Gelecek Hayalimiz Ne?

#13195 Ekleme Tarihi 17/04/2026 01:14:35

Çerkes Bayrağı Günü’ne sayılı günler kaldı. Ancak ne yazık ki birkaç derneğimiz dışında birçok kurumumuzdan hâlâ bir program duyurusu bile yapılmış değil. Yıllardır alıştığımız bir gerçek var: Derneklerimizin takviminde neredeyse tek odak noktası 21 Mayıs. 

Elbette 21 Mayıs, Çerkes tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu tarih, bir halkın hafızasında silinmeyecek bir yara, unutulmayacak bir acıdır. Ancak şunu açıkça söylemek gerekir ki Çerkes milli bilincinin gelişmesi, vatan düşüncesinin güçlenmesi ve kimliğin korunması açısından yalnızca 21 Mayıs’a odaklanmak yeterli değildir. 

Bu noktada 25 Nisan Çerkes Bayrağı Günü, önemli ulusal günlerimizden biridir. Bu gün kesinlikle es geçilecek ya da dernek binalarında birkaç saatlik sade etkinliklerle geçiştirilecek bir gün değildir. Tam tersine, alanlara çıkılması gereken bir gündür. 

KAFFED, ÇERKESFED gibi kitlesel örgütler öncülüğünde bölgesel Bayrak Günü etkinlikleri düzenlenmelidir. Samsun’da, Kayseri’de, İstanbul’da, Ankara’da, Antalya’da, Adana’da bölge dernekleri bir araya gelmeli; etkinlikler merkezi noktalarda şehir meydanlarında yapılmalıdır. Çerkesler bayraklarını gururla sallayabilmeli, şehirlerin meydanlarında görünür olabilmelidir. 

Araba konvoyları düzenlenmeli, konserler organize edilmeli, Çerkesya’dan sanatçılar davet edilmelidir. Elbette bu işlerin ekonomik bir boyutu vardır. Ancak vatandan gelecek sanatçıların da bu özel günlerde maddi beklentilerini minimum seviyede tutarak diaspora ile dayanışma göstermesi gerekir. Diaspora ile vatan arasındaki bağ sadece sözlerle değil, somut adımlarla güçlenir. Bayrak Günü bunun için önemli bir fırsattır. Diasporadan gençler vatana gönderilmeli, ortak kültürel bağlar güçlendirilmelidir. 

Bundan 6-7 yıl önce Çerkesya’da Bayrak Günü çok daha coşkulu kutlanırdı. Maykop’ta, Çerkessk’te, Nalçik’te uzun araba konvoyları düzenlenir, Kabardey’de konvoylar köy köy dolaşırdı. Ancak basit gerekçeler öne sürülerek bu konvoyların yasaklanması, kutlamaların giderek salonlara sıkıştırılması büyük bir kayıptır. Bugün hem vatanda hem diasporada Bayrak Günü’nün dar alanlara hapsedilmesi, yalnızca bir organizasyon eksikliği değil, aynı zamanda bir perspektif sorunudur. 

Rus Evi Tartışması ve İki Uçlu Yaklaşımlar 

Son günlerde Ankara’daki “Rus Evi” tarafından duyurulan İstanbul ve Ankara’daki “Çerkes Kültürü Günleri” etkinliği tartışmaları beraberinde getirdi. Rus Evi Sosyal medya hesapları üzerinden yapılan duyurularda Adığeya’dan, Kabardey’den sanatçıların katılacağı, konser, resim ve belgesel gösterilerinin düzenleneceği ilan edildi. Afişlerde Rus Evi’nin yanı sıra KAFFED ve Dünya Çerkes Birliği logolarının yer alması, etkinliğin ortak bir organizasyon olduğu izlenimini yarattı. 

Ancak süreç ilerledikçe İstanbul ayağının İstanbul Büyükşehir Belediyesi organizasyonuna devredildiği görülüyor. Dikkat çekici olan nokta şuydu: KAFFED sosyal medya hesaplarından, İstanbul ayağı belediye organizasyonuna geçtikten sonra duyuru yaptı; ancak Ankara’daki Rus Evi etkinliğine katılsa da etkinlik için aynı görünürlükte bir duyuru yapılmadı. Bu durum ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Ankara’daki etkinliğin Rus Evi’nde yapılacak olması nedeniyle oluşabilecek tepkilerden çekinilmiş olabilir mi? Bu sorunun açık bir cevabı yoktur, ancak ortaya çıkan algı yönetimi sorunu göz ardı edilemez. 

KAFFED’in belki de en baştan öngördüğü tepki, kısa süre içinde bazı kesimlerden geldi. Bu “Rus Evi” organizasyonuna hızlıca olumsuz tepki verildi. Oysa burada tartışmanın zemini duygusal refleksler değil, gerçekler olmalıdır. 

Rus Evleri, Rusya Federasyonu’nun diğer ülkelerde yürüttüğü kültürel diplomasi araçlarıdır. Uluslararası ilişkiler literatüründe bu tür kurumlar “soft power” yani yumuşak güç araçları olarak tanımlanır. Bu durum yalnızca Rusya Federasyonu’na özgü değildir. Bugün birçok ülke benzer faaliyetleri başka ülkelerde yürütmektedir. Bu nedenle asıl tartışılması gereken soru şudur: Bu tür kurumlarla ilişki kurmak başlı başına bir sorun mudur? 

Bazı çevreler, her türlü teması reddeden sert bir “anti-Rus” refleksi sergilemektedir. Bu refleksin ortaya çıkmasında Moskova’nın Çerkes meselesine karşı yıllardır sergilediği kayıtsız tutumun büyük payı olduğu açıktır. Çerkeslerin taleplerine yönelik somut adımların atılmaması, bu tepkinin zeminini hazırlamıştır. Ancak her adıma otomatik olarak karşı çıkmak da sağlıklı bir yaklaşım değildir. 

Rus Evleri veya konsoloslukların sağlayabileceği maddi ve lojistik desteklerin diaspora faaliyetlerine katkı sunması mümkündür. Örneğin Çerkesya’dan dil öğretmenlerinin getirilmesi, Çerkesçe kurslarının açılması veya kültürel projelerin desteklenmesi gibi somut adımlar bu çerçevede değerlendirilebilir. 

Ne var ki bazı çevrelerin tutumu zaman zaman aşırı tepkisel bir noktaya ulaşabilmektedir. Örneğin İstanbul’da Ramazan ayında düzenlenen bir iftar programına Rusya Konsolosluğu’ndan bir temsilcinin katılması dahi otomatik olarak eleştirilecek bir durum gibi sunulmuştur. Oysa diplomatik temsilcilerin kültürel veya sosyal etkinliklere katılması uluslararası ilişkilerde olağan bir durumdur. 

Ancak burada diğer uç yaklaşım da unutulmamalıdır. “Aman Moskova’yı kızdırmayalım” anlayışı da en az karşı cephe kadar sorunludur. Sanki Rusya Federasyonu’nda Çerkesler adına her şey yolundaymış gibi davranmak, eleştiri yapmaktan kaçınmak ve verilenle yetinmek, Çerkes halkının geleceğine katkı sağlamaz. Çerkes Soykırımı’nın dünya kamuoyuna anlatılması gerektiğini savunanlara “dış güçlerin oyunu” demek de gerçeği görmezden gelmektir. İçeride sorunlar yokmuş gibi davranıldığı sürece, başka aktörlerin bu konuya dahil olması kaçınılmaz olacaktır. Gerçekçi yaklaşım, iki uç arasında denge kurabilmektir. 

Tartışma Kültürü ve Kuşaklar Arası Saygı 

Son dönemde kamuoyunda tartışılan konulardan biri de Çerkes edebiyatının önemli isimlerinden Meşbaşe İshak’ın farklı platformlarda kamuoyuna yansıyan konuşmalarıdır. Meşbaşe İshak yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda Çerkes edebiyatının hafızasını temsil eden bir isimdir. Bugün 95 yaşlarına yaklaşmış bir edebiyatçının görüşleri elbette eleştirilebilir. Hatta bazı görüşlerinin yanlış olduğunun düşünülmesi de doğaldır. Ama Çerkes kamuoyunun bu tür tartışmalarda daha toleranslı bir dil geliştirmesi gerektiği açıktır. 

21 Mayıs Nerede ve Nasıl Anılmalı? 

Bu yıl 21 Mayıs etkinliklerinin Kefken’de düzenleneceği yönünde bilgiler dolaşıyor. Kefken’in tarihsel anlamı tartışılabilir; Çerkeslerin o bölgeye çıkıp çıkmadığı üzerine farklı görüşler olabilir. Ancak şu gerçek açıktır: Kefken, Türkiye ve dünya kamuoyuna güçlü mesaj verebileceğimiz bir alan değildir. 

21 Mayıs, yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda tarihsel adalet çağrısı yapılması gereken bir gündür. Bu nedenle etkinlikler Rus Konsoloslukları önünde yapılmalıdır. Eğer bu mümkün olmuyorsa Ankara veya İstanbul gibi büyük şehirlerin merkezi noktalarında geniş katılımlı etkinlikler düzenlenmelidir. Ama her şeye rağmen, üç-beş kişinin konsolosluklar önüne siyah çelenk bırakması gibi simgesel etkinlikler yapılabilmeli; en azından buna izin alınabilmelidir diye düşünüyorum. Odak noktamız tarihsel adaleti dile getirmek olmalı, düşmanlık değil.  

Perspektif Sorunu ve Gelecek Hayali 

Bugün üzerinde düşünmemiz gereken temel mesele yalnızca tek tek etkinlikler değil, genel bir perspektif sorunudur. Çerkes tarihinin en önemli dünlerinden biri kuşkusuz 21 Mayıs’tır. Ancak bir yıl boyunca yalnızca bu tarihe odaklanmak doğru değildir. 

14 Mart Çerkes Dil Günü, 25 Nisan Çerkes Bayrak Günü, 13 Haziran Çerkesya Günü vd gibi ulusal günlerimiz yalnızca takvimde yer alan sembolik günler olmamalıdır. Bunlar, Çerkes kimliğinin yeniden üretildiği ve toplumsal bilincin güçlendirildiği alanlardır. Bu günlerin sıradan etkinliklerle geçiştirilmesi, uzun vadede toplumsal hafızanın zayıflamasına yol açabilir. Tam tersine, güçlü ve görünür organizasyonlar bu günlerin anlamını pekiştirebilir. 

Rusya ile ilişkiler meselesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bugün açık bir gerçek vardır: Çerkes sorununun çözümü, Çerkes halkı ile Moskova arasında kurulacak diyalogla mümkündür. Ancak Moskova bu konuda üç maymunu oynamaya devam ettiği sürece üçüncü tarafların devreye girmesi kaçınılmazdır. 

Bu nedenle Çerkeslerin kendi ajandalarıyla uluslararası kamuoyuna ulaşması, Çerkes Soykırımı’nı anlatması gerekli bir adımdır. Ancak bu adımlar Rusya düşmanlığı üzerinden değil, tarihsel adalet talebi üzerinden yürütülmelidir. 

Gelecek, doğru strateji, güçlü organizasyon ve net bir gelecek hayaliyle kurulacaktır.

Hakhu Nart

17.04.2026

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks