayali ile büyümüş.
Anne babalara benden bir tavsiye:
Eğer çocuklarınızın güzel hayaller kurmalarını istiyorsanız, önce siz o hayali kurun ve hayallerinizin peşinden gidin. Ama samimi olun. Çünkü çocuklarınız sizi, gerçek duygularınızı hisseder.
Eralp ailesi önce Dortmund'a, sonra Hamburg'a taşınmış. Sanırım Altona'ya. Üç ay yaşadığım, sol hareketlerin güçlü olduğu bir yer.
Büyüdükçe, Elif anne ve babasından aldıklarını günlük hayatta görmeye, yaşamaya başlamış. Haksızlıklara, eşitsizliklere, ırkçılığa şahit olmuş.
Daha 8-10 yaşlarında, kendisi de başlamış politik faaliyetlere.
O yaşta ne kadar olabilecekse...
Ailesi, engel olmamış çocuklarına... Hatta, Solingen’de Türkiye'li Genç ailesinin evinin kundaklanması sonucu 5 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine, kızları Elif'i de götürmüşler o dönem düzenlenen anma ve protesto gösterilerine. Ve Elif'in dünyasında yeni bir pencere açılmış. Bugüne uzanan köprüler kurulmuş.
Nükleer santral-enerji karşıtı ve anti faşist yürüyüşlere katılmış.Sonunda avukat olmaya, insan haklarını savunmaya, adalet aramaya karar vermiş genç Elif.
Hamburg Üniversitesi’nde hukuk okumuş. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde ve Ottawa’daki Almanya Büyükelçiliği’nde çalışmış.
2010’da Berlin’e taşınmış, Sol Parti'ye üye olmuş. 2021’de Berlin Eyalet Meclisi’ne seçilmiş. Berlin örgütünün başkan yardımcılığını yapmış.
"Neden Die Linke?" sorusunu, "çünkü sol görüşlü bir ailede büyüdüm” diye cevaplıyor Elif ve solculuğu, daha iyi bir yaşam için, dayanışmacı bir toplum için mücadele etmek olarak tanımlıyor.
"Die Linke" de yoksullukla ve ayrımcılıkla mücadele eden, eşit haklara ve uluslararası dayanışmaya destek veren bir parti.
Elif Eralp, seçim kampanyasında özellikle konut sorununa dikkat çekti, çünkü Berlin'deki en önemli sorunlardan biriydi konut sorunu. Daha fazla sosyal konut yapılmasını, kiraların düzenlenmesini ve büyük konut şirketlerinin elindeki konutların kamulaştırılmasını istiyor.
Sonra, ulaşım sorunu çözülmeli diyor. Berlin’de herkesin toplu taşımayı kullanabilmesi için, dar gelirli yurttaşlara 9 avroluk sosyal ulaşım bileti getirilmesini savunuyor. Bir de, herkesin 3 Euro'ya yemek yiyebileceği "mahalle yemekhaneleri" açma fikri var...
İsrail'i eleştiriyor, ama yahudi karşıtı veya anti semitist değil. Bu ikisini ayırıyor, Filistin halkının devlet olma hakkını savunuyor. Bu tavrı Yahudi toplumunun güçlü olduğu Almanya'da biraz tepki çekmiş. Ama göçmenleri ve müslümanları sevindirmiş.
Elif Eralp'in siyasi kariyeri nasıl gelişecek bilmiyorum, ama seçimlerdeki başarısına çok sevindim.
( Babasının ) Çerkes olması önemli tabii. Ve yaşam tarzında, kişiliğinde mutlaka bu kimliğin izleri var.
Ama onun başarısı "daha güzel bir dünya mümkün" hayalimizi de güçlendirdi.
Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değil zaten.
"İnsanın vatanı çocukluğudur" diyenler de var. Çok da yanlış bir tanımlama değil. "Ağaç yaş iken eğilir" sözü de benzer bir anlama geliyor zaten.
Elif, Çerkes babasından, Alevi annesinden, onların hayata bakış açılarından ve mücadelelerinden bir şeyler almış.
Bugün tanıdığımız Elif, bu hayat hikayesinin bir ürünü...
Almanya'da, sandık çıkışı kamuoyu yoklamalarına göre, Berlin'de yaşayan müslümanların % 51'i Elif'e oy vermiş. Seçim sonrası kutlamalardan da "en alttakiler"in Elif'in başarısına çok sevindikleri, ona sahip çıktıkları görülüyor.
Bizim derneklerimiz ve kurumlarımız, hatta "devrimci demokratlarımız" her zamanki gibi dikkatli!
Bazıları, "ya Çerkes kimliğine ne kadar sahip çıkmış, Çerkeslik için ne yapmış" diyorlar. Ama, Elif'in hayata bakış açısı, "özgürlük, eşitlik, adalet" söylemleri ve mücadelesi, daha güzel bir dünya hayali, bizim de hayallerimiz değil mi? Çerkeslik de bu hayallerin içinde değil mi?
Bence kendimize sormamız gereken soru, "biz" Elif'e "biz"i ne kadar taşıyabildik, ne kadar yanında olduk, biz onu ne kadar sevdik, "Biz"i ona ne kadar sevdirebildik?
“En Alttakiler"den bir Çerkes olarak: "Yolun açık olsun Elif!"
Hatko Schamis
23.09.2026
Kaynak: Ayşe Acar, T24




