
ABD’nin, İngiltere’nin ve Alman oligarşisinin desteği ile iktidara gelen Hitler, “Kavgam” adlı manifestosunda, dış politikasının hedefinin Doğu’ya doğru genişleyerek üstün ırk ( Herrenvolk ) olan Almanlar için, aşağı ırk ( Untermenschen ) Slavları yok etmek olduğunu söylüyordu. Amacı, Batı’nın kapitalist devletlerini tehdit eden “Sosyalist” Rusya’yı yok etmek ve büyük-zengin coğrafyasını yağmalamak; küresel bir güç olmaktı. Ukrayna gibi veya bugün Ukrayna’yı destekleyen devletlerden ve tekellerden; ama özellikle ABD’den ve İngiltere’den büyük destek aldı.
Hitler’in söylemleri sıradan insanların anlayabileceği kadar basit formüle edilmişti. Dış politikalarının ekonomik-siyasi nedenlerini, kimler tarafından-niçin iktidara getirildiğini sorgulamayan, lümpen proloteryayı propaganda, ajitasyon ve manipülasyon ile peşinden sürükledi. Bunun için özel bir "propaganda bakanlığı" vardı. Traji komik olan, bugün de dünyayı felakete sürükleyen politikalar ve politikacılar yine çoğunlukla aynı lümpen kitleleri kullanıyorlar.
Rusya-Ukrayna (Nato) savaşı başlamadan önce birkaç yazı yazdım: İlkini, 15 Mart 2015’te, birkaç dizi halinde. İkincisini, 14 Nisan 2021’de “İnsanlığı ve Çerkes Halkını Ukrayna’dan Tehdit Eden Savaş” ve sonuncusunu, savaş başlamadan sadece birkaç gün önce, ‘Ukrayna Bir Savaşın Nedeni Değil, Kurbanıdır’ başlıkları altında. Okumak isterseniz bu yazılarımı infocherkessia’da bulabilirsiniz.
Yazılarımda, özetle: dünyanın derin bir ekonomik-siyasi krizde olduğunu, bunun, yeni bir dünya savaşının alt yapısını hazırladığını anlattım ve camiamızı yaklaşan savaş konusunda uyarmaya çalıştım; bir “ulusal konferans” örgütlemeli, savaşa hazırlanmalıyız dedim.
O günden beri, hemen hemen her yazımda Çerkes Ulusal Xase’sini toplamalı, vatandaki, özellikle Çerkeslerin yoğun olarak yaşadıkları ülkelerdeki yeni durum üzerine bir yol haritası çıkarmalı, ulusal-ortak bir karar mekanizması oluşturmalıyız diyorum. Çünkü, Batı, yine Doğu’ya doğru, Rusya Federasyonu ve Çin’e karşı bir savaş hazırlıyor ve Rusya Federasyonu ile belki Türkiye’nin de taraf olacağı bir savaşın, Çerkes halkını etkilememesi mümkün değil/di.
Başta Rusya Federasyonu olmak üzere, içerisinde yaşadığımız ülkelerin ordularında görev yapmak-savaşmak zorunda kalacaktık mesela. Ve belki de savaş bütün Rusya Federasyonu coğrafyasına yayılacak, bizim “tarihsel yaşam alanımız”, vatanımız: Adığe Xeku-Çerkesya’yı yakıp yıkacaktı. Daha da önemlisi, böyle bir savaşın tarihsel hafızamıza etkileri olacaktı.
Savaş, önce aklı-gerçekleri, sonra siyah ile beyaz dışındaki bütün renkleri yok eder. Sadece “biz ve onlar”; “biz ve düşmanlar” kalır. Ve dil değişir. Savaşan güçler, saflarını, neden haklı olduklarını anlatan hikayelerle, ajitasyon ve propaganda ile sıklaştırırlar.
Bütün gün evde oturup “Güldür Güldür” programını izleyenler bile savaş üzerine yorumlar yapar, hayaller kurarlar. Muhteşem Süleyman’ı evinde kılıç kalkan ile izleyen zavallıları hatırlayın!
Bizde de farklı olmayacaktı. Biz de hayaller kuracak ve hayallerimizi paylaşmayanlara saldıracaktık.
O günlerde camiamızdan birçok insanla konuştum, ama çoğunun dünyada ne olup bittiğinden haberi yoktu. Suriye savaşı öncesi olduğu gibi, belki de benim yine abarttığımı düşünüyorlardı.
Savaşın başladığı gün, “Savaşa Hayır” başlıklı yeni bir yazı yazdık. https://www.infocherkessia.com/tr/haberler/bakis-acimiz/cerkesya-hareketi-olen-her-insan-dokulen-her-gozyasi-bizimdir-savasa-hayir
Şöyleydi:
“Geçen hafta, küresel güçler arasında büyük bir rekabetin ve krizin yaşandığını, bir savaşın gelmekte olduğunu anlatmaya çalıştık.
Ayak seslerini duyduğumuz savaş, bu sabah başladı.
Artık silahlar konuşuyor; iki emperyalist güç, iki emperyalist cephe çıkarları için savaşıyor, masum insanlar ölüyor. Ve artık kimin haklı, kimin haksız olduğunun bir önemi kalmadı!
Çünkü savaşta evler yıkılır, toprak yanar; çocuklar annelerini babalarını, anneler babalar çocuklarını kaybeder.
Hayat durur!
Bu nedenle, "savaş bir insanlık suçudur".
NATO'nun savaş kışkırtıcılığına son vermesi, Rusya'nın askeri operasyonlarını durdurması, Ukrayna'nın gerilimi arttıracak adımlar atmaması ile diyalog kapıları yeniden açılabilir.
Biz savaşa karşıyız. Savaşın durmasını, sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesini istiyoruz.
Çerkesler, Çerkes gençleri, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, savaşa taraf olmamalı, kimseye kurşun sıkmamalıdır.
Ölen her insan, dökülen her gözyaşı bizimdir.
Savaşa Hayır!
Çerkesya Hareketi, 24 Şubat 2022”
Tavrımız çok net: Savaşa, sadece Ukrayna’da değil, bütün dünyada çıkması muhtemel savaşlara: yeni bir dünya paylaşım savaşına karşıyız, “Çerkesler kimse için, kimseye kurşun sıkmamalı” diyoruz.
Ama dünyadaki büyük ekonomik-siyasi krizi, Batı’nın Ukrayna’da ve Ukrayna üzerinden yaptığı hazırlıkları görmeyen, görmek istemeyen; Rusya Federasyonu Ukrayna’ya saldırdığında, “Rusya Sonrası”na hazırlanan birileri, Rusya’yı mahkum etme telaşına düştüler.
Bu Rasim Ozan Kütahyalı benzeri tipler, tarihi hafızamıza ve bugün yaşadığımız sorunlara atıflar yaparak, “neden Rusya Federasyonu karşıtı olmamız gerektiğini” anlatmaya başladılar. Ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi itibarsızlaştırma, her kurumu yıpratma yarışına girdiler, herkesi “Rusçu”, “Rus ajanı” veya “Rusya aparatı” ilan ettiler!
Bu, artık teknoloji çağının bir yöntemi: yalanlarla, iftiralarla, trol orduları ve manipülasyonlarla bir nefret objesi yaratıyor, herkesin bu objeden nefret etmesini istiyor, etmeyeni baskı altına alıyorlar:
Her gün şahit oluyoruz, sayfamızda onların inandıklarından farklı bir haber yayınladığımız zaman hemen hakaretler yağdırıyorlar. Dağlık Karabağ savaşında yaşadık bunu mesela.
Paşinyan’ın iktidarda kalmasının Çerkes halkının çıkarına olduğunu düşünüyorduk. Kendisini takip etmeye başladığımızda, daha iktidara gelmemişti. “Ermenistan’ın gerçekten bağımsız olabilmesi ve gelişmesi için, komşuları ile sorunlarını çözmeli” diyordu, özetle.
Bu, Güney Kafkasya’da Rus varlığının ve Rusya ile Ermenistan arasındaki işbirliğinin sona ermesi demekti. Keza ekonomik açıdan gelişen bir Ermenistan, diasporada, özellikle Çerkesya’da yaşayan Ermeniler için çekim merkezi haline gelebilir, diaspora Ermenileri, “Ermeni Soykırımı”nı tanıyan Rusya’nın kontrolünden çıkabilirdi.
Bu nedenle, Paşinyan’ın iktidarda kalması, bunun için Azarbeycan’ın Karabağ’dan ileri gidip Ermenistan’a, (Zengezur’a) saldırmaması gerekiyordu. Çünkü böyle bir durumda, Rusya’nın Ermenistan’a müdahale etme hakkı doğar; Paşinyan iktidarda kalamaz, yerine büyük ihtimalle Koçaryan veya onun gibi biri gelirdi.
Ama bu yazdıklarımızı anlamayan lümpenler, Türkçü propagandanın da etkisiyle, bize hemen “Ermeni sevici” damgası yapıştırdılar.
Böyle birçok örnek var…
Sorun şurada: Artık kimse bırakın kitabı, “uzun, 3-5 sayfalık yazı” bile okumuyor. Okumadıkları gibi, “yaa bu kadar uzun yazma” diyorlar.
Bunlardan bazıları, Ukrayna-Rusya savaşı başladığından beri, Rusya'nın kesin yıkılacağına ve Rusya sonrasına hazırlanmamız gerektiğine inanıyorlar. İnansınlar, hatta böyle bir şeye inanmaları için, ilk bakışta, haklı nedenleri de var. Ama bunlar sadece hayaller kurmuyor, kendileriyle aynı hayalleri kurmayanlara olmadık yakıştırmalar yapıyor, hakaretler ediyorlar.
Mesela Tahir Abimiz yine “Rusya’nın aparatı” dedi bize.
Söylemlerinde yeni-özgün hiçbir şey olmayan, eski ulusal kurtuluş hareketlerini, teorilerini birebir taklit eden Abimiz, sadece teoride değil, söylemde de ne yazık ki kendisini yenileyemedi, 70’li yılların jargonuyla politika yapıyor.
O yıllarda, “yakın devrim hayali” kuran devrimciler için her şey siyah beyazdı. Sosyal demokratlar "sosyal faşist", Maocular "Maocu Bozkurt", silahlı gruplar "goşist"ti. Bazı sol gruplar, o kadar ileri gitmişlerdi ki, “son tahlilde karşı devrime hizmet eder” diyerek, herkesi “karşı devrimci” ilan edebiliyor, ediyorlardı. Sonuçta ne oldu? Türkiye, dünyada en çok sol içi çatışmasının yaşandığı ülke haline geldi. Demokratik hak ve özgürlükler için bile “birlik” olunamadı.
Başka ülkelerdeki demokratik hareketlere imrenerek bakıyor, “yaa bizde iki kişi bile yanyana gelemiyor” diyorlar; ama bunun nedenleri üzerine kafa yormuyor, aynaya bakmıyorlar…
Tahir abi artık “yorgun”, kendisi olmayınca kimsenin sokağa çıkmıyor olmasına sitem ediyor; ama bu “duyarsız kitlenin veya gençlerin” Rusya’yı yıkmak için savaşacağı hayalini kurmaya devam ediyor. Bu hayali de olmasa, elinde anlatacak bir şey de yok yaa…
“Çerkesya Taburları” tutmadı, kimse “yıkıldı-yıkılacak” dedikleri Rusya İmparatorluğuna karşı elini taşın altına koymadı. Ama bundan da ders çıkarmadı, hata teoride değil, gençlerde diye düşünüyor.
Bir de bizde, "Rusya Aparatları"nda!
Tahir abicim, istiyorsanız gidin savaşın, sizi biz mi tutuyoruz?
Biz savaşmayacağız. Rusya'yı çok sevdiğimiz veya aparatı olduğumuz için değil; Rusya İmparatorluğu’nun yıkılması veya yaşaması üzerine bir gelecek kurgumuz olmadığı için. Bizim için en doğrusu, Rusya Federasyonu halklarıyla birlikte yürümek. Bir şeyler değişecekse, bunu Rusya Hakları ile birlikte değiştirmek. Çünkü Rusya’ya karşı bir savaşı kazanamayız ve Rusya’yı düşman belleyen hiçbir ülke bize “Çerkesya sözü” vermiyor.
Bana inanmıyorsan, 4. Resme bak. Ne diyor bu adam? “Biz ulus devlet kurmak değil, daha çok Rus öldürmek istiyoruz” diyor.
Diğer resimlere de bak Tahir abi. Brian'a. Bir karede, Çerkes soykırımını anlatıyor, başka bir karede "daha çok Rus öldürüyor"... Ama sence Çerkesya'yı kurmak istiyor, değil mi?
Nereden nereye? Dünya halklarının vicdanlarına seslenmekten, dünya halklarının katillerinin kucağına…
Ama "aparat" olan biziz, Rusya'dan deport edilen, 35 yıl giriş yasağı alan biz, öyle mi?
Not: Son günlerde neden bütün Çerkes ulusunu ilgilendiren konularda ve günlerde bile yan yana gelemiyoruz diye soran gençlere ve Adıges” grubuna:
Bunun en önemli nedeni:
1- Kurumlarımızda ve toplumumuzda “demokratik kültür”ün, hayata bakış açıları farklı olanların kendilerini ifade etme, politika yapma olanaklarının olmaması;
2- Geleceğe yönelik öngörüler üzerine kurgulanan projelerde ve söylemlerde bile “en doğruyu ben bilirim” hastalığı;
3- “Kahin”lerin, bildiklerini anlatmak yerine, kendileri gibi düşünmeyenleri susturma, karalama, itibarsızlaştırma politikaları'dır.
Bir ulusun, ulusal mücadelenin parçası olduğunu-olduğumuzu bilmeyen, grupçu kafayla ulusal politika yapıp kurumlarımızı yönetenler birlik önündeki en büyük engellerdir.
Hatko Schamis
18.06.2026




