
Çarlık Rusya’sının 18. ve 19. Yüzyıllarda 101 yıl süren Çerkesya’yı işgal savaşı boyunca işlediği suçların bir soykırım ve sürgün olduğu artık toplumumuzda genel bir kabul görüyor.
Derli toplu bir dosyamız olmasa da, yeterince belge var.
Bu belgelerin ve bugüne kadar “Çerkes Soykırımı ve Sürgünü”nü toplumumuza ve dünyaya anlatma çalışmalarımızın sonucu olarak, bu sene 21 Mayıs etkinlikleri, birkaç istisna dışında, “Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nü Anma” başlığı altında organize edildi ve bizi izleyen siyasiler, sanatçılar, aydınlar da çoğunlukla bu tanımı kullandılar.
Bu gerçek, Kabardey Balkar ve Adığe Cumhuriyetleri 1992 ve 1996 yıllarında Çerkes Soykırımı ve Sürgünü'nü resmen tanıdıkları ve RF Parlamentosu Duma'ya tanınması için başvurdukları halde, diasporada bütün Kuzey Kafkas Halklarını kucaklamaya ve temsil etmeye çalışan örgütlülüğümüze ve vatanla ilişkilerimize zarar verebilir kaygısı ile bu kadar güçlü bir şekilde dile getirilmiyordu.
Son 15 yılda Çerkes halkı kendisini yeniden yarattı:
Artık ulusal kimliği "Çerkes"i ve vatanı "Çerkesya"yı daha güçlü sahipleniyor ve kendi ulusal çıkarlarını önceliyor. Bu, 21 Mayıs anmalarına da yansıyor. Vatan ile paralel programlar yapılıyor, benzer pankartlar taşınıyor ve ortak sloganlar atılıyor.
Bir de büyük çoğunluk artık “Çerkes Sorunu nedir?" diye tartışmıyor; hemen herkes Çerkes Sorunu'nu doğru olarak tanımlıyor: “Soykırım ve sürgün ile dünyaya dağıtılmış olmamız”dır diyor. Her ulusal mücadelenin öncelikli hedefi olan, "vatanda birlik" özlemi büyüyor.
Ama bu, yeni tartışmaların ve belki de ayrışmaların kapısını aralayan bir ilerleme. Çünkü artık sorunun ne olduğunu değil, sorunun nasıl çözüleceğini konuşuyoruz-konuşacağız.
Biz, ilk günden beri, Rusya Federasyonu bünyesinde olan “devletlerimiz”in ve kurumlarımızın 1990’lı yıllarda aldıkları kararlar doğrultusunda, soykırım ve sürgünün sonuçlarının telafi edilmesi üzerinden bir gelecek inşa etmeyi planladık.
Ve Çerkes halkının birliği, ancak tarihi vatanı Çerkesya'da mümkün olduğu için, "vatan, ulusal mücadelemizin siyasi merkezidir" dedik. Ama bu, vatanda yapılan veya yaşanan herşey doğru demek değil; "vatana rağmen herşey yapılamaz" demekti.
Vatandaki siyasi statü, yani Çerkes (Adığe) halkının Adığe, Çerkes, Kabardey, Şapsugh, Ubıh… olarak bölünmüş olması, Çerkes (Adığe) halkının, Rusya Federasyonu anayasasında da yazıldığı gibi, tarihi vatanı Çerkesya’da bir ve birlik olmasının önünde bir engeldi. Ama bu yanlışın tarihsel ve siyasi nedenleri vardı, birden bire değişmesi mümkün değildi. Anlattık, sabırla anlattık, kampanyalar örgütledik, nüfus sayımlarında Çerkes Ulusal kimliğinin kaydedilmesini sağladık.
Çerkes ulusal kimliği ve Çerkesya popüler oldu, ulusal bilinç büyüdü.
Hayata ve Çerkes Sorunu'na bakış açımızı o günlerde yayınladığımız “Biz Kimiz ve Ne İstiyoruz?” broşürümüzde ve “Çerkesya’nın Yeniden İnşası Ne Demektir” başlıklı olanı başta olmak üzere, onlarca “Bakış Açımız” yazımızda anlattık. Ve bazı ilkeler belirledik:
“Çerkes Sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle ve Rusya Federasyonu’na rağmen değil, Rusya Federasyonu ile birlikte çözülebilir ancak” ve “önceliğimiz sınırların değişmesi veya Rusya'nın Çerkesya'dan kovulması değil; Çerkes halkının tarihi vatanı Çerkesya’da birlik olmasıdır” dedik.
“Dönüşçü” olduğumuzu söyledik, ama bize “Dönüşü” anlatan büyüklerimizin bazı tanımlarını ve yöntemlerini güncellemek istedik. “Kendi kaderini tayin hakkı”nın vatana dönüş ve demografik sorunun çözülmesi sonrasına ertelenmesini ve vatana dönüş için "Rusya Federasyonu ile iyi ilişkilerimiz olmalı” söylemini doğru bulmuyorduk mesela.
Tezlerimizi veya doğrularımızı açık ve net olarak anlatmalı, diyaloğu bu tezler ve ulusal bilinç üzerinde kurmalıydık.
Bu doğrultuda, 2010 yılında, Rusya Federasyonu’na, “Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nü tanıması ve sonuçlarını telafi etmesi için, RF'nun Ankara Büyükelçiliği üzerinden resmi bir başvuru yaptık.
21 Mayıs’larda Rusya Federasyonu’na karşı düşmanlığı büyüten, “Rusya Kafkasya’dan ( veya Çerkesya’dan ) Defol” ve “Katil Putin” gibi sloganların ve söylemlerin yanlış olduğunu söyledik.
”İntikam Değil, Adalet İstiyoruz” sloganını formüle ettik.
Ve 2011 yılının 21 Mayısında, Taksim’de, RF Konsolosluğuna yalnız yürüdük, Konsolosluğa taleplerimizi yazılı olarak ilettik.
Bugün, Rusya-Ukrayna savaşının da etkisiyle, birilerinin dillerine doladıkları “Rusya Sonrası”na hazırlanma söyleminin tohumları, Birleşik Kafkasya geleneğinden gelenler tarafından o günlerde atıldı. Bizim taleplerimizi Konsolosluğa yazılı olarak vermemizi doğru bulmuyor, “biz, dünya halklarının vicdanlarına sesleniyoruz” diyorlardı. Bu, diyaloğun reddedilmesi ve atılan sloganlarla birlikte ele alındığında, “biz Rusya düşmanlığını büyütmek istiyoruz” demekti.
Artık Çerkesya söylemini sahiplenen, hatta "Çerkesyacı" olan bu arkadaşlar, Birleşik Kafkasya geleneğinden kopmadılar, sadece Çerkesya'yı söylemlerinde daha görünür yaptılar. Artık "Birleşik Kafkasya"cı değil; "Birleşik Çerkesya"cılar. Ama felsefe aynı, yöntem aynı: Rusya defolacak, biz Çerkesya'yı kurup, gül gibi yaşayacağız...
Yine o yıllarda, Gürcüstan, Çerkes Sorunu’nu gündemine aldı. Konferanslar örgütledi ve sonunda Çerkes Soykırımını tanıdı. “Kafkasyalılık” kimliği ve “Abhazya hassasiyeti” nedeniyle Gürcistan’dan uzak duran kurumlarımızdan ve informel gruplardan farklı olarak biz bu süreci hiç tereddüt etmeden destekledik. Ve sonrasında, Baltık ülkeleri dahil, birkaç ülkede daha Çerkes Soykırımının tanınması için yapılan çalışmalara destek verdik.
Çünkü, Gürcüstan’ın ve Çerkes Soykırımı’nı gündemine alacak ülkelerin niyetlerinden bağımsız olarak, Çerkes Soykırımının BM üyesi ülkeler tarafından tanınmasını önemli ve değerli buluyorduk.
Elbette süreci, Rusya Federasyonu karşıtlığı eksenine oturtmak veya kendi çıkarları için kullanmak isteyenler olacaktı, oldu da; ama buna da tavır aldık. Gürcüstan’da yayınladığımız “Anaklia Deklerasyonu” bu konudaki kararlılığımızın bir ilanıydı.
Biz, hala Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün sonuçları telafi edilmeden, Çerkes halkı yeniden tarihi vatanımız Çerkesya’da birlik olmadan, ama Rusya Federasyonu’na rağmen Çerkes Sorunu’nun çözülemeyeceğini anlatıyoruz.
Bir Çin atasözü, “bu nehir bir gecede donmadı, bir günde çözülmez” der. Politik mücadeleye böyle, uzun vadeli bakıyoruz. Mücadeleye bizden önce katkı sunanların omuzlarında yükseldik, bizden sonrakiler de bizim omuzlarımızda yükselecekler.
Biz onlara bir yol açmaya çalışıyoruz. Çerkes halkının bütün sorunlarına değil; bütün sorunların anası: Çerkes halkının dağılmışlık ve bölünmüşlüğüne bir çözüm arıyoruz.
Kendimizi, hemen hemen bütün yayın organlarımızı ve etkinliklerimizi “Çerkesya” ve "Çerkesyalı” kimliği altında örgütlememizin nedeni ulusal kimliğimizi güçlendirmek için. Bu kimlik ne kadar güçlü olursa, içerisinde yaşadığımız ülkelerin siyasi ilişkilerinden ve sorunlarından o kadar kolay ve hızlı kurtuluruz.
Ve Çerkesya bilinci olan, bu Çerkesya’da, hayata bakış açıları farklı olan insanların da yaşayacağını bilir. Birlik ve özellikle örgüt içi demokrasi, bu bilinç varsa mümkündür.
Bu nedenle, herkesin, yanlış bulduğumuz düşüncelerine dahi saygı duyuyor, bunu hem davranışlarımızda hem de yayın ve örgütlenme politikalarımızda göstermeye çalışıyoruz.
Zaman zaman yanlış anlaşılsa da, sayfalarımızda katılmadığımız düşüncelere de yer veriyoruz. Ve başkalarının düşüncelerini, yazılarını veya haberlerini çarpıtmadan, değiştirmeden yayınlıyoruz. Mesela Adığe Cumhuriyeti Başkanı, “Kafkas Savaşı Kurbanları” demişse, bunu “Çerkes Soykırımı ve Sürgünü kurbanları” diye düzeltmiyoruz. Değiştiğimiz için değil; değiştirmek etik olmadığı için.
Son olarak, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçiliği bu sene, 21 Mayıs’ta bir açıklama yaptı. “1763-1864” yılları arasında yaşanan Kafkas Savaşı kurbanları için üzüntülerini dile getirdi.
Bu, sevindirici bir gelişmeydi. Bu nedenle, biz de Büyükelçiliğe bir “mektup” yazdık. Rusya Federasyonu’ndan, 1763-1864 yılları arasında yaşanan savaşta büyük acılar yaşayan, dünyaya dağılan ve asimile olan Çerkes (Adığe) halkının sorunlarını çözmek için adımlar atmasını istedik. Tıpkı 15 sene önceki gibi.
İsterdik ki, bütün kurumlarımız, herkes böyle bir adım atsın veya destek versin. Sanırım Büyükelçiliğin açıklamasının önemini göremediler veya hazır değillerdi veyahutta Rusya Federasyonu ile her türlü diyaloğu yanlış bulan ve “Rusya Federasyonu sonrası”na hazırlanan birilerinin olası eleştirilerinden çekiniyorlar.
Çünkü "Rusya Federasyonu sonrası"na hazırlananlar; Rusya Federasyonu'nun kesin olarak dağılacağı hayalini kuruyor, Rusya ile diyaloğun bir faydası olmaz diye düşünüyor ve Rusya karşıtlığı yapmayan herkesi "Rusçu" diyerek itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.
Vatanda 21 Mayıs Anma Yürüyüşüne izin verilmemesini çok ağır eleştirdiler, insanları yasağı tanımamaya çağırdılar; ama kendileri de Türkiye'de Rusya Federasyonu temsilcilikleri önüne gidemediler, pankartlarını ve bayraklarını istedikleri yerlere asamadılar. Bunu eleştirmiyorum, çünkü bizim yapabileceklerimizin sınırlarını biliyorum. Ama çifte standartı eleştiriyorum.
Bugün herkes yaşadığı ülkenin izin verdiği ve gücünün yeteceği etkinlikler örgütlemeli; şu veya bu nedenle yapılamayanları bir sonraki sene daha iyi yapmaya çalışmalı. Eleştiriler, moral bozmamak için, etkinlik öncesi değil, sonrası yapılmalı.
"Rusya Federasyonu'ndan sonra..." hayali kuranları bir sonraki yazımda anlatacağım.
Hatko Schamis
29. 05. 2026




