21 Mayıs’ta Birliğin Önemi Hatko Schamis

#13393 Ekleme Tarihi 19/05/2026 05:50:11

Yine bir "21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü"nü anma günü öncesi birileri kılıçları çekip, sağa sola sallıyor. Eleştiri değil, kıyım yapıyor. Çoğu zaman haksız...

Attachment

Nalçık'ta, resmi kurumlar bu sene (de) atlı ve yaya "Anma Yürüyüşleri"ne izin vermeyeceklerini açıkladılar. Dünya Çerkes Birliği (DÇB)'nin Türkiye'de de bir çok derneğe ve kişiye gönderilen programında 21 Mayıs Anmasının "Hayat Ağacı" önünde yapılacağı, anmaya katılmak isteyenlerin kaldırımlardan yürüyebilecekleri yazıyor.  

Tabii ki kabul edilemez. Eğer kalabalıkların toplanması bir sorun, meydanlar ve yollar sakıncalıysa, kaldırımlar neden değil?

Doğrusu, sokaklara izin vermiyorlar, çünkü sokaklarda halkın inisiyatifi; sokaklardan dünyaya yayılan güçlü bir mesaj var. Bunu engellemek, dünyaya kaldırımlarda çarşıya-pazara gider gibi yürüyen örgütsüz, resmi iradeyi tanıyan insanlar görüntüsü vermek istiyorlar.   

Ama eleştiriler de haksız ve uçuk. Ankara Çerkes Derneği'nin açıklamasındaki "dünyanın farklı ülkelerindeki Çerkes diasporasında 21 Mayıs anmalarının herhangi bir engelle karşılaşmaksızın gerçekleştirilebilmesiyle karşılaştırıldında..." cümlesi şaşırtıcı. 

Türkiye'de engel yok mu? Ve biz bu engeli kabullenmiş değil miyiz? "21 Mayıslarda muhattabına gitmeliyiz" diyerek 2008, 2009, 2010, 2011...'de mesela Taksim'de Rusya Federasyonu temsilciliği önünde toplanmadık mı? Bu gelenek, bir anda, "izin alamama" nedeniyle kırılmadı mı? Sonraki yıllarda, yine bu yasak nedeniyle 21 Mayıs'ları anabileceğimiz alanlar, parklar aramadık mı?

Attachment

Hiç "bu yasağı kabul etmiyoruz, 21 Mayıs'ta Rusya temsilcilikleri önündeyiz" çağrısı yapan oldu mu? Daha da önemlisi, bu "değişiklik" nedeniyle, vatandan bize "hainler, korkaklar" dediler mi? 

Ama bu yanlışlara karşı, hem de yakın tarihi çarpıtarak, DÇB güzellemeleri yaparak verilen cevaplar de çok şaşırttı beni. 

Özellikle diasporadaki terminolojimizin "muhacir" veya "göçmen"den "sürgün"e veya "Kafkas Sürgünü"nden "Çerkes Soykırımı ve Sürgünü"ne değişmesinde, sokaklara taşınmasında kurumlarımız değil, informel gruplar ve örgütler yaptılar önderliği, hem de kurumlarınımızın ağır baskıları altında. 

Tabii, bu söylemlerin vatanda çok daha önce dillendirildiğini; (mesela 1989'da Nalçık'ta "Aşemez topluluğu" tarafından), keza yine Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nin 1992 yılında Çerkes Soykırımı ve Sürgünü"nü tanıdığını, tanınması için Duma'ya başvurduğunu ve DÇB'nin 90'lı yıllarda BM'e başvurular yaptığını unutmamak lazım. 

Bu süreçleri değerlendirirken, yapılan en büyük yanlış, "zaman mefhum'u"nun unutulması veya içerisinde yaşanılan "zaman"ın şartlarının görülmemesi ve "bireyler"in rollerinin abartılması veya değersizleştirilmesi. 

Soğukkanlı ve sağduyulu olmamız gerekiyor. Öyle, ağzı hep açık heybeden çıkarılıp, fütursuzca yapılan eleştiriler ve kullanılan sözcükler 21 Mayıs gibi, tarihimizde çok önemli bir günde bir araya gelmemizi, birlik olmamızı bile zorlaştırıyor, ilişkileri geriyor.  

Ne dün Taksim'de Rusya Federasyonu temsilciliği önünde toplananlar ve vatanda: Nalçık'ta, Maikop'ta, Çerkessk'te sokaklara çıkanlar kahramandı; ne de bugün artık Rusya Federasyonu temsilcikleri önünde toplanamayıp, 21 Mayıs için alan arayanlar ve vatanda sokaklara, alıştığımız gibi çıkamayanlar "hain".

Doğrusu, bizim, Çerkes halkının yapabilecekleri ve yaptıkları "zaman"ın veya "yasalar"ın izin verdikleri oldu hep. Hatta bunu kırma, değiştirme veya aşma çabaları bizzat bizim kurumlarımız tarafından engellendi veya değersizleştirildi. "Bizimle aynı şeyleri söylemiyor, ama bizim çocuğumuzdur" diyemedik hiç.   

Bu nedenle, Federasyonumuzun başkanları, gerek Yaşar Aslankaya'nın 2015'te gerekse Ünal Uluçay'ın bir kaç gün önce, Çerkes Soykırımı ve Sürgünü ile ilgili olarak "hayata bakış açıları farklı olan insanlarımız, gruplar var" söylemleri çok değerliydi. 

 Özetle, bugün şartlar, ne Türkiye'de ne de Rusya Federasyonu'nda istediğimiz herşeyi yapmaya izin veriyor. İstediklerimizi yapmanın bir bedeli var ve biz henüz bu bedeli ödemeye hazır değiliz. 

Nalçık'tan konuştuğumuz arkadaşlar da bunu dile getiriyorlar. Ve, "toplumda pek bir karşılığı olmayan DÇB'nin oynaması gereken bir rol var, bir görev var; ama bizim de hazırlıklarımız var" diyorlar.   

21 Mayıs'ta Çerkes halkının tüm dünyada birlik olması, kalabalık ve güçlü olması çok önemli. Buna zarar veren söylemler doğru değil. 

Merak etmeyin, vatanda da yurtseverler var.

Bülent Atçı arkadaşımızın öngörüsü ve bizi uyarması ile vatanda 21 Mayıs anmalarının kısıtlanmasına karşı "vatana gidiyoruz" diyerek örgütlediğimiz ( birilerinin onu bile "turistik gezi" diyerek alaya aldıkları ) etkinlikte, 2017'de gördük ve yaşadık. 

Sicim gibi yağan yağmurun altında yürüyen binlerce insan, biz alana girdiğimizde, "diasporadan soydaşlarımız da aramızda" anonsundan sonra "Adığe way way" sloganları atmaya başladılar, yağmurdan ıslanmasın diye çocukları naylon bir örtüyle korumaya aldılar ve bize şemsiye veya mont yağdırdılar.   

Onlar daha ölmediler ve ölmeyecekler.    

Hatko Schamis

19 Mayıs 2026

Not: Söylemeden geçemeyeceğim. Abhazya'nın veya Abhaz kurumlarının, kendi tarihleri ile ilgili olarak kendi çıkarlarına uygun tanımlar yapmaları, "Abhaz Soykırımı" değil, "Abhaz sürgünü" demeleri kendi bilecekleri bir iş. Ama hem de artık dünyaya mal olmuş 21 Mayıs'ı, "Kafkas Sürgünü" başlığı altında anmaları, böylece bir Kafkas halkı olan Çerkesleri de bu başlığın altında toplamaya çalışmaları üzücü.

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks