
Federasyonumuz Kafkas Dernekleri Federasyonu ( Kaf Fed ) Genel Kurul’a hazırlanıyor. Federasyonu ve işleyişini iyi tanıyan Doğan Eser ve Yaşar Aslankaya başkanlığa aday olduklarını açıkladılar.
Ama henüz kimlerle birlikte Federasyonu yönetmeye talip olduklarını ve vizyonlarını bilmiyoruz. Önümüzdeki günlerde açıklayacakları söyleniyor. Duyduklarımız veya bildiklerimiz “genel doğrular”!
Uzun zamandır konuşulan/tartışılan konularda henüz-pek bir şey söylemediler.
Doğan Eser’den sonra, Yaşar Aslankaya’nın da aday olduğunu açıklaması biraz şaşırtıcı. Çünkü “artık, böyle giderse, Federasyonu yönetmeye talip olacak kimse bulamayacağız”, deniliyordu hep.
Demek ki öyle değilmiş, hala “iddialı” ve/veya fedakar insanlar varmış.
Ben hiçbir zaman Federasyonumuzun “ölüme yatırılacağına” inanmadım. Öncelikle Çerkes halkının iç dinamikleri buna izin vermez. İkincisi, vatanımız Çerkesya, dünyanın hemen hemen bütün büyük güçlerinin ilgi duydukları, çıkarlarının olduğu bir coğrafyada. Bu nedenle biz, tamamen yok olmadıkça, birileri uzaydan “Çerkes” getirir, ama Federasyonumuzu, ölüme yatırmaz.
Karamsar düşüncelerin nedeni, sanırım Federasyonumuzun, Çerkes halkını ve çıkarlarını temsil etme konusunda kendini yenileyememiş-geliştirememiş olması ve bu nedenle, insanların Federasyondan ve derneklerden uzaklaşması.
Çağa ayak uyduramadı: hem ideolojik hem de yönetim anlayışı olarak kendini yenileyemedi. Bu nedenle Çerkes halkına bir vizyon, güven ve umut veremedi. Kendini yenilemezse daha fazlası olmaz, ama hala “olmazsa olmaz” bir kurum.
"Kuzey Kafkasya Halkları Çerkestir" anlayışı ile örgütlenmişti. Çünkü diasporadaki Kuzey Kafkas Halklarına uzun yıllar Çerkes oldukları söylendi.
Bu, bir PROJE'ydi. Çerkes halkını, daha doğrusu Kuzey Kafkasya Halklarını asimile etme projesi.
Bu proje sayesinde Çerkes olduklarına inandırılan; ama aynı dili konuşmayan halklar arasında evlilikler, akrabalıklar, sosyal ilişkiler ve ortak örgütler kuruldu. Evlerde, ortak dil olan Türkçe konuşuldu.
Projenin sihirli ve etkili sözcüğü “birlik” idi. İnsanlar, "birlik olmazsak mahvoluruz, yok oluruz"a inandırıldı. Birlik fetişizmi yapıldı.
Hala etnik-ulusal kimlikler ekseninde örgütlenmenin "emperyalizmin böl-yönet politikası" olduğunu sananlar var.
Evet, emperyalizm. karşısında güçlü bir devlet olsun istemez, mümkünse böler, parçalar; ama hepsinin halkları karıştırıp asimile etmek için bir de "iskan politikaları" vardır.
Sürgün edilen-göç eden Kuzey Kafkas halkları için de böyle planlar yapıldı; herhangi bir halkın-kabilenin bir bölgede yoğunlaşmasına izin verilmedi. O uğursuz “proje”nin altyapısı hazırlandı.
Önce Kaf Kur, sonra Kafkas Dernekleri Federasyonu bu Kuzey Kafkas Halklarını karıştırıp asimile etme projesinin veya iyi düşünülmüş iskan politikalarının sonuçları üzerinde örgütlendi.
Hani hep derler ya, “Kaf Fed’i Kuzey Kafkas Halkları birlikte kurdu” diye, hayır, Kaf Fed’i “Kuzey Kafkas Halkları” birlikte kurmadı. Veya Kuzey Kafkas halklarının iradelerini ve çıkarlarını temsil edecek örgütler bir araya gelip, bir Federasyon kurma kararı almadılar.
Federasyon, “Karıştırıp asimile etme ve ortak acılar üzerinde yeni-diasporik kimlik inşa etme ” PROJESİ ile bilinçleri dumura uğratılan, Kuzey Kafkas Halklarının Çerkes olduğuna inandırılan; yasaklarla ehlileştirilip sürekli övülerek Türkiye’ye aidiyetleri büyütülen, çoğunluğu Çerkes (Adığe) Kuzey Kafkasyalılar tarafından kuruldu.
“Çerkes” kimliği ile örgütlenmek yasaktı. Kafkas Dernekleri kuruldu, Kafkasyalılık neredeyse bir kimlik oldu. Bu nedenle Kafkas Dernekleri Federasyonu'nu kurmak ve benimse/t/mek zor olmadı.
Sonra bir gün SSCB çöktü. Vatanla ilişkiler gelişti. Gördük ki, Kuzey Kafkasya'da insanlar bizim gibi düşünmüyor, bizim gibi örgütlenmiyorlar. Orada bütün Kuzey Kafkas Halklarının kendi siyasal örgütlenmeleri var. "Biz Abazayız, Çeçeniz, Osetiz..." diyor; kendi çıkarlarını ve geleceklerini örgütlüyorlar. Adığeler'den başka hiçbir halk "biz Çerkesiz" demiyor.
Bu nedenle biz de "diaspora ve vatan Çerkesleri arasında duyguda, düşüncede ve gelecek vizyonunda birlik olmak için kendimizi vatandaki siyasal gerçekliğe göre yeniden yaratmalıyız" dedik. Bu gerçekliğin başında da, "kimlik" tanımı geliyordu.
Şimdiye kadar yüzlerce siyasetçinin, tarihçinin, bilim insanının yazılarını tercüme ettik. Binlerce insan Kuzey Kafkasya'ya gitti, kendi gözleri ile gördü: Vatanda "Çerkes, Adığe’dir" demeyen, bütün yazılarında bu iki tanımı birlikte kullanmayan kimse yok.
Ama Kaf Fed, Çerkesleri ve Kuzey Kafkas halklarını asimile etmek için planlanan iskan politikası ile altyapısı hazırlanan asimilasyon politikalarına hizmet eden tanımda ve örgüt anlayışında ısrar etti.
Bu nedenle günden güne eridi.
Bunun birkaç nedeni var:
Birincisi, Kafkas kimliğinin veya tanımının kimler tarafından geliştirildiğini, sosyal-siyasal nedenlerini ve neye hizmet ettiğini görüp, bu uğursuz geçmişle arasında kalın bir çizgi çekememesi.
Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı ve vatanla ilişkilerin arttığı günümüzde nesnel gerçekliğe uymayan söylemler insanlara güven ve umut vermiyor.
Bir düşünün, işte iki hafta önce Siyaset Akademisi'nden gençler Çerkesya'ya gittiler. Orada her yerde sadece Çerkes bayrakları gördüler, herkes Çerkes ve/veya Adığe olduğunu söyledi.
Bu gençler Türkiye'ye döndüklerinde bir karşılaştırma yapmayacak; bir şeyleri sorgulamayacak ve sorgulayınca tepki görmeyecekler mi? Hepimizin başına gelen onların da başına gelmeyecek mi?
İkincisi, bugün Çerkeslik, neredeyse, Çerkes müzikleri dinlemeye, dans etmeye, gece, zexes ve festival örgütlemeye indirgenmiş durumda. Bunlara katılan, hatta artık bir sosyal medya paylaşımını beğenen, Çerkes olarak görevini yerine getirdiğini sanıyor.
Bunun nedeni, Çerkes Sorunu’nun doğru bir tanımını yapmamış, sorunun çözümü için bir vizyon geliştirememiş olmamızdır.
Federasyonumuzun mutlaka bir Çerkes Sorunu tanımı ve çözüm önerisi veya vizyonu olmalı ve bu vizyon özel bir eğitim komisyonu tarafından kamuoyuna anlatılmalı, eğitim çalışmaları yapılmalıdır.
Bu yapılmadığı için, kurumlarımız, kültürel faaliyetlerin rolünü abartıyor; günlerini sadece kimliğimize ve kültürümüze ait olan öğeleri korumaya çalışarak geçiriyorlar. Bu çaba önemsiz değil; ama “böylece asimilasyonu durdurabiliriz” gibi yanlış bir bilinç verdiği zaman zararlıdır.
Üçüncüsü, Federasyonumuzun dünyanın neresinde olursa olsun, Çerkes halkını ilgilendiren her konuda söyleyebileceği bir şeylerin olması ve sürece müdahil olması gerekiyor. Bu, bazen bir açıklama, bazen görüşerek, bazen de görünür olarak yapılabilir. Ama mutlaka yapılmalıdır.
Suriye’de çok geç kaldık mesela. Ve bir yardım kuruluşu gibi baktık soruna. Önce, Suriye’den çıkan Çerkesleri doğru yönlendirmedik, sonra, yeni bir devlet kurulurken sesimizi duyurmadık.
Halbuki, Suriye’de Çerkeslerin vatanlarına dönüşlerine, Kosova’da olduğu gibi, devlet desteğinin verilmesini, şimdi ise Çerkesçe’nin müfredata alınmasını, Çerkes derneklerinin maddi olarak desteklenmesini... isteyebilmek gerekiyordu, hala da gerekiyor.
Veya 3 gün önce Kfar Kama’yı ziyaret eden Rusya Federasyonu İsrail Büyükelçisi, “Rusya’da halklar özgürce dillerini-kültürlerini yaşıyor” dediğinde, bunun doğru olmadığını söyleyebilmeli, kamuoyuna doğruyu anlatabilmeliydik. Bu, siyasi eğitimdir, siyasallaşmaktır.
Ama hepsinden önemlisi, Federasyonumuz başta olmak üzere, kurumlarımızın hızla demokratikleşmesi gerekiyor.
Sorun, “kanaat önderleri”nin veya bazı büyüklerin bir araya gelip, karar almaları, bir başkan ve yönetim kurullarını belirlemeleri değil. Bu örgütlülük başka bir yönteme izin vermiyor çünkü.
Federasyonumuzun, Çerkes halkının örgütü olabilmesi için, Çerkes halkını: hayata bakış açıları farklı olan herkesi kucaklayabilmesi; onlara, "acaba yanlış anlaşılır mıyım" kaygısı olmadan, özgürce düşüncelerini dile getirme, örgütlenme ve yönetime talip olma hakkını ve fırsatını tanıması gerekiyor.
Birilerinin “Derin Kaffed” veya “Statükocular” diye adlandırdığı bir grubun toplanıp karar almasını ve kimin seçileceğini-kurumu kimin yöneteceğini belirlemesini istemiyorsak eğer, bizden farklı şeyler düşünenlerden ve söyleyenlerden korkmamalıyız.
Ve Kaf Fed'i seçilenler yönetmeli. Diğerleri alleme'i cihan da olsalar, karar alma süreçlerine katılmamalı, kurumu temsil edememeliler. Bunun hukukunu yapmalıyız.
Bir de “Kaf Fed’in ilkeleri” denilen bir şey var. Bu nedenle tüzük çalıştayları ve değişiklik önerileri, makyaj yapmaktan öteye gitmiyor. Bu, iki açıdan yanlış: Birincisi, siyasi örgütlerde sonsuza kadar geçerli “ilkeler” olmaz. Şartlar ve/veya ihtiyaçlar değişirse, ilkeler de değişir.
Ama daha da önemlisi, demokratik sivil toplum örgütlerinde, birilerini veya farklı düşünenleri dışlayan-ötekileştiren ilkeler olmaz. Tam tersine, demokratik örgütlerde, hayata bakış açıları, örgütlenme ve/veya çalışma önerileri farklı olan gruplar, programlar ve kurum içi rekabet olur. Bu rekabet, kurum içi demokrasiyi güçlendirir, yeni insanların inisiyatif alabilmelerinin önünü açar. Yoksa, farklı düşünenler kurumdan uzaklaşır, küser… Ve kurum kan kaybeder.
Bunları ve daha fazlasını, hem delegesi olduğum dernek adına yaptığımız yazılı önerilerde hem de katıldığım çalıştaylarda dile getirmeye çalıştım. Federasyonun organlarının, mesela Gençlik ve Kadın Meclislerinin, karar alma yetkilerinin; meşru ve yasal olan her düşüncenin örgütlenme, kurumun imkanlarından yararlanma hakkının olması gerektiğini anlattım.
Nasıl ki, bir parti hükümet olduğunda, başkalarının devletin olanaklarını kullanmalarını ve iktidara talip olmalarını yasaklayamıyorsa, yasakladığında artık o ülkede demokrasiden bahsedilemiyorsa, kurumlar da böyledir.
Ben aidat vereyim, etkinliklerine katılayım, ama hiç bir imkandan yararlanamayayım, sesimi duyuramayayım. Kendi imkanlarımla örgütlediğim etkinlikler duyurulmasın, hatta karalansın.
"Ne işim var benim böyle bir örgütte?" demez mi insan...
Bizde ne yazık ki, "demokrasi, katılımcılık, açıklık, şeffaflık..." gibi vaadlerle yönetime gelenler bile kurumu babasının çiftliği gibi yönetiyor. Herşeyin en iyisini ve doğrusunu kendisinin bildiğini sanıyor. Herşeyi kendisi örgütlemek istiyor...
Biz, “Çerkes Adığe’dir, vatanımız Çerkesya’dır” söylemimiz nedeniyle, çok hakaret gördük. Mikro milliyetçi, bölücü, ajan, faşist diyenler oldu.
Federasyonun yayın organında yayınlanan bir yazıda bana “Nihal Atsız’ın Çocuğu” denmesi üzerine “yetkili” bir insanla konuşmıştum. Türkiye’den ve başka ülkelerden örnekler vererek, bunun ideolojik mücadele olmadığını, kontr gerilla laboratuvarlarında geliştirilen bir yöntem olduğunu ve sakıncalarını anlattım. İzin vermeyin, dedim.
Bazı güçlerin, kontrol ettikleri grupları kullanarak, muhalif gruplar arasında tartışmaları kirlettiklerini, ama sadece bu gruplar arası diyaloğu ve işbirliğini sabote etmediklerini; halkın, bu gruplara olan güvenini kırdıklarını, böylece onları politik mücadeleden uzaklaştırdıklarını söyledim.
Latin Amerika ülkelerinde ve Türkiye'nin varoşlarında çetelerin, uyuşturucu ticaretinin ve fuhuşun yayılmasının bir nedeni de, muhalif gruplar arası sağlıksız tartışmalar nedeniyle halkın bu muhalif gruplardan uzaklaşmasıdır.
Ayrıntılarını başka bir yazımda anlatacağım.
Son olarak;
Doğan Eser adaylığını açıkladıktan sonra, Yaşar Aslankaya da Federasyon başkanlığına aday oldu. Bundan önce sanırım 3 dönem yönetmişti Kaf Fed’i.
Ben, yukarıda anlattığım nedenlerle, bu durumu bir demokratik yarış olarak görmüyor, Yaşar Aslankaya’nın aday olmasını doğru bulmuyorum.
İyi bir insan, zor yıllarda elini taşın altına koydu, az da olsa, iyi işler de yaptı; ama kötü ayrıldı.
Türkiye’de Çerkes halkını temsil eden bir kurumun başkanı, “kıramayacağı” biri istedi diye öyle ayrılmamalı, hele hele Kaf Fed başkanlığından ayrılıp, bir partinin ilçe meclisine aday olmamalıydı.
Çerkes halkını ve onu temsil eden Kaf Fed'i küçük düşürdü.
Yaşar Aslankaya bir tercih yaptı. Kendisine "yolun açık olsun" dendi.
Ve bitti.
Yeniden Kaf Fed başkanı olması yakışık olmaz.
Hatko Schamis
02.10.2026




