1 Ağustos: Vatana Dönüş Bir Göç Değil, Tarihsel Bir Haktır 

#13768 Ekleme Tarihi 01/08/2026 09:33:44

 

1 Ağustos, Çerkes halkının "Vatana Dönüş Günü" olarak kutladığı gündür. Bu günün temeli, 1998 yılında Yugoslavya'da süren iç savaş sırasında Kosova'da yaşayan yaklaşık 150 Çerkesin, dönemin Çerkes kurumlarının girişimleri, Adığe Cumhuriyeti yetkililerinin çabaları ve Rusya Federasyonu'nun onayıyla, tarihî vatanları Adığe Cumhuriyeti'ne yerleştirilmesine dayanır. Ancak 1 Ağustos'un anlamı, yaşanmış bu tarihî dönüşü anmakla sınırlı değildir; çünkü o gün vatana ulaşanlar, birkaç ailenin değil, sürgün edilmiş bütün bir halkın ortak umudunu temsil etmiştir. Bu nedenle 1 Ağustos, geçmişte gerçekleşmiş bir dönüşün hatırasından çok, henüz tamamlanmamış bir tarihsel sürecin ve Çerkes halkının vatana dönüş hakkının sembolüdür. 

Bir halkın kendi vatanına dönme talebi, ne bir nezaket ricasıdır ne de bir devletin insafına bırakılacak bir konudur. Çerkes halkı için bu mesele, yüz altmış yılı aşkın bir sürgünün ardından hâlâ çözülmemiş, ertelenmiş ve çoğu zaman görmezden gelinmiş bir adalet borcudur. Bu borcu hatırlatma sorumluluğu ise her şeyden önce Çerkes halkının kendisine aittir. 

Hiçbir hak, sahibi onu talep etmedikçe kendiliğinden teslim edilmez. Dönüş meselesi de böyledir. Dünyanın dört bir yanına dağılmış Çerkes diasporası, bu talebi net, kararlı bir iradeyle dile getirmek zorundadır. Bu irade; örgütlenmeyle, uluslararası kamuoyunu bilgilendirmekle, akademik ve hukuki çalışmalarla, diplomatik girişimlerle ve en önemlisi, yeni kuşaklarda milli bilinç ve vatan bağı güçlendirilerek ortaya konulabilir. Bu çalışmalar olmadığı sürece dönüş hakkı yalnızca duygusal bir özlem olarak kalacak, siyasi ve hukuki bir talebe dönüşemeyecektir. 

Bu konunun muhatabı bellidir. Rusya Federasyonu, Rus Çarlığı'nın mirasçısı olarak 19. yüzyılda gerçekleştirilen Çerkes soykırımı ve sürgününün sonuçlarıyla yüzleşmek zorundadır. Bu sorumluluğu hatırlatmak, geçmişi bugüne taşımak ya da bir devlete veya halka düşmanlık gütmek değil, bugüne kadar çözülememiş bir adalet meselesini gündemde tutmaktır. Çünkü soykırım ve sürgün, tarihte kapanıp kalmış bir olay değildir. Sonuçları bugün de devam eden; milyonlarca Çerkesin hâlâ vatanı dışında yaşamasına, kuşaklar boyunca süren asimilasyona, milli kimliğin zayıflamasına ve dil kaybına yol açan tarihsel bir süreçtir. 

Rusya Federasyonu'nun sorumluluğu, öncelikle bu tarihsel gerçekliği açıkça kabul etmesiyle başlar. Ancak sorumluluk burada kalmamalı, bu kabul Çerkes halkı açısından hukuki ve idari düzenlemelerle somut ve uygulanabilir politikalara dönüştürülmelidir. Bugün bu sorumluluğun yerine getirildiğini söylemek mümkün değildir; bunun en açık göstergesi, geri dönüş hakkının hâlâ hukuki güvenceye kavuşturulmamış olmasıdır. 

Zaman zaman dönüşün önünde herhangi bir engel bulunmadığı, isteyen herkesin zaten dönebildiği ileri sürülmektedir. Bu görüşe dayanak olarak da bugüne kadar birkaç bin Çerkesin bireysel girişimleriyle tarihî vatanı Çerkesya'ya yerleşmiş olması gösterilmektedir. Bu insanların ortaya koyduğu irade, fedakârlık ve kararlılık kuşkusuz son derece değerlidir. Ancak bu örnekler, geri dönüş hakkının tanındığını değil; aksine, dönüşün bireysel çabalarla sınırlı kaldığını göstermektedir. Nitekim bugün gelinen noktada bu bireysel dönüş süreci büyük ölçüde durmuş, sürdürülebilir ve düzenli bir geri dönüş hareketine dönüşememiştir. 

Mesele, Çerkeslerin mevcut RF vatandaşlık ve göç mevzuatı çerçevesinde bireysel olarak tarihî vatanlarına yerleşebilmesi değildir. Asıl mesele, Çerkeslerin sürgün edilmiş bir halk olarak geri dönüş hakkının tanınması ve bu hakkın hukuki güvence altına alınmasıdır. Bugün böyle bir hak mevcut değildir; dolayısıyla "dönüşün önünde engel yok" söylemi, aslında hukuken hiç tanımlanmamış bir hakkın fiilen var olduğunu varsaymaktadır.  

Bu noktada sıkça örnek gösterilen RF'de var olan "Soydaşların (soathechestvenniki) Gönüllü Yeniden Yerleşimi Devlet Programı" da Çerkes meselesine çözüm olarak sunulamaz. Çünkü bu program Çerkeslere özgü değildir; eski Sovyet coğrafyasındaki farklı topluluklara yönelik genel bir göç programıdır. Nitekim programın asıl amacı da tarihsel bir adaletsizliği gidermek değil, Rusya Federasyonu'nun demografik ve işgücü ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bu haliyle program, Çerkes halkının sürgün gerçeğini esas almaz, Çerkes kimliğine dayalı özel bir statü tanımaz ve dönüşü tarihsel bir hak olarak değil, sıradan bir işgücü göçü prosedürü olarak değerlendirir. 

Bir Çerkesin bu program kapsamında Rusya Federasyonu'na yerleşmesi ile dünyanın herhangi bir ülkesinden bir kişinin aynı prosedürleri izleyerek yerleşmesi arasında hukuken kayda değer bir fark bulunmamaktadır. Dünyanın herhangi bir ülkesinden herhangi bir kişi zaten mevcut prosedürleri takip ederek Rusya Federasyonu vatandaşlığına başvurabilir; bu sıradan bir idari süreçtir. Çerkeslerin talebi bunun tamamen ötesindedir: zorla koparıldıkları kendi tarihî vatanlarına, sürgün edilmiş bir halk olarak kendi kimlikleriyle dönmektir. Bu iki durum aynı hukuki kategori içerisinde değerlendirilemez. Böyle bir değerlendirmede hem sürgünün doğurduğu tarihsel sorumluluk görünmez hâle gelir hem de dönüş meselesi yalnızca vize, oturum ve vatandaşlık bürokrasisine indirgenmiş olur. 

Gerçek çözüm ise açıktır: Çerkeslerin sürgün edilmiş yerli bir halk olarak statüsü tanınmalı, vatana dönüşleri kendi kimlikleri esas alınarak güvence altına alınmalıdır. Genel göç mevzuatından bağımsız, Çerkeslerin tarihsel durumunu dikkate alan özel bir hukuki geri dönüş mekanizması oluşturulmalıdır. Oturum ve vatandaşlık süreçleri keyfi uygulamalardan arındırılmalı; şeffaf, öngörülebilir ve hukuki güvenceye sahip bir sisteme kavuşturulmalıdır. 

1 Ağustos'un bize hatırlattığı en önemli gerçek, yalnızca 1998 yılında vatana ulaşan kafileyi anmak değildir; aynı zamanda henüz tamamlanmamış bir tarihsel sorumluluğu, yerine getirilmemiş bir adalet borcunu ve vazgeçilmemesi gereken bir hakkı hatırlatmaktır. 

Çerkes halkı, dönüş hakkını ortak bir iradeyle savunmaya devam etmelidir. Rusya Federasyonu ise bu iradeyi görmezden gelmek yerine, tarihsel sorumluluğunu hukuki ve siyasi adımlarla yerine getirmelidir. Çünkü gerçek barış, geçmişi unutmakla değil; geçmişin doğurduğu adaletsizlikleri gidermekle mümkündür. 

Dönüş bir göç değildir. Dönüş bir imtiyaz değildir. Dönüş, sürgün edilmiş bir halkın kendi vatanıyla yeniden buluşmasıdır. Ve bu, bir ayrıcalık değil; Çerkes halkının devredilemez hakkıdır. 

Hakhu Nart 
01.08.2026 

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks