
Çerkes kamuoyunda son yıllarda giderek daha fazla tartışılan bir konu var: Çerkes halkının temel muhatabı kimdir?
Bu soru aslında yalnızca diplomatik bir tercih meselesi değildir. Aynı zamanda Çerkes halkının geleceğini nasıl kuracağıyla ilgili stratejik bir sorudur.
Şüphesiz yaşanan trajedinin, Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün tarihsel sorumlusu Çarlık Rusya’sıdır. Ancak bugün bu tarihsel mirasın siyasi ve hukuki muhatabı da Rusya Federasyonu’dur.
Bugün Çerkes halkının tarihi vatanı olan Çerkesya toprakları Rusya Federasyonu sınırları içerisindedir. Adığe Cumhuriyeti, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Rusya Federasyonu'nun federal birimleridir. Anadil, kültür, dönüş, vatandaşlık, diaspora-vatan ilişkileri, demografik yapı ve geleceğe ilişkin hemen hemen bütün temel meseleler doğrudan ya da dolaylı olarak Moskova'nın siyasi kararlarıyla ilişkilidir.
Bu nedenle hoşumuza gitse de gitmese de Rusya Federasyonu, Çerkes Sorunu’nun temel muhatabıdır. Bu bir tercih değil; geçmişin, mevcut siyasi gerçekliğin ve coğrafyanın ortaya çıkardığı bir durumdur.
Burada sık yapılan bir hata vardır. Bazıları, Rusya Federasyonu'nun geçmişteki ve günümüzdeki politikalarını haklı olarak eleştirirken, zamanla Rusya Federasyonu ile her türlü diyaloğu reddeden bir noktaya savrulmaktadır.
Oysa bir halkın muhatabıyla konuşması, o muhatabı sevdiği veya ona güvendiği anlamına gelmez. Diplomasinin mantığı zaten tam olarak budur. Anlaşmazlık yaşamadığınız devletlerle değil, anlaşmazlık yaşadığınız devletlerle müzakere yürütürsünüz.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri günümüzde Ermenistan’dır.
Ermenistan ile Türkiye arasında çok ağır bir tarihsel hafıza bulunmaktadır. Ermenistan ile Azerbaycan arasında ise yakın dönemde yaşanmış savaşlar, binlerce ölüm ve çok derin toplumsal travmalar vardır. Buna rağmen Ermenistan bugün Türkiye ile de Azerbaycan ile de görüşmektedir. Çünkü Erivan yönetimi bir devlet olarak bulunduğu coğrafyanın gerçeklerini görüyor. Sürekli kriz ve çatışma içerisinde yaşamanın Ermenistan'ı ekonomik, siyasi ve demografik olarak sıkıştırdığını farkında. Bu nedenle tarihsel hafızayı korurken aynı zamanda diplomatik kanalları açık tutmaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım tarihini unutmak değil, geleceğini de düşünmektir.
Bugün dünya genelindeki en amansız çatışmalarda bile bu rasyonel akıl devrededir. Örneğin ABD / İsrail - İran üçgeninde, taraflar bölgede doğrudan ya da vekiller üzerinden birbirleriyle savaşırken, diğer yandan arka kapı diplomasisiyle üçüncü ülkelerde masaya oturup kriz sınırlarını müzakere etmektedirler. Benzer şekilde, sahadaki en vahşi çatışma dönemlerinde bile İsrail ile Filistinliler, Rusya Federasyonu ile Ukrayna temas noktalarını açık tutmaktadır.
Bu örneklerin hiçbiri var olan iddialarından vazgeçmek ya da karşı tarafa güvenmek anlamına gelmez. Aksine, halkının, devletinin fiziki varlığını ve geleceğini koruma sorumluluğunun bir gereğidir.
Çerkeslerin de benzer bir gerçekçilik geliştirmesi gerekir. Rusya Federasyonu ile konuşmak; yaşanan acıları unutmak değildir. Rusya Federasyonu ile görüşmek; tarihsel adalet talebinden vazgeçmek değildir. Rusya Federasyonu ile temas kurmak; mevcut yanlış politikaları desteklemek anlamına da gelmez. Tam tersine, taleplerimizi doğrudan muhatabına iletebilmenin yoludur bu.
Burada ikinci bir hata daha ortaya çıkmaktadır. Bazı çevreler bütün stratejilerini "Rusya sonrası" senaryolar üzerine kurmaktadır. Ancak siyaset, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya ne zaman olacağı belli olmayan senaryolar üzerine inşa edilemez. Bugün ortada duran gerçeklik Rusya Federasyonu'nun varlığıdır. Bu nedenle bütün stratejisini yalnızca olası bir "Rusya sonrası" döneme bağlamak, bugünü ve mevcut imkanları yok saymak anlamına gelir. Tüm diyalog yollarını kapatmaktır. Daha önemlisi, böyle bir yaklaşım Çerkesleri pasif bir bekleyişe sürükleme riski taşır.
Peki o zamana kadar ne olacak? Diasporadaki asimilasyon devam edecek. Anadil kaybı devam edecek. Vatanla bağlar zayıflamaya devam edecek. Dönüş imkanları daralmaya devam edecek. Çerkes halkı geleceğini yalnızca başka güçlerin oluşturacağı koşullara bırakarak yaşayamaz.
Bu nedenle Çerkeslerin hem içeride hem dışarıda mücadele yürütmesi gerekir. Moskova ile de konuşmalıdır. Avrupa ile de konuşmalıdır. Amerika ile de konuşmalıdır. Uluslararası insan hakları kuruluşlarıyla da konuşmalıdır. Ancak bunu yaparken hiçbir küresel gücün ajandasına eklemlenmemelidir. Çerkes meselesi ne Rusya Federasyonu karşıtlığının bir aracı ne de başka güçlerin jeopolitik hesaplarının malzemesi haline gelmelidir.
Bizim merkezimiz Moskova da olmamalıdır, Washington da olmamalıdır, Brüksel de olmamalıdır. Bizim merkezimiz Çerkes halkının çıkarları olmalıdır.
Tam da bu nedenle bugün en büyük ihtiyaçlardan biri ortak ve meşru bir siyasi iradenin oluşturulmasıdır. Çerkes halkı yıllardır farklı kurumlar, farklı gruplar ve farklı çevreler üzerinden mücadele yürütmektedir. Bu çabaların her biri değerlidir. Ancak halk adına stratejik hedefler belirleyebilecek, uzun vadeli planlama yapabilecek ve farklı görüşleri aynı çatı altında buluşturabilecek kapsayıcı bir yapıya olan ihtiyaç her geçen gün daha fazla hissedilmektedir.
Bu nedenle Çerkes Halkı adına kararlar alabilecek onlaru uygulayabilecek Çerkesya Lhepq Xase (Çerkesya Ulusal Meclisi) fikrinin artık daha ciddi biçimde tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
Sonuç olarak Çerkes halkının önündeki tercih, Rusya Federasyonu ile diyalog ya da uluslararası çalışma arasında bir tercih değildir. Doğru olan ikisini birlikte yapabilmektir. Doğru olan; tarihsel hafızayı korurken gerçekliği inkâr etmemektir. Doğru olan; ne düşmanlık siyasetinde ne de teslimiyet siyasetinde savrulmamaktır. Doğru olan; kendi ajandası olan, kendi kurumlarını oluşturan ve kendi geleceğini planlayan bir halk olmaktır.
Çerkeslerin asıl ihtiyacı, başkalarının planlarında yer bulmak değil; kendi planını yapabilmektir.
Hakhu Nart
31.05.2026




