Kelimelerin Ötesini Okumak: Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçiliği’nin 21 Mayıs Çıkışı

#13444 Ekleme Tarihi 24/05/2026 09:49:28

Kelimelerin Ötesini Okumak: Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçiliği’nin 21 Mayıs Çıkışı ve Çerkes Siyasetinin Sınavı  

Rusya Federasyonu (RF) Ankara Büyükelçiliği, bu 21 Mayıs’ta sosyal medya hesaplarından Türkçe ve Rusça bir açıklama yayımladı. Açıklamada; Rusya ve Türkiye’nin 1763-1864 arasındaki olayları andığı belirtilirken, Kafkas Savaşı Kurbanları Anısına Anma ve Yas Günü dolayısıyla Adığeya Cumhuriyeti Başkanı Murat Kumpilov’un sözlerine yer verildi. Açıklamanın sonunda ise artık oldukça aşina olunan o vurgu tekrar edildi: “Çerkeslerin Rusya’da federal bölgeleri var; dilleri, kültürleri ve hakları anayasal güvence altında.”  

Uzun yıllardır Moskova tarafında oluşan resmi sessizlik düşünüldüğünde bu açıklama dikkat çekici bir gelişmedir. Özellikle Boris Yeltsin döneminden sonra Moskova’nın "Çerkes Sorununa" büyük ölçüde güvenlikçi, mesafeli ve kontrollü bir yaklaşım benimsemesi dikkate alındığında, bu çıkış sıradan bir diplomatik paylaşım olarak görülmemelidir.  

Ancak burada iki büyük hatadan kaçınmak gerekir.  

Birinci hata; bu açıklamayı “tarihsel yüzleşme” veya köklü bir politika değişikliği olarak yorumlamaktır.  

Gerçekçi olmak gerekir. Rusya Federasyonu gibi büyük devletler, özellikle savaşların ve küresel güç mücadelelerinin yoğunlaştığı dönemlerde tarihsel meselelerde duygusal değil stratejik hareket eder. Bugün Moskova’nın çıkıp Çerkes Soykırımı’nı tanımasını beklemek gerçekçi değildir. Birkaç cümlelik diplomatik açıklamayı tarihi bir kırılma gibi sunmak ciddi bir yanılgı olur.  

İkinci hata ise; bu açıklamayı tamamen değersiz görüp hiçbir anlam taşımıyormuş gibi davranmaktır.  

Çünkü siyaset yalnızca büyük kırılmalarla değil, bazen küçük söylem değişiklikleriyle de şekillenir. Yaklaşık otuz yılı aşkın bir sessizlikten sonra Rusya Federasyonu adına yapılan böyle bir açıklama, en azından yeni bir tartışma ve diplomatik alanın oluştuğunu göstermektedir.  

Asıl mesele ise bu alanın Çerkesler tarafından nasıl kullanılacağıdır.  

Diaspora içerisinde farklı yaklaşımların olduğu açıktır.  

Bir kesim, tarihsel acılar ve günümüzde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle Rusya Federasyonu’na tamamen olumsuz yaklaşmaktadır. Bu duyguları taşıyan insanların önemli bir kısmının samimiyeti anlaşılabilir ve meşrudur. Çünkü sürgünü yaşamış bir halkın kendi tarihsel travmasını unutması beklenemez. Üstelik Rusya Federasyonu uzun yıllardır Çerkeslerin temel taleplerine karşı çoğu zaman sessiz, duyarsız ve mesafeli davranmıştır. Bu nedenle diasporadaki güvensizlik ve hayal kırıklığı anlaşılırdır.  

Diğer tarafta ise, Rusya’yı eleştirmemeyi temel siyaset haline getiren bir yaklaşım vardır. Bu kesimin bir bölümü samimi biçimde “mevcut şartlar içinde elde olanı koruma” düşüncesiyle hareket etmektedir. Var olan cumhuriyetlerin, kültürel alanların ve mevcut dengelerin korunmasını öncelikli görmektedirler.  

Bir diğer yaklaşım ise; duygusallıktan uzak, gerçekçi ve uzun vadeli bir siyasi akıl geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bana göre Çerkes halkının geleceği açısından ihtiyaç duyulan yaklaşım da budur.  

Çerkeslerin bugün ne romantik hayallere ne de teslimiyetçi politikalara ihtiyacı vardır. İhtiyaç duyulan şey; kendi gücünü bilen, kapasitesini abartmayan ama haklarından da vazgeçmeyen günün gerçekliğini dikkate alan stratejik bir siyasal akıl.  

Gerçekçi olmak gerekir. Çerkeslerin tarihi Çerkesya toprakları içerisinde bugün üç cumhuriyeti bulunmaktadır. Bu cumhuriyetler Rusya Federasyonu’nun federal birimleridir ve federal yasalar çerçevesinde hareket etmektedirler.  

Maddi ve siyasi gücümüz sınırlıdır. Diaspora parçalıdır. Siyasi ve toplumsal bedelleri göze alabilecek bir güç kapasitesine henüz sahip değiliz. Uluslararası sistem ise ahlaki değil, büyük ölçüde çıkar temelli işlemektedir.  

Bu nedenle ne Batılı devletlerin ilgisini “tarihsel Çerkes aşkı” olarak okumak gerekir ne de Moskova’dan gelen her açıklamayı “iyi niyet göstergesi” olarak görmek gerekir. Bugün Batı dünyasında Çerkes meselesine yönelik ilginin artmasının temel nedenlerinden biri, büyük ölçüde RF ile yaşanan küresel jeopolitik rekabettir. Aynı şekilde Moskova’nın ton değişikliğinin arkasında da yalnızca insani değil, stratejik kaygılar bulunmaktadır.  

Fakat tam da bu nedenle Çerkeslerin artık başkalarının ajandalarının nesnesi değil, kendi ajandasının öznesi olması gerekir.  

Çerkes meselesi; ne Batı’nın RF’ye karşı kullanacağı geçici bir kart, ne de Moskova’nın “kontrollü folklor” alanına sıkıştıracağı bir mesele olmalıdır. Çerkesler her masaya kendi ajandalarıyla, kendi gücünün sınırlarını bilerek oturmalıdır.  

Bugün RF’den gelen bu açıklama; tarihsel adaletin sağlandığı anlamına gelmese de, tamamen görmezden gelinecek bir gelişme de değildir. Bu daha çok Moskova’nın Çerkes meselesinde tamamen sessiz kalmayı artık yeterli görmediğini gösteren kontrollü bir “açılım” işareti olarak okunmalıdır.  

Bu durumda yapılması gereken şey; başımızı çevirmek değil, tam tersine halkımızın taleplerini daha örgütlü, daha net ve daha akılcı biçimde ortaya koymaktır. Peki bu talepler neler olmalıdır?  

Çerkes halkı; tarihi hafızasının tanınmasını, diaspora-vatan bağlarının güçlendirilmesini, dönüş süreçlerinin kolaylaştırılmasını, federal soydaşlar kanunu çerçevesinde çifte vatandaşlık hakkını, anadil ve kültürel hakların korunmasını, diasporadaki dil ve kültür çalışmalarının desteklenmesini talep etmelidir. Bunu yalnızca duygusal sloganlarla değil; siyasi, hukuki, akademik ve diplomatik araçlarla yapmayı öğrenmelidir.  

Aynı zamanda Çerkesler, tarihsel adalet çağrısını dünyanın her kesimiyle konuşabilmelidir. Moskova'yla da, Batı'yla da, bölge ülkeleriyle de temas kurabilmelidir. Ancak bunu yaparken hiçbir küresel gücün geçici ajandasının piyonu haline gelmemelidir. Çünkü başkalarının hesaplarıyla hareket eden halklar, kendi geleceklerini kendileri belirleyemez.  

Ancak tüm bunlar için önce kurumsal bir iradeye ihtiyaç vardır. Benim şahsi görüşüm; mevcut kurum ve kuruluşlarımızın bu ihtiyacı karşılamakta yetersiz kaldığı yönündedir. Çerkes halkı, halk adına kapsayıcı ve meşru kararlar alabilecek bir Çerkesya Lhepq Xase'sinin (Çerkesya Ulusal Meclisi) nasıl oluşturulabileceğini düşünmek zorundadır.  

Sonuç olarak bugün yapılması gereken şey; ne öfkeyle tüm kapıları kapatmak ne de birkaç diplomatik cümle karşısında tarihsel gerçekleri unutmaktır. Çerkes halkı, duygusallık ile teslimiyet arasına sıkışmadan kendi siyasi aklını üretmek zorundadır. Akılcı siyaset tam da burada başlar.  

Hakhu Nart 
24.05.2026

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks