
Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler ve Biga Yöresine Yerleşimler
Melike BAGIRAY - Şeyma Nur ALTUN
Danışman Öğretmen : Seçkin GÖRÜŞÜK
Proje Adı: Kafkasya‟dan Anadolu‟ya Göçler ve Biga Yöresine Yerleşimler
Proje Amacı: Projedeki amacımız Kafkasya‟dan başlayıp, bugünkü Türkiye toprakları sınırları içine ve özellikle Biga yöresine yapılan Kafkas göçlerinin sebeplerini, izlenilen yolları, göç şartlarını; göçmenlerin yerleşimlerini ve yerleşim sonrası çevreye uyum
sürecini ortaya koymak ve değerlendirmektir.
Giriş: Göç olgusunun, bugüne dek toplumları siyasi, sosyolojik, ekonomik, psikolojik vb. konularda etkilediği bir gerçektir. Göç uzun bir zamana ve geniş bir alana yayıldığında, tümünü incelemek olanaksız hale gelir. Bunun için de konuya zaman ve mekân
sınırlandırması yapılması gerekir. Anadolu ve Kafkasya tarihleri boyunca göçlerin beşiği olmuş coğrafyalardır. Konumuzun içeriğindeki Biga ilçesi de, göçler tarafından şekillendirilmiş bir yerleşimdir. 18. yy sonlarında bireysel olarak başlayan Kafkasya Göçleri 1859‟dan itibaren kitlesel hale dönüşmüş, 1864‟ten itibaren de yüz binlerce kişiyi bulmuştur. Göçler Biga‟nın da sosyal, ekonomik ve demografik yapısı üzerinde önemli değişimlere sebep olmuştur.
Yöntem: Proje konusunu tespit ettikten sonra kaynak araştırmasına başladık. Önce genel kaynakları inceleyerek konunun genel ölçekteki durumunu araştırdık. Daha sonra yerel kaynaklardan bilgi toplayarak konu ile ilgili yerleşim yerlerini tek tek gezdik. Olayın
üzerinden çok uzun süre geçmesinden ve yazılı kaynakların yok denecek kadar az olmasından dolayı sözlü tarih çalışmalarına yöneldik. Daha sonra tüm verileri sentezleyerek raporumuzu oluşturduk.
GÖÇ NEDİR?
Göç kavramı genel anlamıyla birey veya insan topluluklarının bulundukları bölgeden başka bölgelere gitmeleri ve yerleşmeleri ile meydana gelen mekân değiştirme hareketidir. Hukuken seyahat ve yerleşme özgürlüğünün kullanılması anlamındaki yerleşmelere de göç denir.1 Fakat göçün, özellikle kitlesel göçlerin hafızalardaki çağrışımı bir hakkın kullanılması özgürlüğünden ziyade, zorunluluktur. Göç eden anlamındaki göçmen ve ya muhacir kavramları da seyahat ve yerleĢme özgürlüğünü kullanmaktan ziyade, çaresizlikten göç edenler için kullanılır.
Her göç olayının coğrafi, siyasi, ekonomik, sosyal vb. koşullara bakarak kendine özgü tanımının yapılması gerekir. Bizim inceleyeceğimiz Kafkas göçleri örneğini, bitişik üçüncü ülkeye yapılan, kademeli, iç-dış karma, denizaşırı kitlesel, zorunlu, dağınık iskânlı, uluslar arası boyutlu bir göç olarak tanımlayabiliriz.2 Kafkasya‟dan yapılan bu zorunlu göçler konusunda günümüzde birçok araştırmacı göç kavramı yerine sürgün, katliam veya soykırım kavramlarını da kullanılmaktadır.
1 Çam, Yusuf; (2004)Kafkasya’dan Türkiye’ye Göçler ve Kocaeli Yöresine İskanlar, Yüksek Lisans Tezi Kocaeli Üniversitesi İzmit,sayfa-266
2 Çam, Yusuf; (2004)Kafkasya’dan Türkiye’ye Göçler ve Kocaeli Yöresine İskanlar, Yüksek Lisans Tezi Kocaeli Üniversitesi İzmit,sayfa-266
KAFKASYA
Coğrafi Yapı
Kafkasya sözcüğü ile Azak Denizi, Maniç Çukurları ve Karadeniz arasında kalan Apşeron Yarımadasından başlayarak Ermenistan‟a hatta İran sınırına kadar olan topraklar kastedilir. Kafkasya‟yı Karadeniz ile Hazar arasında uzanan 1200 km uzunluğundaki 5 binli
rakımlara ulaşan (en yüksek tepe 5642m ile Elbruz Tepesi) Kafkas Dağları ikiye bölünür. Kafkas Dağlarının güneyine genelde Güney Kafkasya denildiği gibi Trans Kafkasya terimi de kullanılır. Kuzey ve güneyi birbirine bakarken en önemli geçit Kuzey Osetya‟daki Daryal Geçididir. Güney Kafkasya‟da Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan Devletleri yer alır3 Azerbaycan ile toprak bütünlüğü olmayan Ermenistan, İran ve Türkiye arasında kalan Nahçivan Özerk Cumhuriyeti, Nogolna Karabağ Özerk Bölgesi, Gürcistan‟a bağlı Acara Özerk Cumhuriyeti ve Güney Osetya Özerk Bölgesi Güney Kafkasya‟daki diğer idari oluşumlardır.
3 Grigorantz, Alexandre; (2000) Kafkasya Halkları Tarihi ve Etnografik Bir Sentez çeviri:Doğan Yurdakul, İstanbul,sayfa-16


Konumuz ile daha fazla ilgili Anadolu‟ya göçlerin tamamına yakınının geldiği coğrafya olan olan Kuzey Kafkasya ise Abhazya dışında Rusya Federasyonu sınırları içindedir. Bölgedeki özerk cumhuriyetler Abhazya, Dağıstan, İnguşetya, Kabardey-Balkar,
Kuzey Osetya-Alanya, Adigey, Karaçay-Çerkez ve Çeçenistan Cumhuriyetleridir. Bu cumhuriyetlerin kuzeyini şemsiye gibi örten özel idari statüsü bulunan Krasnodar ve Stavropal Kafkasya‟nın kuzey sınırlarını çizer.
Türkiye coğrafi açıdan Kafkasya‟nın dışında görünmekle birlikte siyasi, ekonomik ve kültürel olarak Kafkasya ile hep yakından ilgilenmek zorunda kalmıştır. Tarihsel bağlar, etnik-dini çatışmalar, enerji trafiği gibi konular Türkiye‟nin Kafkasları çok yakından takip
etmesini zorunlu kılmaktadır.
A. Eski Çağlarda Kafkasya
Kafkasya tarih boyunca birçok kavimin geçiş, karşılaşma ve çarpışma alanı olmuştur. Hem güneyinden hem de kuzeyinden büyük göç dalgalarının geçtiği Kafkasya sürekli işgallere maruz kalmıştır. İşgallerinin başka işgalciler tarafından sürüldüğü bir süreç yüzlerce
yıl devam etti.
Milattan önce 1200‟lerde Kimmerler bölgeye hakimdir. Milattan önce VIII. Yüzyılda ise Orta Asya‟dan gelen İskitler Karadeniz„in kuzeyinde büyük bir devlet kurarak Kafkasları ele geçirdi. Buradan İran‟a ve Anadolu‟ ya geçti. Milattan önce IV. Yüzyıllarda İran kökenli
Sarmatlar bölgeye hakim oldu. Milattan önce I. Yüzyılda ise bu kez Alanlar Sarmatlar‟ı yendi ve Kavimler Göçüne kadar geçen sürede bölgenin sahibi oldular. Orta Asya‟daki Büyük Hun Devleti‟nin Çinliler tarafından yıkılması ile Batıya göç eden Hunlar, Balamir önderliğinde Alanların ülkesini yakıp yıkarak onları batıya sürdüler ve kurdukları Avrupa Hun Devleti yıkılana kadar bölge Türklerin kontrolü altında kaldı.4 VI. Yüzyıldan itibaren İstemi Yabgu‟nun faaliyetleri ile en geniş sınırlara ulaşan Köktürk Devleti yüz yıla yakın bölgede söz sahibi oldu. Köktürk Hakanlığının 630‟da Çin egemenliğine girmesi ile kendilerini Köktürklerin varisi sayan Hazarlar bölgeye hakim oldular.5 Gelişmiş, ticarete dayalı ekonomileri ve dini hoşgörüleri ile bilinen Hazarlar VII. Yüzyılda Hazar Barış Çağı denilen bir dönem yarattı.6
İslamiyet ile Kafkasların ilk karşılaşması bu dönemde oldu. Hz. Osman„ın orduları VII. yy sonlarında Güney Kafkasya girdi. O tarihten itibaren 50 yıl süren Hazarlar, Arapların Kuzey Kafkasya ve Rusya‟ya doğru yayılmasına engel oldu.7 VIII. yy‟ da Emevi Halifesi
Haşim bin Abdülmelik döneminde Kafkaslara yapılan seferlerde, bazı Müslüman Arap grupların Dağıstan‟da yerleşmesi ile İslamiyet bu bölgede yayılmaya başladı. Çeçenlerin bir kısmı X. ve XI. yy‟ da Müslüman oldu. Fakat tüm Kafkasya‟nın Müslümanlığı kabul etme süreci XIX. Yüzyıla kadar devam etti.8
Hazarların yıkılmasından sonra Abbasiler, ardından da Selçuklular bölgeye geldiler. Tuğrul Bey döneminde Hasankale, Alparslan döneminde de Ani Kalesi ve Kars ‟ı alan Selçuklular, Kafkaslar ile yakından ilgilendiler.9
13. yüzyılda Cengiz Han‟ın torunu Batuhan kısa süre içinde Aşağı ve Orta Volga Bölgeleri ile Kıpçak Bozkırlarını alarak buraları Altınorda Devleti‟ne dahil etti.10 1398‟de Timur‟un Altınorda Seferi sonrası Toktamış Han‟ın Litvanya Prensliğine sığınması ile Altınorda Devleti parçalandı. Ortaya çıkan Kazan ve Astrahan Hanlıkları 16. yy‟ da Rusya tarafından işgal edildi. Artık Rusya‟nın önünde Kırım ve Kafkaslar vardı.11
4 Grigorantz, Alexandre; (2000) Kafkasya Halkları Tarihi ve Etnografik Bir Sentez çeviri: Doğan Yurdakul, İstanbul,sayfa-16,17
5 Kaşıkçı, Nihat; Yılmaz, Hasan. (1999) Aras’tan Volga’ya Kafkaslar, Ankara,sayfa-11
6 Okur, Yasemin; Genç, İlhan; Özcan, Tuğrul; Yurtbay, Mevlüt; Sever, Akın (2010) Ortaöğretim Tarih 9. Sınıf İstanbul sayfa 95
7 Grigorantz, Alexandre; (2000) Kafkasya Halkları Tarihi ve Etnografik Bir Sentez çeviri:Doğan Yurdakul, İstanbul,sayfa-17
8 Tavkul, Ufuk (2005) İslamiyetin 19. yy’da Kafkasya Halklarının Toplumsal Yapılarına Tesirleri, Kırım Dergisi, 7 (25), 1998, sayfa-43,46.
9 Kaşıkçı, Nihat; Yılmaz, Hasan. (1999) Aras’tan Volga’ya Kafkaslar, Ankara,sayfa-12,13
10 Kaşıkçı, Nihat; Yılmaz, Hasan. (1999) Aras’tan Volga’ya Kafkaslar, Ankara,sayfa-14
11 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-6
B. Kafkaslar’ da Türk- Rus İlişkileri
Kafkasya‟da ilk Türk varlığı MÖ 8. yy'da Orta Asya Bozkırlarından gelen İskitler (Sakalar) ile başlar. İskitler'i Hun, Göktürk, Hazar ve Altınorda Hanlıkları takip eder.12 Başlangıçta Kırım Hanları aracılığı ile başlayan Kuzey Kafkasya ile Osmanlı Devleti ilişkilerinde doğrudan ilk temas 1451‟de Fatih‟in Abhazya (Sohumkale) üzerine bir donanma göndermesi ile başlar. Böylece Kafkasya‟nın Karadeniz Kıyıları 1800‟lü yıllara kadar Osmanlı nüfuzu altında kaldı.13
12 Bayraktar, Hilmi (2008) Kırım ve Kafkasya’dan Adana Vilayeti’ne Yapılan Göçler A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi s.405-434, Ankara
13 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-8
C. Kafkas- Rus Savaşları
1567'de Çar VI. İvan'ın bugünkü Kabardey-Balkar Cumhuriyeti‟nin bulunduğu bölgeye saldırması ile Kafkas-Rus Savaşları başlamış oldu.14 Rusya tarihsel hedeflerine ulaşabilmek için Gürcistan, Anadolu ve İran‟a doğru bir koridor açabilmek için öncelikle Dağıstan ve Çeçenistan bölgesine ağırlık verdi.15 Fakat bölgeyi kontrol altına almaları 200 yıldan fazla zaman alacaktı. Kırım Hanlığının Kafkasya ile Rusya arasında tampon bir bölge gibi durması Rusya‟nın işini zorlaştırıyordu. 1774 yılındaki Küçük Kaynarca Antlaşması‟ndan sonra Osmanlı Rusya arasındaki Kırım Hanlığı üzerindeki nüfuz mücadelesi Rusya‟nın lehine sonuçlandı. Bu durum Kafkasya‟nın kuzeyinin Azak Denizi‟nden Hazar Denizi‟ne kadar Rusya tarafından kuşatılması ile sonuçlanacaktı. Kırım‟ın elden çıkışı artık Osmanlı'yı Kuzey Kafkasya ile daha yakından ilgilenmeye yöneltiyordu.16 1783'te Kırım'ı tamamen ilhak eden Rusya Kafkasya‟da ilerlemeyi ulusal politika haline getirmiş, ele geçirdiği yerlere de Rus, Kazak ve Ukraynalı köylüleri yerleştirmeye başlamışlardır.17 Bu durum karşısında Osmanlı Devleti Asya topraklarını savunmak, Rusya'ya karşı gereken önlemleri almak için harekete geçti. Kafkas toplumlarını kendi yanına çekmek için Kafkasya‟da kısmen var olan Müslümanlığı tamamına yaymak için faaliyetlere başladı. Ferah Ali Paşa ve beraberinde bir heyet Kafkasya‟ya gönderildi. Ferah Ali Paşa askeri ve siyasi kimliğinden çok bir misyoner gibi çalışarak İstanbul‟dan din adamları getirtti. Ali Paşa‟nın bu faaliyetleri Batı Kafkasya‟da Müslümanlığın hızla yayılmasını sağladı.18
Rusya‟nın Kuzey Kafkasya‟daki istila hareketlerine karşı bölgede hemen direniş hareketleri başladı. İlk örgütlü direniş 18. yy sonlarında Dağıstanlı ġeyh Mansur19 tarafından gerçekleştirildi. Böylece 19. yy ortalarına kadar tüm Kafkasya‟ya yayılacak olan “Müridizm”
hareketini de başlatmış oluyordu.20 Müridizm Hareketi, Kafkaslardaki Rus Sömürgeciliğine karşı Kafkas Halklarının imamlar önderliğinde sürdürdüğü direnişi besleyen dini harekete verilen isim olmuştur. 21

Generel Yermalov
1801'e gelindiğinde I. Aleksander döneminde Gürcistan Rusya'ya ilhak edildi. Böylece Rusya Kafkasya'yı güneyden de kuşatabilecekti.22 Gürcistan‟ın ilhakından sonra Rusya'nın 1810 yılında Abhazya'yı işgal etmesi ile Batı Kafkasya'daki direniş de artmıştır.23 1816 yılında Kafkasya'daki Rus orduları komutanlığına Napolyon Savaşları'nın komutanlarından Aleksey Petroviç Yermolov getirilmesi mücadelenin seyrini değiştirecekti. Onun uyguladığı katı sistem ve politika Rusya‟ya Kafkasları kesin olarak işgal etmenin kapılarını açacaktı. General Yermolov bölgeye çok güçlü üsler, kaleler24 inşa ettirdi, Çeçenistan ve Dağıstan üzerine sürekli seferler düzenleyerek onları sindirmeye çalıştı. 1822‟de Kabardey ve Osetya Bölgelerini işgal etti ve Daryal Geçidi gibi kilit bir noktayı ele geçirdi. Böylece Rusya Batı Kafkasya ile Dağıstan ve Çeçenistan arasına girerek onların birlikte hareket etmesini engellemiş oldu. Artık Kafkas direnişi birbirinden bağımsız hareket edecekti.25

1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Edirne Anlaşması ile Karadeniz kıyılarındaki Anapa, Poti, Ahıska Kaleleri Rusya‟ya verildi.26 1829‟da Rusya Kafkasların büyük kısmında egemenlik sağlamıştı. Aynı yıl İmam Gazi Muhammet tüm Dağıstanlıları savaşa çağırarak cihat ilan etti ve ikinci Müridizm hareketini başlattı. Gazi Muhammet‟in Ruslar‟ a esir düşmesi ve idam edilmesinin ardından hareketin öncülüğü İmam Şamil‟e geçti. Ruslarla savaşırken bir taraftan da direnişi ve Müridizm‟ i tüm Kafkasya‟ya yaymaya çalışan Şamil yaklaşık otuz yıllık bir mücadelenin sonunda 1859‟da teslim oldu.27 Böylece Doğu Kafkasya‟nın işgali tamamlanmış oluyordu ve Rusya sonraki beş yıl tüm gücünü Batıya yöneltecekti.

Şeyh Şamil'in Ruslarla görüştüğü dağ başında çekilmiş bir resmi, Kaynak: tr.wikipedia.org
İmam Şamil, müridizmi tüm Kafkasya‟ya yaymak için naiplerini tüm Kafkasya‟ya göndermişti. Bunlardan Muhammet Emin28 müridizmin kısa sürede Adigeler arasında yayılmasını sağlamış ve direnişi örgütlemeye çalışmıştır.29 Fakat Şamil‟in teslim olmasından sonra Batı Kafkasya‟yı kuşatan Rusya 1864‟te son Adige birliğini yenerek Batı Kafkasya‟nın işgalini de tamamlamıştı. 1829 Edirne Antlaşması ile sınırlı miktarlarda başlayan Osmanlı‟ya göç hareketi 1860‟ta ivme kazanmış, 1864‟te ise yüz binlerce kişiye ulaşmıştı.30
14 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-6
15 Grigorantz, Alexandre; (2000) Kafkasya Halkları Tarihi ve Etnografik Bir Sentez çeviri:Doğan Yurdakul, İstanbul
16 Çiçek, Nazan; "Talihsiz Çerkeslere İngiliz Peksimeti": İngiliz Arşiv Belgelerin'de Büyük Çerkes Göçü (Şubat 1864-Mayıs 1865) Ankara Üniversitesi SBF Dergisi sayı 64 sayfa 58-88
17 Akyüz, Jülide; (2008) Göç Yollarında; Kafkaslardan Anadolu’ya Göç Hareketleri Bilig sayı 46: 37-56
18 Saydam, Abdullah (1997) Kırım ve Kafkasya Göçleri 1856-1876 Ankara,sayfa-16
19 Şeyh Mansur 1791’de esir alınarak St. Petersburg’a götürüldü. İki yıl sonra orada öldü.
20 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-8
21 Tavkul, Ufuk (2005) İslamiyetin 19. yy’da Kafkasya Halklarının Toplumsal Yapılarına Tesirleri, Kırım Dergisi, 7 (25), 1998, sayfa-43-46
22 Tavkul, Ufuk; (2008) 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşın'da Kafkasya Muhacirlerinin Balkanlardan Anadolu ve Orta-Doğu’ya Sürgünleri BAL-TAM Türklük Bilgisi, Kosova-Priştine, sayfa-2
23 Özbay, Özdemir; (1995) Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya Ankara, sayfa- 122
24 General Yermolov’un Kafkaslarda kurduğu en önemli askeri üslerden biri, günümüzde Çeçenistan’ın başkenti olan Grozni’dir. Kentin adı Çar IV. İvan lakabından gelir ve Rusça’daki anlamı "Korkunç" demektir.
25 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-9
26 Akyüz, Jülide; (2008) Göç Yollarında; Kafkaslardan Anadolu’ya Göç Hareketleri Bilig sayı 46,sayfa-38
27 Tavkul, Ufuk; (2008) 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşın'da Kafkasya Muhacirlerinin Balkanlardan Anadolu ve Orta-Doğu’ya Sürgünleri BAL-TAM Türklük Bilgisi, Kosova-Priştine,sayfa-4
28 Muhammet Emim; doğumu: 1818 Dağıstan, ölümü: 1901 Bursa
29 Özbay, Özdemir; (1995) Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya Ankara,sayfa-32
30 Çiçek, Nazan; "Talihsiz Çerkeslere İngiliz Peksimeti": İngiliz Arşiv Belgelerin'de Büyük Çerkes Göçü (Şubat 1864-Mayıs 1865) Ankara Üniversitesi SBF Dergisi sayı 64, sayfa 64
D. Göç ya da Sürgün
Osmanlı Devleti‟nin kuruluş ve yükseliş dönemlerindeki dışa dönük iskan politikası 19. yy'daki toprak kayıpları ile içe dönük bir sürece dönüştü. Sınırlar dışında kalan Türkler ve diğer Müslümanlar Anadolu'ya ya da elde kalan diğer topraklara kitleler halinde göç
ediyorlardı.31 19. yy'da Osmanlı Devleti'nin maruz kaldığı ilk kitlesel göç dalgası Kafkas Göçleri olmuştur. 1820'li yıllardan sonra küçük gruplar halinde başlayan göç giderek artmış ve 1858- 1864 arasında yüz binlerce Kafkasyalı Müslüman, halifenin topraklarına göç etmişti.32

ÇAR II. ALEXANDER
Kafkasya Ordusu Genel Kurmay Başkanı General D. A. Milyutin 1857 yılında düzenlediği "Rus ve Kazakların Kafkasya‟daki Yol Haritası ve Çerkezlerin Vatanlarından Sürülmesi‟ başlıklı geliştirdiği planı General Baryatinskiy aracılığı ile 1860‟ta Çar'a kabul
ettirdi. Bu raporda "Dağlıları bizim uygun gördüğümüz arazilere göçürmek gerekir. Onları Don bölgesine iskan etmek lazım. Öte yandan Kafkasya’nın kuzey yamaçlarında Rus nüfusunun kuvvetlenmesi lazım... Zamanı gelinceye kadar bu planı Dağlılardan titizlikle gizli tutmalıyız‟ denilmektedir. Baryatinskiy de bu uygulamayı Rusya‟nın güvenliği için önemli gördü ve ona göre "Kazak nüfus yerleştirilmeli ve aşamalı bir şekilde dağlıları sıkıştırarak, yaşam şartlarını çekilmez hale getirilmelidir. İnatla ve ısrarla düşmanlıklarını sürdüren aşiretlere acımak gerekmez” idi.33
Savaşın son yıllarında Çar II.Aleksander Kuzey Kafkasya‟daki Müslümanlara, gösterilecek yerlere yerleşmeleri veya Osmanlı topraklarına göç seçeneklerini dayatmıştır.34 1858-1863 arasındaki göçler daha çok Dağıstan'daki Kumuk bölgesi ve Çeçenistan‟dan yapılırken 1863-1864 dönemindeki göçlerin tamamına yakınını Adigeler ve Abhazlar oluşturuyordu.35 Karadeniz kıyılarındaki Taman, Tuapse, Anapa, Soçi, Sohum, Poti gibi limanlardan yüz binlerce göçmen Osmanlı, İngiliz ve Rus gemilerine bindirilerek Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Köstence, Kefken, Ege ve Akdeniz kıyılarına indirilmiştir.36 Göçmenlerin büyük bir kısmı yol şartlarından, salgın hastalıklardan telef oluyor; haddinden fazla yüklenen gemiler batıyor;37 binlerce insan Karadeniz‟e gömülüyordu.38 Göçmenlerin yollarda ve çıktıkları kıyılardaki ölüm sayısı ile ilgili çok farklı bilgiler olmakla birlikte döneme tanıklık eden Trabzon‟daki Rus konsolosu General Katraçev'in yetkililere geçtiği şu bilgi durumun vahametini gösteriyor “Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım” Yine Ceride-i Havadis‟in 21 Ramazan 1276 tarihli sayısındaki haberde „… Kerç’ten gelmekte olan bir ticaret gemisi Ereğli açıklarında batmış ve gemideki 450 muhacirden 100’ü boğularak ölmüştür‟ diye yazıyordu.39

XIX. yüzyılın ilk yarısında da Osmanlı Devleti'nde göçmen işleri ile ilgilenen kuruluşlar mevcuttu. Bu kapsamda İstanbul'da Şehremaneti, diğer vilayetlerde belediyeler görev yapmışlardır. 1839 tarihinde göç ve göçmen işlerini yürütmek İstanbul'da Şehremaneti'ne; diğer vilayetlerde ise belediyelere verilmişti. Görevini, halktan ve hazineden aldığı yardımlarla sürdüren Şehremaneti bu görevini 1859 tarihine kadar sürdürmüştü. Ancak göç ve göçmen meselesi daha ciddi boyutlara vardığı için sadece bu işle ilgilenecek bir birime ihtiyaç duyulmuştur. Bunun üzerine bir komisyonun kurulmasına karar verilmiştir ve 1860 tarihinde Trabzon Valisi Hafız Paşa yönetiminde İdâre-i Umumiyye-i Muhâcirûn Komisyonu kurulmuştur.40
31 Kocacık, Faruk; Eser, Mehmet (2010) Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler (Sivas İli Örneği) Zeitschrift für die Welt Der Türken sayı 2, sayfa-188
32 Akyüz, Jülide; (2008) Göç Yollarında; Kafkaslardan Anadolu’ya Göç Hareketleri Bilig sayı 46,sayfa-39
33 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,16
34 Çiçek, Nazan; "Talihsiz Çerkeslere İngiliz Peksimeti": İngiliz Arşiv Belgelerin'de Büyük Çerkes Göçü (Şubat 1864-Mayıs 1865) Ankara Üniversitesi SBF Dergisi sayı 64 sayfa 58-88
35 Tavkul, Ufuk; (2008) 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşın'da Kafkasya Muhacirlerinin Balkanlardan Anadolu ve Orta-Doğu’ya Sürgünleri BAL-TAM Türklük Bilgisi, Kosova-Priştine, sayfa-6
36 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-17
37 Cihadiye Köyünde 1929 doğumlu İsmail Tekin aile büyüklerinin, göç sırasında gemilerde ölenlerin denize atılması veya birçok geminin batması sonucu binlerce göçmenin denizde boğulmasından dolayı ölünceye kadar hiç balık yemediğini hatırlıyor
38 Shenfield, Stephen D. (1999) Çerkesler – Unutulmuş Bir Soykırım mı? The Massacre in History çeviri: Jade Cemre Erciyes, sayfa-3
39 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-17
40 Demirtaş, Mehmet (2009) Kırım Savaşı Ve 93 Harbi Sürecinde Osmanlı Memleketine Gelen Göçmenlerin Sevk Ve İskânları A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 41 Erzurum,sayfa-216
E. Göçmenlerin Yerleşimi
Kafkasya'dan göçe zorlanan insanların sayıları hakkında hiçbir zaman gerçek bir sayı tespit edilememiştir. Çıkış limanlarında ve varış limanlarında düzenli bir kayıt tutulmadığı için yerlerinden edilen ve yollarda ölen insanlar konusunda güvenilir istatistikler yoktur. Bazı araştırmacıların yaklaşık olarak verdikleri istatistiklere göre en az beş yüz bin ile üç milyon arasında bir sayı düşünülmektedir.41
Osmanlı iskan politikasına uygun olarak göçmenler Anadolu başta olmak üzere Suriye, Ürdün, Mısır, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk topraklarına yerleştirildiler. Anadolu'daki en yoğun yerleşimler Orta Karadeniz, İç Anadolu ve Batı Anadolu'da görülür. Varna, Burgaz, Köstence limanlarına indirilerek Rumeli'ye iskan edilen göçmenler Balkanlar‟da önemli bir nüfus oluşturmuşlardı.42 Osmanlı resmi belgelerine göre, Rumeli'de göçmenlerin yerleştiği iller ve buralara düşen aile sayısı Şu Şekildedir: Edirne 6.000 aile, Silistre-Vidin 13.000 aile, Niş-Sofya 12.000 aile, Ziştovi-Niğbolu 10.000 aile, Ruscuk-Doburca ve Kosova-Priştine 42.000 aile.43
Fakat Rusya 1864 sonrası Kafkasya‟ya yerleştirilmesine şiddetle karşı çıktığı göçmenlerin Balkanlara yerleştirilmesine de karşı çıktı. Çünkü Balkanlara yerleştirilen ve sayıları tahminen üç yüz binlere ulaşan Müslüman bir topluluk Rusya‟nın sıcak denizlere inme politikalarını bozabilirdi. 23 Aralık 1876'da toplanan İstanbul Tersane Konferansı'nda Avrupa Devletlerinin de desteği ile Kafkas Göçmenlerinin Balkanlara iskan edilmemesi kararını çıkarttı.44 Osmanlı‟nın bu konferans kararlarını kabul etmemesi ile 1877'de Rusya ile Anadolu Halkının hafızasında 93 Harbi olarak yer alan savaş çıktı. Savaşın sonundaki Berlin Anlaşması'nda da Kafkasya göçmenlerinin Balkanlar'a yerleştirilemeyeceği hükmü yer aldı. 13- 17 yıl öncesi Balkanlar'a gelen insanlara bir kez daha göç yolları gözükecek ve bu göçmenlerin tamamına yakını yine gemilere yüklenerek Anadolu, Suriye, Ürdün ve Kıbrıs'a gönderilecekti.45 Araştırmamızın ikinci bölümünde yer verdiğimiz Biga köyleri örneğinde de göreceğimiz gibi kuruluş tarihleri 1877-1881 dönemine rastlayan Kafkas kökenli bir çok köyün Balkanlar'dan gelen bu ikinci göç dalgası ile kuruldukları bilinmektedir.
Anadolu'ya yerleştirilen Kafkas göçmenlerinin yerleşim alanları beş grupta toplanmaktadır.46
1. Sakarya (71 köy), Bolu (69 köy), Kocaeli (14 köy), İstanbul (6 köy).
2. Bursa (32 köy), Bilecik (14 köy), Balıkesir (82 köy), Çanakkale (15 köy).
3. Ankara (6 köy), Eskişehir (39 köy), Kütahya (4 köy), Konya (21 köy).
4. Manisa (4 köy), İzmir (6 köy), Aydın (10 köy), Denizli (2 köy), Afyon (4 köy), Antalya (2 köy).
5. Sinop (25 köy), Samsun (120 köy), Çorum (34 köy), Amasya (16 köy), Tokat (66 köy), Yozgat (22 köy), Sivas (34 köy), Kayseri (66 köy), K. MaraĢ (24 köy), Adana (17 köy), Hatay (3 köy).
Ayrıca başka kaynaklarda bu illerin dışında Giresun, Ordu, Sakarya, Kocaeli gibi illere de iskanların uygulandığı belirtilmektedir.
Osmanlı yönetiminin Kafkas göçmenlerini yerleştirme politikalarında; sorunlu bölgelerde tampon oluşturma, bataklıkların ıslahı ve tarıma kazandırılması, Müslüman nüfus dengesini gözetmenin etkili olduğu, bunun yanında ordunun asker gereksinimini karşılamada
göçmenlerden yararlandığı da bir gerçektir. Yukarıda belirtilen yerlere yerleştirilen Kafkas göçmenlerinin çoğu (%95‟i), kırsal kesimde yerleştirilmişlerdir. Kendilerine ekip biçmeleri için toprak verilmiş olup bu toprakların bir kısmı vakıf arazileri, bir kısmı da devlet (miri)
veya köylülerin bağışladığı arazilerden oluşmaktadır.47
41 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-26
42 Tavkul, Ufuk; (2008) 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşın'da Kafkasya Muhacirlerinin Balkanlardan Anadolu ve Orta-Doğu’ya Sürgünleri BAL-TAM Türklük Bilgisi, Kosova-Priştine, sayfa-6
43 Kocacık, Faruk; Eser, Mehmet (2010) Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler (Sivas İli Örneği) Zeitschrift für die Welt Der Türken sayı 2, sayfa-187-196
44 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-20
45 Aslan, Cahit (2006) Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, Adana,sayfa-19
46 Kocacık, Faruk; Eser, Mehmet (2010) Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler (Sivas İli Örneği) Zeitschrift für die Welt Der Türken sayı 2, sayfa-191
47 Kocacık, Faruk; Eser, Mehmet (2010) Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler (Sivas İli Örneği) Zeitschrift für die Welt Der Türken sayı 2, sayfa-191
BİGA
A. Coğrafi Konum
Biga, Türkiye'nin kuzey batısında, Marmara Bölgesinin Güney Marmara Bölümünde, kendi adıyla anılan yarımadanın da kuzeydoğusunda bulunan Çanakkale'nin büyük ilçelerinden biridir. İlçenin doğusunda Balıkesir iline bağlı Gönen ilçesi, batısında Çanakkale iline bağlı Lâpseki ilçesi, güneyinde yine aynı ile bağlı Çan ve Yenice ilçeleri, kuzeyinde ise Marmara Denizi yer alır. Biga ilçe merkezi kıyıdan 24 km. içeride Kocabaş çayının Çanderesi adlı kolu üzerinde, Balıkkaya Tepesi'nin eteğinde kurulmuştur.
B.Tarihçe
Biga toprakları, Asya ile Avrupa arasında bir geçiş yeri olmasından dolayı, tarih boyunca birçok uygarlığın etkisi altında kalmış ve birçok değişikliğe uğramıştır. Bugüne kadar bilimsel bir kazı ve inceleme yapılmadığından, adı ve kuruluşu hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bilinen gerçek Biga adının Latince bir sözcük olduğu ve “iki atla çekilen iki tekerlekli araba” anlamını taşıdığıdır. Diğer bir gerçek yönü de, Bizans Dönemi‟nde Pegai olarak adlandırıldığıdır. Ancak Biga'ya pek çok isim verilmiştir. Bunlardan bazıları; Paga, Pegasos, Baris, Barenos, Pigas, Boğaz, Boğa… Eski Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlarından Hasan Ali YÜCEL, Türkiye‟de Orta Öğretim adlı kitabında Biga‟dan bahsederken Biga‟ya 19. yüzyıl başlarında Boğa dendiğini, bunun yörenin boğalarıyla ün kazanmış olmasından kaynaklandığını belirtmektedir. Evliya Çelebi'ye göre: Biga‟nın ilk fatihi Sultan Alaaddin‟in beylerinde Bayboğa olduğu için Biga‟nın tarihteki adı değiştirilerek Boğa Şehri denilmeye başlanmıştır.48
17.yüzyıl ortalarında şehre gelen Evliya Çelebi ise Seyahatnamesi'nde Biga hakkında şunları yazmıştır: “(Biga) şehri alçak dağ eteğinde, geniş vadi (Biga-Çan vadisi) içinde olup, bağlı, bahçeli, mamur ve süslü bir kasabadır. Evleri eski usul kargir ve kiremit örtülüdür. Çarşı içindeki cami kurşun örtülü ve kalabalık cemaati olan eski bir camidir. Altı adet çocuk mektebi var. Hamamlarında Leysizade Efendi hamamı havası hoş, eski yapı ve aydınlık bir hamamdır. Sultani çarşısında (Çanakkale yolu çarşısı) bütün sanat erbabı mevcuttur. Halk Türk ve Yörük’tür. Fakat Salih (emir ve yasaklara uyan iyi ahlak sahibi), garip dostu (muhtaç yoksulların dostu), hanedan sahibi (köklü aile sahipleri, cömert, misafirperver) adamlardır. Çuha (yün kumaş) ve üzerine tekfuri bezinden ( ) kaftan (astarsız,
bolcu, uzun teşrifat elbisesi) giyerler. Kadınlar beyaz ozar ( ) örtünürler. Havası ve suyu gayet hoş ve tatlıdır. Beğenilen mahsullerden bağ bahçelerinde unnab ağacı dünyada meşhurdur.bu şehir unnab suyu kullandıkları için, hunnak ve diğer boğaz hastalıklarına yakalanmazlar.”49
Çanakkale ili Biga ilçesinde bugün toplam 113 adet yerleşim yeri vardır. Bunlardan 6'sı belediye (Biga, Karabiga, Gümüşçay, Kozçeşme, Balıklıçeşme, Yeniçiftlik), geri kalan 107 (50) tanesi ise köydür. Tarih boyunca aldığı göçlerden dolayı Biga köyleri etnik bakımdan çok fazla çeşitlilik gösterir. Sadece tek bir etnik kökenden gelen köylerin yanı sıra farklı etnik kökenlerden gelen insanların yaşadığı köyler de mevcuttur.
48 Gürsu, Engin; (1999) Biga Pegai Biga sayfa-27
49 Gürsu, Engin; (1999) Biga Pegai Biga sayfa-27
50 Eşelek Köyü’nün Bakacak Barajının yapılması sırasında Gökçeada’ya taşınması ile eski kaynaklarda 108 olan köy sayısı 107’ye düşmüştür.
C. Biga’ya Yapılan Göçler
Kafkasya'dan Biga'ya 1848'den itibaren küçük miktarlarda göçler gelmeye başlamıştı. Osmanlı Devleti‟nin göçmenleri Biga‟ya yönlendirmesinin ardından Karabiga Limanı'nın hinterlandında bulunan verimli tarım topraklarının değerlendirilmesi, ekonomiye kazandırılması gerçeği vardır. 19. yüzyıl başlarında Biga ovasındaki köy sayısı bugüne göre oldukça düşüktü. Tarıma kazandırılmamış ama kazandırılmaya müsait toprak oranı da oldukça yüksekti. Günümüzde kurumuş durumda olan ve bulunduğu yer tarım alanı olarak kullanılan Ece Gölü ve etrafı, Bakacak Köyü'nün kurulduğu ormanlık bölge ve Karabiga, Gümüşçay, Biga arasında Kocabaş Çayı‟nın 51 çevresinde bulunan miri topraklarının önemli bir kısmının tam anlamıyla ekonomiye kazandırılması göçlerin ardından gerçekleşecektir. Verimli topraklara sahip bu bölgede Kafkas göçleri ile başlayan süreçte, Osmanlı Devleti'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin maruz kaldığı tüm göç dalgaları etkili olmuştur. 1848-1861 arasında Çeçen ve Dağıstan göçleri, 1878'de 93 Muhacirleri dediğimiz Balkan göçleri, 1911-1913 Balkan Savaşları ile gelen göçler, 1925 Nüfus Mübadelesi göçleri, 1934 Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya göçleri bölgenin maruz kaldığı büyük göç dalgalarıdır. En son 1987'de Bulgaristan'dan Jivkov yönetiminin baskılarından kaçan Türkler bölgeye yerleştirilmiştir. 1850' ye kadar bugünkü ilçe sınırları dahilinde 31 olan köy sayısı göçmen yerleşimlerinin tamamına yakının kırsal kesime yapılması sonucunda bugün 107 köye ulaşmış durumdadır. Ayrıca günümüzde var olan beş beldenin de üçü 1850'den sonra kurulmuştur. Tüm Türkiye'de olduğu gibi köyden kente göç sürekli devam etmektedir. Bunun dışında ilçe, gelişen sanayisi ve açılan üniversitesi ile ülke içinden göçler almaya devam etmektedir.
51 Antik çağdaki adı : Granikos Çayı
D. Biga’ya Yapılan Kafkas Göçlerinin ve YerleĢimlerin Tarihsel Kültürel Boyutu
Kafkasya göçleri modern çağda Biga‟nın etnik, sosyal ve kültürel yapısını değiştiren ilk büyük göç dalgasıdır. Yaptığımız incelemede göçlerle gelen Çerkezler, Kumuklar, Çeçenler etnik kökenleri ile değil bütün olarak Kafkas göçmeni olarak değerlendirilmiştir.
Biga'ya yerleşen Kafkas göçmenlerinin tamamı bölgedeki yaşamlarına sıfırdan kurdukları köylerde başlamışlardır. Köy halkı ile yaptığımız görüşmelerde yeni kurulan köylerin Kafkasya‟dan geldikleri bölgenin coğrafi ve ekonomik şartlara göre yerleştiklerini
öğreniyoruz.52
Mekan seçiminde göçmenlere önemli esneklikler tanınmış, yerleştirilecekleri miri topraklar arasında seçimlerini kendileri yapmışlardır.
Yeni kurulan köylerin imarı oldukça düzenli, sokakları geniştir. Göçmenler yeni köylerine kerpiç ve ahşap malzeme ile yapılan çatma53 dedikleri duvar üzerine ahşap çatı iskeletli ve kiremit örtülü evler inşa etmişlerdir. Evler, geniş aile tipine uygun olarak çok odalı ve birden çok girişli olarak inşa edilmiştir. Hatta durumu iyi olan bazı ailelerde misafir odalarını girişleri evden bağımsız ayrı bir kapıya sahiptir.
52 Dereköy Muhtarı Recep Hasan Gözcan Adigey Özerk Cumhuriyeti’ne yaptığı ziyarette atalarının Kafkasya’da göç ettikleri köyün coğrafi olarak Dereköy’ün birebir kopyası gibi olduğunu belirtmiştir.
53 Çatma: yaklaşık 10 cm çapındaki uzun sırıklarla çaprazlama oluşturulan iskeletin aralarının ve etrafının kerpiç ile doldurulması ile yapılan duvar.

Evler dışında dikkat çeken diğer önemli mimari unsur hemen hemen her ailenin bahçesinde bulunan kuane veya ambar denilen yapılardır. Ambarların yapılış amacı hasat sonrası mısırları kurutmak için gereken rutubetsiz ortamı sağlamaktır. Yerden yaklaşık bir metre yükseltilmiş olan tabanı ve duvarları tamamen ahşaptır.

Kafkas göçmenleri Biga'nın ekonomik yapısına uyum sağlamakta büyük güçlükler yaşamadılar. Kafkasya'da uğraştıkları mısır, buğday, arpa, yulaf ekimi gibi faaliyetleri devam ettirmenin yanı sıra yeni öğrendikleri çeltik, tütün, meyvecilik gibi tarımsal faaliyetlere de kısa sürede adapte oldular. Bugün köylerde tarımsal faaliyetler devam etmekle birlikte ahır hayvancılığı daha ön plana geçmiş durumdadır. 1960'lı yıllara kadar önemli bir uğraş olan at yetiştiriciliği, teknolojinin gelişmesi ile birlikte günümüzde önemini kaybetmiştir.
Teknoloji ile birlikte kaybolmaya yüz tutmuş olan bir diğer konu da köylerde yaşatılmaya çalışılan Kafkas gelenekleridir. En karakteristik Kafkas çalgılarından olan olan pşine ve pşine eşliğinde oynan oyunlar; düğün, sünnet, asker uğurlama gibi eğlencelerin vazgeçilmezidir. Eğlenceler kız erkek ayrımı yapılmaksızın birlikte yapılır.

Özellikle düğünlerde çok çeşitli aktiviteler düzenlenir. Bunlardan en önemlilerinden biri gençler arasında yapılan “Deri Güreşi”dir. Düğünde kesilen hayvanın derisi minareden veya yüksek bir ağaçtan gençlerin ortasına atılır. Deriyi kapan kişinin kimsenin alamayacağı bir yere deriyi saklamasıyla oyun kazanılmış olur. Deriyi başka köylülere kaptırmamak için büyük uğraş verilir. Çünkü bu bir şeref meselesidir. Bunun için çalıların içine, kış olsa bile çaya, göle ve benzeri yerlere girildiği görülür. Aynı yarışmada seyrekte olsa deri yerine peynir atılarak da yapıldığı görülmüştür. Kafkas kültüründe atın özel bir yeri vardır. At yetiştiriciliğinin önemli bir meslek olmasının yanı sıra at yarışları eğlencelerin en önemli parçalarından biridir.54 Köylerde yaptığımız araştırmalarda öğrendiğimiz ilginç bir durumda eşeğin taşıt aracı olarak kullanılmasına rağmen binek hayvanı olarak kullanılmadığını öğrendik.55

54 İdriskoru köyünden 1933 doğumlu Neşet Aydın bugün Biga devlet hastanesinin bulunduğu, eskiden İdriskoru köyünün merası olarak kullanılan Şirintepe mevkisinde 1940’ lı yıllara kadar at yarışlarının düzenlendiğini söylüyor
55 Osmaniye köyünden 1924 doğumlu Şaban Özdinç’e bu soruyu sorduğumuzda "Şanımıza yakışmaz" cevabını aldık.
Kafkas Mutfağına ait yemekler de Biga'nın mutfak kültüründe önemli bir yer tutar. Mısır, et ve süt ürünleri yemek kültüründe en önemli malzemeler olarak göze çarpar. Köylerde yaptığımız görüşmelerde öğrendiğimiz bazı yemek örnekleri şunlardır.
Şipsi: Malzemeler Tavuk, buğday unu, mısır unu, sarımsak, baharat (kuni), yağ, kırmızı biber ve biraz sudan oluşur. Bir tavuk temizlenip, parçalanır ve kaynatılır. Biraz buğday unu ile mısır unu, biraz tavuk suyu içinde karıştırılır. İçine dövülmüş sarımsak, “kuni”
denen baharat konur. Sonra, bu karışım kalan et suyu içinde karıştırılarak pişirilir. Genişçe bir tabağa boşaltılır. Üzerine de parçalanarak pişirilen etler dağıtılır. Ayrı bir yerde yağ içinde kırmızı biber kavrulup, bunların üzerine gezdirilerek dökülür.
Kaçamak: Malzemeler mısır unu, sucuk, peynir ve pastırmadan oluşur. Tencerenin içine biraz su ve bir avuç kavrulmuş mısır unu konulur. Ateşte taşıncaya kadar kaşıkla karıştırılarak pişirilir. Kaynamaya başlayınca biraz daha mısır unu koyulup yine karıştırılır. Koyulana kadar pişirilir. Bu hamur ekmek gibi koyulaşınca tepsiye alınır. Bundan sonra sucuk, çerkez peyniri, pastırma gibi yiyecekler ile sıcak sıcak yenir.
Haluj: Malzemeler un, Çerkez peyniri, soğan, kırmızıbiber ve yağ. Ekmek hamur tutulur. Kabarınca ufak parçalara bölünür. Bu parçalar, elde ufak parçalara bölünür. Bu parçalar, elde ufakça daire biçiminde açılır. İçinde kurutulmamış Çerkez peyniri, ince kıyılmış soğan, kırmızıbiber yağda kavrulduktan sonra azar azar koyulur. Bu daire biçimindeki hamur şeklinde katlanıp tepsiye dizilir. Tepsinin içi yağlanır. Sonra da fırında pişirilir.
Şelame: Malzemeler un, Çerkez peyniri ve yağ. Börek hamuru gibi tutulur. Oklava ile kalınca daireler halinde açılır. Açılan hamurun üzerine, ufak boy tencere kapağı içine de Çerkez peyniri ufalanır. Sonra bunlar çeşitli şekillerde katlanır.
Çerkez Peyniri: Malzeme süt ve ekşi yoğurt suyu. Kaynamakta olan sütün içine çok ekşi yoğurt suyu konulur. Süt bu şekilde kaynarken koyulur. Sarı suyu çıkar. Bu koyulan süt özel olarak yapılan dibi sivri ağzı geniş koni gibi saplı sepete boşaltılır. Bu dışarıda bir
çengele takılarak süzülmesi için bir gün bekletilir. Sonra bu çıtalardan özel olarak örülen tablanın üzerine devrilir. Bu alınıp bacaya konulur. Orada günlerce bekletilip kurutulur. Burada kuruyan peynir yıllarca bozulmadan saklanabilir. Yeneceği zaman sıcak suyun içine
atılır. Peynir burada hafif yumuşar ama yine de diğer peynirlere göre daha serttir. Keserken dağılır. Sıcak suyun içine atılan peynir is kokusundan da arınır. Sarı rengi ve kokusu giderilmiş olur.
Kefir: Malzemeler koyun yoğurdu ve süt. Koyun yoğurdu toprak kapta mayalanır ve yoğurdun suyu tülbentle her gün süzülür. Bu işlem kırk gün boyunca tekrarlanır ve kırkıncı günden sonra ekşiyerek mayalanan yoğurda süt ilave edilerek içilecek kıvama getirilir.
Kendinden mayalanma özelliğine sahip olduğu için bulunduğu kabın içinden ne kadar kefir alınırsa aynı miktarda süt konularak devamlılığı sağlanabilir.
Kurutulmuş Et: Bu yöntem günümüzde kullanılmamakla birlikte eski dönemlerde eti saklamak için kullanılmaktaydı. Eti kurutmak ve uzun süre saklayabilmek için bacaların içine et koyabilecek büyüklükte cepler yapılır ve bunun içine et konulur ve ocak yandığı sürece etin kuruması sağlanırdı. Bu sayede fazladan etler israf edilmeksizin uzun süre bozulmadan yenilebilirdi.

Bu kültürel değerlerin dışında Kafkas Göçmenleri yanlarında getirebildikleri sınırlı sayıdaki malzemeyi (semaver, hançer, eyer, kamçı vs.) yokluk zamanlarında satmak zorunda kalmışlar bir kısmı da sonraki yıllarda antikacılar tarafından satın alınmıştır. Günümüzde köylülerin elinde göç ile gelmiş olan malzeme sayısı çok azdır.
E. Biga’da Kafkasya Göçleri Sonucunda Kurulan Köyler

(*) Köylerin hane sayıları ve kuruluş tarihleri konusunda çelişkili bilgiler vardır. Tablomuzda bu konudaki en kapsamlı araştırma olan Engin Gürsu’nun Pegai adlı eseri esas alınmıştır.
(**) Karapınar Köyü diğer Kafkas Göçmeni köylerden aldığımız bilgilere göre Kafkasya’nın Kabartey Bölgesinden gelenler tarafından kurulmuş fakat 1900’lerin hemen başında bir salgın hastalık (Muhtemelen Kolera) sonucu yok olmuştur. Biga İlçe Nüfus Müdürlüğünden aldığımız bilgilere göre köyle ilgili her hangi bir resmi kayıt bulunmamaktadır. Bahsedilen bölgeye en yakın köy olan Çeşmealtı Köyünden 1915 doğumlu Mehmet Koyuncu köyün harabe halini hatırlıyor. Daha sonra köyün bulunduğu alan tarım alanına çevrilmiş ve tüm evler yıkılmış. Köyün bulunduğu alanda şu anda tek bir binanın kalıntısı bulunmakta.

ÇINARDERE
Çanakkale Biga karayolunun üzerinde bulunan Çınardere Köyü'nün kurucuları Rusya'nın Kafkasları istilası sonucu 1848'de bugünkü Çeçen- İnguş Özerk Cumhuriyeti'nin bulunduğu topraklardan sürgün edilen Çeçenlerdir. Karadeniz'den gemi ile gelip ilk önce Erdek'te karaya çıkan bir grup Çeçen, önce günümüzde Alman Çiftliği olarak bilinen Gönen yakınlarındaki Tahirova denilen bölgede iskan edilirler. Ancak o sırada bataklık olan Tahirova çiftliğinde sivrisineklerden kaynaklanan sıtma hastalığı nedeni ile çok sayıda ölüm olması üzerine daha iç kısımlara göç etmek zorunda kalırlar ve bir kısmı Karabiga yolu üzerindeki bu günkü Çınarköprü Köyü'nün olduğu yere, diğer bir kısmı ise bugünkü Çınardere Köyünün bulunduğu yere yerleştirilirler. İlk gelenlerin 15 aile civarında oldukları
tahmin edilmektedir. Köyün yakınından geçen derenin çevresinde çok sayıda çınar ağacı bulunduğundan köye Çınardere ismi verilir. O tarihlerde Çınardere Köyüne en yakın köyler Hisarlı, Ayıtdere ve Bekirli Köyleridir.
Rumi takvime göre 1293, miladi takvime göre 1877-1878 yıllarında Osmanlı- Rus Savaşı başlar. Tarihte 93 Harbi olarak da bilinen bu savaşta Ruslar hem Kafkaslardan hem de Balkanlardan Osmanlı topraklarına saldırır. Balkanların işgali üzerine zulme uğrayan Türk ve Müslüman nüfus arasında Anadolu'ya doğru büyük bir göç yaşanır. Bu göç sırasında Bulgaristan köylerinden gelen bir kısım göçmen de Çınardere Köyüne yerleştirilir. İlk yıllarda Kafkas Göçmenleri ile Balkan Göçmenleri arasında toprak paylaşımı konusunda bazı sorunlar çıksa da sonraki yıllarda barış ve huzur içinde yaşamışlardır.
Günümüzde göçler sonucunda Çınardere Köyünde yaşayan sadece iki Çeçen aile kalmıştır. Köyde ilk gelen göçmenlerden kalma bir yapı da kalmamıştır.
ÇINARKÖPRÜ
1848 yılında bugünkü Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyetinin bulunduğu topraklardan göç eden Çeçenler tarafından kurulmuştur. Biga'ya gelişleri Çınardere Köyü‟nün kurucuları ile birliktedir. Karabiga üzerinden 15 aile olarak gelip yerleştikleri Çınarköprü mevkii uzun
yıllar Çeçen Ovası diye anılmıştır. Daha sonra köye 1878'de Balkan Göçmenleri yerleştirilir. İstanbul, Gümüşçay ve Biga'ya yapılan göçler sonrasında günümüzde köyde yaşayan Çeçen aile kalmamıştır. Köyün yaşlılarından 1922 doğumlu Samiye Çakır Çeçen ailelerin kendi içinde bazı anlaşmalıklar sonucu göç edenlerin olduğunu hatırlıyor. İlk gelen göçmenler tarafından inşa edilen son bina kalıntıları 1983 depreminde yıkılmıştır.
AZİZİYE (TEPEKÖY)
1860'larda Dağıstan bölgesinden göç eden kökeni Kıpçaklara dayanan Kumuk Türkleri tarafından kurulmuş bir köydür. Köy muhtarı Salih Keskin'den aldığımız bilgiye göre köye yerleşen Kumuklar Dağıstan‟ın Ağaçavul Bölgesinden göç etmişlerdir. Balıkesir
bölgesinde bir süre kalan göçmenler daha sonra Biga şehir merkezinin hemen yanındaki Kaldırımbaşı mevkiinde konakladıktan sonra o zamanki adı ile tepeköy olarak bilinen bugünkü yerleşim yerlerine gelirler. Daha sonra 1878 Balkan Göçmenleri köye yerleştirilirler.
Günümüzde köyde yaşayan altı Kumuk aile vardır.
DOĞANCI
Çanakkale Biga karayolunda yer alan Doğancı Köyü 1877'de Biga'ya Dağıstan'dan gelen Kumuk Türkleri tarafından kurulmuştur. Köyü kuran ailelerin Gazaniş, Cüngutay, Torkali, Erpeli bölgelerinden geldikleri tahmin edilmektedir. İlk göçmenler Biga'nın batısında
yer alan Kaldırım başı mevkiine yerleşmiş daha sonra burayı beğenmeyerek bugünkü topraklarına gelirler. Daha sonra Rusya'daki Bolşevik İhtilalinden kaçan Dağıstanlı iki aile köye yerleşmiştir. Köyün yaşlılarından 1938 doğumlu Ahmet Özözden köyün adının civarda kartal ve doğanın çok olduğundan dolayı Doğancı Köyü olduğunu anlatıyor. Köyde otuz hane olarak kurulan köye daha sonra Balkan göçmenleri de yerleştirilir. Günümüzde köyde beş hane Kumuk ailesi yaşamaktadır. İlk göç edenlerin beraberinde getirebildikleri kilim, halı gibi dokumalarından ve diğer eşyalardan günümüze kalan olmamıştır.
GEYİKKIRI
1860 yılında, İmam Şamil'in teslim olmasından hemen sonra Dağıstan'dan gelen Kumuk Türkleri tarafından kurulmuş bir köydür. Köyün yaşlılarından 1921 doğumlu İbrahim Ethem Bek'in anlatımına göre Dağıstan'dan deniz yolu ile İstanbul'a gelen ve oradan da
Karabiga Limanı üzerinden Biga'ya gönderilen göçmenler önce Biga'nın hemen kuzeyinde yer alan bugünkü Çavuşköy mevkiine yerleştirilirler. Fakat sıtma tehlikesi nedeni ile burayı terk ederek geyiklerin su içtiği yer olarak anılan bugün yaşadıkları yöreye geldiler. On beş hane Geyikkırı adını verdikleri bu yere yerleşerek köy kurdular.
1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonrası sonra köye Balkan Göçmenleri yerleştirildi. Diğer köylerde sonradan yapılan yerleşimler esnasında sorunlar yaşanırken köyün yaşlılarına göre bu köyde hiç sorun yaşanmadı. Kendisi bir Balkan Göçmeni olan 1930 doğumlu Mustafa Seyhan dedesinin; kendilerine göç sırasında kucak açan ve köye yerleşmelerinde hiç sorun çıkarmayan Kumukları ömrünün sonuna kadar minnetle andığını aktardı. Köyde bugün altı hane Kumuk ailesi yaşamaktadır.
AKKÖPRÜ
1872'de Dağıstan'ın Ağaçavul bölgesinden gelen on beş hane tarafından kurulmuştur. Aziziye Köyü ile aynı bölgeden göç etmişlerdir. Köyün adı Büyük İskender'in Karabiga yakınlarında yapılan Granikos Savaşını kazanmasının ardından Kocabaş Çayı üzerine inşa
ettirdiği düşünülen köprü kalıntılarından gelir.56 Köy muhtarı Muzaffer Sınmaz'ın anlatımına göre köye daha sonradan Balkan Göçmenleri yerleşmiştir. Fakat diğer köylerdeki gibi toplu bir göç değil çevre köylerde sorun yaşayan göçmenlerin yıllar içerisindeki bireysel göçleri şeklinde gerçekleşmiştir. Akköprü köyünde günümüzde Kafkas kökenli on hane yaşamaktadır.
Günümüz Türkçesinde mani yakmak olarak bildiğimiz sarın söylemek Kumuk edebiyatının en önemli unsurlarından biridir.57 Diğer köylerde sarın söyleyen biri çıkmamasına rağmen Akköprü'de 1936 doğumlu Zeynep Nallar ısrarlarımızla birkaç dörtlük hatırlayabildi.
Sarın söyleye söz söyleye
Yoruldu yayaklarım( yanaklarım)
Sen bolmayan (olmayan) toylarda
Yörümüyor ayaklarm
Alma terek alaşa (Elma ağacı alçak)
Men garayım sen aşa (beyaz)
Al göleğin (gömleğin) yırtılsın
Menim ilen talaşa (kavgaya)
56 Köprü ile ilgili ik rivayet daha vardır. Birincisi Cenevizliler tarafından yaptırıldığı ikincisi de I. Murat tarafından yaptırıldığıdır.
57 Tavkul, Ufuk (2005) KUMUK TÜRKLERİ Tarihleri, Sosyal Yapıları ve Dilleri Üzerine Bir İnceleme, Kırım Dergisi, 13 , sayfa- 27
İDRİSKORU (TEVFİKİYE)
1873 yılında Rusya Federasyonu'na bağlı Adigey Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Maykop bölgesinde Kuban Nehri kıyısındaki Çepni bölgesinden gelen otuz hane tarafından kurulmuş bir köydür. 1933 doğumlu Neşet Aydın'ın anlatımlarına göre göçmenler
Karabiga Limanında indirildikten sonra altı ay kadar Gümüşçay'da konaklamışlar daha sonra Gümüşçaylı İdris Bey tarafından şimdi bulundukları bölgeye yerleştirilmişlerdir. Başlangıçta Tevfikiye adını alan köy 1950'lerde köyün kuruluşunda büyük emeği geçen İdris Bey'in ve çevresindeki meşeliklerin adından hareketle İdriskoru olarak değiştirilmiştir. Köy topraklarının otuz haneye planlı bir şekilde dağıtıldığı ve her haneye 5 dönüm ova 5 dönüm bayır olmak üzere devlet tarafından toprak verildiği belirtilmektedir.
Köyün en önemli özelliği bölgede ilk kurulan Çerkez köylerinden biri olması nedeniyle kendisinden sonra gelen tüm Kafkas Göçmenleri için bir konaklama yeri olmuştur. 1874'den 1881'e kadar Karabiga Limanı'ndan inen tüm göçmenler iskan bölgeleri belirlenene
kadar İdriskoru Köyünde konuk edilmiştir. Günümüzde de dernek çalışmaları ve sosyal faaliyetleri ile Kafkas Köyleri arasında önemli bir konuma sahiptirler.
1900 yılında, Bulgaristan'ın Varna Şehri, Prevadi kasabası, Çaylak köyünden önce Kaldırımbaşı köyüne ve Çan ilçesine giden göçmenlerin de gelmesi ile köy bugünkü konumunu almıştır. Biga'nın en büyük köyü ve Biga'ya en yakın köylerden biri olan İdriskoru'da ilk yapılan evlerde hiç örnek kalmamıştır.
BAHÇELİ (İHSANİYE)
Bahçeli Köyü günümüzdeki Rusya Federasyonu'na bağlı Adigey Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Maykop bölgesinden gelen göçmenler tarafından 1873'te kurulmuştur. İlk olarak İdriskoru mevkiine gelen göçmenler kendi seçtikleri, bugünkü Hoşap Çayı'nın doğu bölgesine yerleşmişlerdir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Bulgaristan'ın Rusçuk, Filibe ve Şumnu bölgelerinden gelen Muhacirler köye yerleşmiştir. Köyün ilk adı olan İhsaniye bir rivayete göre toprak taksimatını yapan komutanın isminden gelmektedir. Fakat bu isim 1950'li yıllarda Bahçeli olarak değiştirilmiştir. Günümüzde köyde Kafkas kökenli on hane vardır. Köyde ilk gelen göçmenlerin inşa ettiği evlerden ikisi hala kimse yaşamamasına rağmen ayaktadır.
HACIKÖY (MAKSUDİYE)
1872 yılında Adigey Özerk Cumhuriyetinin Maykop ili Kuban Nehri kenarındaki Eskolay Köyünden göç eden on beş hane tarafından kurulmuş bir köydür. Köyden Naim Yalçın'ın büyüklerinin anlatımlarından hatırladığına göre yaklaşın Karabiga Limanına indirilen göçmenler on gün İdriskoru Köyünde konakladıktan sonra bugün yaşadıkları mevkiye gelmişler ve köy kurmuşlardır. İlk kurulduğunda köyün ismi Maksudiye olmasına rağmen çevrede uzun süre Eskolay olarak bilinmişlerdir. Daha sonra 1950'li yıllarda köyün
adı Hacıköy olarak değiştirilmiştir. 1878 göçlerinde Bulgaristan'ın Razgrat, (Hazargrat), Eskicuma, ġumnu ve Dobrucanın Nasçı Köy Hızlatlar Kilikkadı köylerinden 15 hane, yine 1951 yılında da Bulgaristan'ın Osman pazarı Bağışlar Köyünden 5 hane göçmen gelmesiyle köy bugünkü konumunu alır. İlk yıllarda Hoşoba Köyü ile mera sınırından kaynaklanan sorunlar yaşanmışsada daha sonra sınırlar netleşmiş ve sorunlar çözülmüştür. Günümüzde köyde on beş hane civarında Kafkas Göçmeni yaşamaktadır.
OSMANİYE
1877 yılında Biga'ya gelen Adigey Bölgesinden gelen otuz hane tarafından kurulmuştur. 1864 yılında Soçi'den Varna limanına gönderilen göçmenler Osmanlı tarafından önce Balkanlara yerleştirilmişti. Fakat 93 Harbinin çıkması ile on beş yıl ara ile ikinci göçünü
yapmak zorunda kalan bu insanlar önce İstanbul Çerkezköy'de toplanmıştı. Daha sonra bunların bir kısmı Karabiga Limanına gönderilmiş ve oradan on beş aile Osmaniye Köyünü kurmuştur. 1924 doğumlu Şaban Özdinç'in babaannesinden anlattıklarından hatırladığına göre Osman ismi o dönemde yerleştikleri topraklarda bulunan eski bir çiftlik sahibinin ismi idi. İlk yıllarda Emirorman, Katırtepe ve Aşağıdemirci Köyleri ile sınır çatışmaları yaşanmıştır. Köy Kafkas Göçleri dışında dışarıdan göç almamıştır.
EMİRORMAN
Köyün kurucuları Adigey Özerk Cumhuriyetinin Maykop Bölgesinden göç eden ve Balkanlara yerleştirilen gruplardan biridir. Daha sonra 93 Harbinin çıkması ile Balkanlardan tekrar göç etmek zorunda kalmışlar ve Şaban Özdinç'in anlattıklarına göre Kafkasya'da da komşu köyleri olan Osmaniye Köyünün yakınlarına yerleşmişlerdir. İlk yerleştikleri yer olan Kertepe mevkiini bir yıl sonra terk ederek dört kilometre daha batıdaki bugünkü yerlerine Osmaniye Köyünün tam karşısına yerleşmişlerdir. Yerleştikleri ilk yıllarda Osmaniye ile yaşadıkları sınır kavgaları daha sonra çözülmüştür. Köye Kafkasya göçmenleri dışında yerleşim olmamıştır.
AŞAĞIDEMİRCİ
1877 yılında kurulan köy Adigey Özerk Cumhuriyetinin Maykop Bölgesinden göç eden ve Balkanlara yerleştirilen gruplardan biridir. Soçi'den Varna'ya on beş yıl aradan sonra oradan İstanbul Çerkezköy'e ve en son Karabiga Limanından Biga'ya gelen göçmenler yaşlıların anlatımına göre ilk olarak İdriskoru, civarındaki Küçükköy mevkiine yerleşirler. Köyden Gülten Demirezen‟in anlatımına göre Osmaniye Köyüne akraba ziyaretine gittiklerinde veya başka bir anlatıma göre avlanmaya gittiklerinde bugün köyün bulunduğu toprakları görürler ve Kafkasya'daki köylerine benzettikleri bu bölgeye yerleşmeye karar verirler. Köyün ilk adı Beceşköy daha sonra Demirci Boğazı olarak değiştirildi. İlk resmi kayıtlarda geçen adı Demirci Civarı olduktan sonra Aşağıdemirci adını aldı.
Ambaroba ve Yukarı Demirci Köyleri ile uzun süre sınır sorunları yaşamışlardır. Köye Kafkas Göçmenleri dışında yerleşim olmamıştır.
DEVAM EDECEK



