8 Eylül: Dilleri Kutlamak Yetmez, Yaşatmak Gerekir

#13894 Ekleme Tarihi 08/09/2026 11:14:47

8 Eylül, "Rusya Federasyonu Halklarının Dilleri Günü" olarak Rusya Federasyonu'nda (RF) ilk kez bu yıl kutlanıyor.

Bu gün, 4 Kasım 2025 tarihli ve 798 sayılı Devlet Başkanlığı Kararnamesi ile resmiyet kazandı.

8 Eylül tarihinin seçilmesi de tesadüf değil. Bu tarih; hem anadili Avarca hem Rusça eserler veren, halkların dostluğunun simge isimlerinden biri haline gelen büyük şair ve yazar Rasul Hamzatov'un doğum günü.

Rusya Federasyonu Eğitim Bakanlığı da bu günün amacını, ülkedeki halkların dillerinin korunması, desteklenmesi ve geliştirilmesi; kültürel mirasa saygı ve halklar arası birlik olarak açıklıyor.

Bu manada böyle bir günün ilan edilmesi elbette değerlidir. Fakat tam da bu nedenle, bugün daha önemli bir soruyu sormamız gerekiyor:

RF Halklarının dilleri için bu günün ilan edilmesi, o günün temsil ettiği dillerin gerçek hayatta yaşaması için yeterli midir?

Çünkü bir dili korumak, yılda bir gün o dil hakkında konuşmakla mümkün olmaz.

Bir dilin yaşayabilmesi için okulda, üniversitede, devlet kurumunda, televizyonda, sokakta, dijital dünyada ve ekonomik hayatta bir karşılığı olması gerekir.

Rusya Federasyonu Anayasası'nın 68. maddesinin ikinci fıkrası, cumhuriyetlere kendi devlet dillerini belirleme hakkı tanıyor. Bu dillerin, ilgili cumhuriyetlerin devlet organlarında, yerel yönetimlerinde ve devlet kurumlarında Rusça ile birlikte kullanılabileceği anayasal güvence altında.

Çerkesler özelinde baktığımızda bu hak, üç cumhuriyette farklı biçimlerde somutlaşıyor.

Adığe Cumhuriyeti Anayasası'nın 5. maddesi ve 1994 tarihli Dil Yasası, Rusça ile Çerkesçeyi — resmî terminolojide "адыгейский" (Adığece) — eşit haklara sahip devlet dilleri olarak tanımlıyor.

Cumhuriyetin kanunları ve resmî kararları her iki dilde yayımlanıyor ve hukuki güçleri eşit kabul ediliyor.

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Anayasası'nın 76. maddesi ve 1995 tarihli Dil Yasası; Çerkesçeyi — resmî terminolojide "кабардинский" (Kabardeyce) — Balkarcayı ve Rusçayı devlet dilleri olarak kabul ediyor.

Üstelik bu dillerin korunması, kullanılması, geliştirilmesi ve devlet organlarında, yerel yönetimlerde ve devlet kurumlarında eşit haklarla kullanılması anayasal güvence altında.

Karaçay-Çerkes cumhuriyeti Anayasası'nın 11. maddesi ise Çerkesçe, Karaçayca, Abazaca, Nogayca ve Rusçayı devlet dilleri olarak tanımlıyor.

Ancak aynı maddenin ikinci fıkrasında Rusça, etnik gruplar arası iletişim ve resmî yazışma dili olarak ayrıca belirtiliyor.

Dolayısıyla KÇC'deki model diğer iki cumhuriyetten hukuken farklı.

Bütün bu örneklere baktığımızda ortaya çıkan tablo açık:

Yerel dillerin anayasal statüsü zayıf değildir.

Sorun, anayasalarda ne yazdığı kadar, yazılanların günlük hayatta ne ölçüde uygulandığıdır.

Çünkü bir dilin "devlet dili" olarak ilan edilmesi ile gerçekten devlet dili gibi yaşaması aynı şey değildir.

Rusçanın Rusya Federasyonu'nun ortak iletişim dili ve federal devlet dili olması, milyonlarca insanın ortak iletişim ihtiyacını karşılaması ve devlet tarafından korunması son derece doğaldır.

Hatta Rusçanın korunmasına yönelik uygulamalar, konunun ne kadar ciddi ele alınabileceğini göstermesi bakımından bizim için önemli bir örnektir.

Rusya Federasyonu'nun devlet dili olan Rusça yalnızca devlet dairelerinde veya eğitim sisteminde korunmuyor.

Kamusal alanın tamamında görünür olması için hukuk mekanizmaları oluşturuluyor.

2025 yılında kabul edilen federal düzenlemelerle tabelalar, reklamlar, ilanlar ve çeşitli kamusal bilgilerde Rusçanın kullanımına ilişkin kurallar daha da sıkılaştırıldı; yerleşim yerleri ve konut kompleksleri gibi adlandırmalarda Rusça ve Kiril kullanımına ilişkin hükümler getirildi.

Yani devlet, Rusçanın yalnızca bir "ders" veya "resmî işlem dili" olarak kalmasını yeterli görmüyor.

Rusçanın sokakta görünmesini de dil politikasının bir parçası olarak görüyor.

Bir marketin tabelası bile bu politikanın konusu olabiliyor. Bu yaklaşımın kendisi anlaşılabilir.

Ancak burada çok daha temel bir soru ortaya çıkıyor:

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan tarafından konuşulan, Rusya Federasyonu gibi büyük ve güçlü bir devletin federal devlet dili olan Rusçanın kamusal görünürlüğünün korunması için hukuk gerekiyorsa, nüfusça çok daha küçük olan ve asimilasyon baskısı altında bulunan cumhuriyet dilleri neden yalnızca gönüllülüğe ve mevcut toplumsal talebe bırakılıyor?

Tam tersine, korunmaya daha fazla ihtiyacı olan dilin devlet desteğine daha fazla ihtiyacı olması gerekmez mi?

Varoluşsal risk taşıyan yerel dillerin eğitimde haftalık birkaç saatlik seçmeli ders kıskacına hapsedilmesi ciddi bir çelişki değil mi? Eğitimde yerel dillerin seçmeli ders statüsüne indirilmesi sıklıkla "halk böyle tercih ediyor" söylemiyle gerekçelendirilmektedir. Oysa bu yaklaşım, sorunun nedenini değil, uygulanan politikaların sonucunu yansıtır:

Uzun yıllardır kamusal alandan çekilen bir dile yönelik toplumsal talebin düşmesi doğaldır.

Devlet kurumunda karşılığı bulunmayan, iş imkânı yaratmayan ve dijital dünyada yer bulamayan bir dil için bilinçli olmayan ailelerin ısrarcı olmasını beklemek gerçekçi değildir.

Devlet politikası tam da burada devreye girmelidir. Çünkü devletin görevi yalnızca mevcut talebi ölçmek değildir. Devletin görevi, gelecekte bu talebin oluşabileceği şartları da yaratmaktır.

Yerel diller haftalık ders programının birkaç saatine sıkıştırılmış bir "kültürel ders" olmaktan çıkarılmalıdır.

Okul öncesinden başlayarak üniversiteye kadar uzanan, nitelikli ve sürekliliği olan bir dil eğitim modeli oluşturulmalıdır.

Bir dile: "Bu cumhuriyetinin resmî devlet dili." deyip ardından o dili haftada birkaç saatlik bir derse hapsetmek ciddi bir çelişkidir.

Rusya Federasyonu'nun herhangi bir yerinde yaşayan bir insanın Rusça bilmesinin gerekli görülmesinin nedeni açıktır. Rusça hayatın her yerindedir.

Devlet kurumundadır. Eğitimdedir. Üniversitededir. Televizyondadır. İş hayatındadır. Sokaktadır. İnternettedir. İnsan Rusçayı hayatının dışında bırakamaz.

O halde cumhuriyetlerin anayasal devlet dilleri için de benzer bir kamusal alan neden oluşturulmasın?

Yerel diller, yaşaması için önce kullanılabilecekleri bir hayat alanına sahip olmalıdır.

Bugün Tüm Rusya Devlet Televizyon ve Radyo Yayıncılık Şirketi (VGTRK) bünyesinde cumhuriyetlerde yerel dillerde haber ve kültürel programlar yayınlanıyor. Bu önemli bir adımdır. Ancak yerel dilin yaşaması için günlük birkaç saatlik yayın yeterli değildir.

VGTRK bünyesinde cumhuriyetlerin devlet dillerinde 7/24 yayın yapan güçlü, profesyonel ve ana akım bölgesel kanallar oluşturulmalıdır.

VGTRK'nin federal yayınında Rusça farklı kanallar nasıl mevcutsa, cumhuriyetlerde de VGTRK bünyesinde yerel dillerde çocuk kanallarından haber kanallarına kadar farklı yayınlar oluşturulmalıdır.

Çocuk programları olmalı. Haber olmalı. Spor olmalı. Belgesel olmalı. Dizi olmalı. Tartışma programları olmalı. Eğlence programları olmalı. Ekonomi ve iş dünyası programları olmalı.

Bir vatandaş televizyonu açtığında kendi dilini her gün her an duyabilmeli.

Cumhuriyet üniversitelerinde yerel diller ve edebiyatları üzerine bölümler ve anabilim dalları bulunuyor.

Ancak bu bölümlerde eğitim gören gençlerin mezuniyet sonrasında karşılaştığı en büyük sorunlardan biri istihdam. Bundan dolayı da gelecekte bu bölümler tamamıyla işlevsiz kalacaktır.

Dil politikasının ekonomik bir boyutu da vardır. Bir dilin gençlere gelecek sunamadığı yerde, o dilin gençler tarafından tercih edilmesini beklemek gerçekçi değildir.

Burada artık daha politik bir soruyla karşı karşıyayız. Eğer anayasalarda yerel diller devlet dili olarak tanımlanıyorsa; eğer bu dillerin korunması ve geliştirilmesi devletin görevi olarak kabul ediliyorsa; eğer bazı cumhuriyetlerin yasaları bu dillerin devlet kurumlarında eşit kullanılacağını açıkça söylüyorsa; neden bu hakların günlük hayattaki karşılığı aynı ölçüde güçlü değil?

Burada iki ihtimal vardır.

Ya cumhuriyetlerin kendi yönetimleri, ellerindeki anayasal ve yasal yetkileri yeterince kullanmıyor.

Ya da federal düzeyde oluşturulan uygulamalar, cumhuriyetlerin anayasal olarak tanıdığı dil haklarının gerçek anlamda kullanılmasını sınırlandırıyor.

Belki de iki durumun farklı oranlarda bir arada bulunduğu bir sistem söz konusudur.

Ancak hangi ihtimalin ne ölçüde geçerli olduğundan bağımsız olarak, ortada yalnızca bir dil politikası meselesi yoktur. Burada aynı zamanda Rusya Federasyonu'nun federal yapısının ve farklı halkların bu yapı içerisindeki konumunun nasıl hayata geçirildiği sorusu da vardır.

Çünkü Rusya Federasyonu yalnızca etnik Ruslardan oluşan bir ülke değildir. Farklı halkların, dillerin, kültürlerin ve tarihlerin bir arada yaşadığı çok uluslu bir federasyondur.

Etnik Ruslar dışındaki Federasyonun yerli ve kurucu halkları kendilerini Ruslarla yalnızca aynı sınırlar içerisinde yaşayan topluluklar olarak değil, aynı devletin eşit ve değerli halkları olarak gördüğü zaman Federasyonun bir anlamı olacaktır.

Rasul Hamzatov'un şu sözleri, bugünün anlamını en iyi şekilde özetler:

"Ve eğer yarın benim dilim yok olursa, bugün de var olduğum anlamını yitiririm."

Bugün, 8 Eylül 2026, Hamzatov'un doğum gününde, onun bu sözleri sadece birer afiş yazısı olmaktan çıkmalıdır.

Rusya Federasyonu'nun tüm dilleri yaşasın!

Rusça yaşasın, Çerkesçe yaşasın, Karaçay-Balkarca yaşasın, Abazaca yaşasın, Nogayca yaşasın, Avarca yaşasın, Tıvaca yaşasın, Yakutça yaşasın, Çuvaşça yaşasın, Tatarca yaşasın...

Ve tüm bu diller birlikte yaşasın!

Çünkü bir halkın dilini kaybetmesi, o halkın varlığını kaybetmesidir. Ve bir halkın varlığını kaybetmesi, tüm insanlığın bir renk kaybetmesidir.

Hakhu Nart
08.09.2026

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks