2026’da Dünyayı Yeniden Paylaşmaya Devam Edecekler… - Hatko Schamis

#12564 Ekleme Tarihi 03/01/2026 08:21:26

Eğer savaşların veya dünya savaşlarının bir kaç delinin: Putin'in, Trump'ın, Netanyahu'nun... veya bir diktatörünün işi olduğunu sanıyorsanız, son 10 yıldır dünyada yaşananları da anlayamazsınız. 

Doğrusu, bütün savaşlar, bir çıkar; bir paylaşım savaşıdır. 

Askeri olarak daha güçlü olanlar, kendilerine yönelik bir tehdidi bertaraf etmek veya güçlerinin yettiği ülkelerin zenginliklerini gasp etmek ve rakiplerini zayıflatmak için dünyanın ekonomik-siyasi olarak stratejik bölgelerini ele geçirmek isterler, bazen rakipleri ile anlaşırlar, bazen de savaş çıkar. 

Dünya, ikinci paylaşım savaşı sonrasının en derin krizini yaşıyor. Ve uluslararası kurumlar ile hukuk bu krizi yönetmek için yeterli değil. Bu nedenle yeni bir güçler dengesi kuruluncaya kadar devam edecek bir paylaşım savaşı sürecine girdik. 

İkinci paylaşım savaşı sonrası kurulan düzen veya denge iki nedenle bozulmuştu: Birincisi, Rusya Federasyonu, "Küreselleşme" adı verilen SSCB sonrası yıllarda çıkarlarını savunamayacak kadar zayıflamıştı. Ama toparlandı, küresel bir güç olarak çıkarlarına saygı duyulmasını istedi. Putin'in, "Eğer Rusya'ya saygı duyarlarsa, bizim başka savaş başlatmak gibi bir düşüncemiz yok" sözleri bu anlama geliyor. 

İkincisi, Çin, dünya ticaretini yönetebilecek kadar büyümüştü. Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne alınması, başta 1.5 milyarlık büyük bir pazarın küresel sisteme entegrasyonu demekti; Batı, bundan karlı çıkacağını düşündü; ama serbest ticaretten en çok yararlanan Çin oldu. Çin malları dünyayı "istila etti", Çin büyüdü, gelişti, güçlendi ve serbest ticaret, Batı'nın çıkarlarını tehdit etmeye başladı.

Putin, 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında,  bu soruna dikkat çekmiş, özetle: küresel güçlerin ve çıkarlarının yeniden tanımlanmasını, dünyanın barışçıl olarak yeniden paylaşılmasını ve bunun hukukunun yapılmasını önermişti. 

Ama, ABD'nin liderliğini yaptığı "Batı", bunu reddetti. 

Dünyayı güç yoluyla yeniden paylaşmaya karar verdiler. Çünkü bir yeniden paylaşım savaşı için, Rusya'nın ekonomik, Çin'in de askeri gücünün olmadığını düşünüyorlardı. 

Ukrayna'da örgütlenen "renkli devrim" veya "Maydan Devrimi", bu savaşın başlangıcıdır. Ve bu savaşı başlatan veya kışkırtan, Batı'dır. Ukrayna'nın bağımsız bir ülke olarak istediği ittifakta yer alabileceği iddiası uyduruktur. BM hukukuna göre bile, hiç bir ülkenin güvenlik tedbirleri, başka bir ülkenin güvenliğini tehdit etmemelidir. Ve Ukrayna'nın NATO'ya katılma kararı, Rusya için böyle bir tehdit idi.

Rusya, görüşmelerle sorunu çözemediği için Ukrayna'ya saldırdı.  

Ki bunu yapan dünyadaki tek ülke Rusya Federasyonu değil. Bakın Somaliland'ın bağımsızlığını komşuları bir savaş nedeni sayıyor veya ABD Venezuela'yı vuruyor. Çünkü Venezuela, Amerika kıtasındaki bütün yoksul-bağımsız ülkelere ve Küba'ya "bedava" petrol veriyor, Çin'e petrol sahalarını, limanlarını ve yeraltı zenginliklerini açtı.   

Yok Maduro teröristmiş, uyuşturucu baronuymuş, hikaye bunlar! Venezuela'nın tek suçu, ABD'ye boyun eğmemesiydi. 

Rusya'yı Ukrayna'ya saldırması nedeniyle, eleştirenlerin, bu haydutluğa seslerinin çıkmaması, başka bir yazımın konusu olacak. 

Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: ABD, kendisini eleştirenleri affetmez (Zelensky'e dünyanın gözleri önünde yaptıklarını hatırlayın). İkincisi, başkasının ipiyle kuyuya inerseniz, ipin bir gün kopacağı korkusu aklınızı ve vicdanınızı teslim alır.   

21 Mart 2015 tarihinde "İnsanlığı Ukrayna'dan Tehdit Eden Savaş" başlıklı yazımı yazmış, Ukrayna'da yaşananların medyada bize anlatıldığı gibi olmadığını ve gerçek yüzünü göstermek istemiştim. https://www.infocherkessia.com/tr/yazarlar/hatko-schamis/insanligi-ukrayna-dan-tehdit-eden-emperyalist-savasi

Ardından, 14 Nisan 2021 tarihinde, bu yazımı revize edip genişlettim, "bu savaşta tavrımız ne olmalı" sorusuna cevap aradım. https://www.infocherkessia.com/tr/haberler/insanligi-ve-cerkes-halkini-ukrayna-dan-tehdit-eden-savas-hatko-schamis

Ve işte bir "dünya savaşı"nı yaşıyoruz. Henüz bir cephe savaşı yok, hatta hangi ülkenin, hangi cephede olacağı da belli değil ve bugün yakın duran Rusya ve Çin bile karşı karşıya gelebilirler. 

Şimdilik taraflar karşılıklı anlaşarak, göz yumarak, karşı tarafın hayati çıkarlarını gözeterek köşe kapıyorlar. Rusya'nın Suriye'yi terk etmesi böyle bir adımdı, yakında ABD de Ukrayna'yı Rusya'ya bırakır.

Bu, bir dinler veya ideolojiler savaşı değil. Her ülke, her güç önce kendi çıkarına göre tavır alıyor. Her kim ki, dini veya ideolojik saiklerle veya geçmiş dostluk ve düşmanlıklar ekseninde tavır alır, bu savaşın kaybedenlerin/kaybedecek olanların sofrasına oturur.    

Bakın, ABD önderliğindeki Batı bile artık tek vücut değil. Hatta ABD, Avrupa'ya 'başının çaresine bak' dedi, NATO'dan çıkmayı düşünüyor.

Belki de NATO dağılacak... Ve ABD ile Rusya anlaşacak! 

Bu süreç başladığından beri, en az 10 yıldır, "bütün Çerkes kurumları ve Çerkes Sorunu'na kafa yoran herkes kendini yenilemeli ve sürece uygun tavırlar almalı ve yöntemler bulmalı" diyorum.

Ama dünya yanarken! ve belki de bizim için büyük bir fırsat ayağımıza kadar gelmişken, biz bunları anlayacak, yorumlayacak insanlar-gençler yetiştirmek yerine, hala, popülizm yapıyoruz. 

Kurumlarımızın sayfalarında, "Valiyi ziyaret ettik, Rize çayı içtik" tadında haberler ve sanki başka bir dünyada yaşayan gençlerin hergün nerede, hangi renk kıyafetle, nasıl dans ettiklerini, ne kadar haluj yediklerini gösteren paylaşımları görünce üzülüyorum.

Kültürel faaliyetler, araç değil, amaç haline geldi. Eğitimin ve siyasi çalışmaların hiç bir prestiji yok.   

Kaf Fed'in Tüzük Çalıştayında ve Ümit Dinçer'in Antalya'daki toplantısında da önermiştim: Bir "Eğitim Komisyonu"muz, bir ulusal vizyonumuz ve herkesi kucaklayan demokratik bir ulusal örgütümüz olmalı. Ulusal kararları birlikte almalıyız. DÇB'nin veya Kaf Fed'in öncelikli görevi, Çerkes halkını politikleştirmek-eğitmek olmalı. 

Herhangi bir konuyu, dünyada yaşanan herhangi bir olayı anlamak isteyen Çerkesler, özellikle gençler, bizim yayınlarımızda kafalarındaki sorulara yanıtlar bulabilmeliler. 

Ama böyle bir yayın organımız bile yok. 

Neredeyse 15 yıldır dünyanın gündeminde olan Suriye konusunda bile bir düşünce, bir tavır geliştiremedik. Suriye Çerkesleri ile görüşen kurumlarımızın Suriye Çerkesleri veya temsilcileri ile ne konuştukları ve aldıkları kararlar üzerine bir bilgimiz yok. 

Halbuki, Suriye'nin bütün bileşenleri, toplam sayıları 30 bin kadar olan Ermeniler dahil, bütün etnik ve dini toplulukları, örgütlendiler. Mesela Ermeniler geçen ay bir Konferans örgütlediler; Ermeni Birliği Partisi kurdular ve şu kararları tüm dünyaya duyurdular: 

"* Ermeniler Suriye Ulusal Konferansı'na dahil edilmelidir.

* Ermeni kimliğinin ve Ermeni dilinin tanınmasını garanti eden açık hükümler içeren yeni bir Suriye anayasası hazırlanmalıdır.

* Tüm toplulukların korunmasının ortak bir ulusal sorumluluk olduğunun vurgulanmalıdır.

* Ermeni Birliği Partisi'ne danışılmadan Ermeniler adına herhangi bir merkez veya konsey kurulması yasaklanmalıdır.

* Özellikle Kuzey ve Doğu Suriye'de ve Suriye'nin tamamında Ermeni temsili sağlanmalıdır."  ( Kaynak Bianet )

Kürtler, Dürziler, Aleviler, Ermeniler... herkes örgütlendi, yeni Suriye'den beklentilerini, taleplerini dile getiriyorlar. 

Bunları aylardır, bazen üç dilde, anlatıyorum. Suriye, artık, iktidarda kim olursa olsun, eski Suriye olmayacak; ulusal taleplerimizle ve örgütlülüğümüzle görünür olmalıyız diyorum.

Ama bizimkiler, onlara yanlarına aldıkları temsilcilerin ülkelerinin çıkarları doğrultusunda tavsiyelerde bulunuyorlar.

Ermeniler demişken, bakın Ermenistan, Azerbaycan ile sorunlarını çözmeye çalışıyor; tavizler veriyor, ama bunu yorumlayan bir tek yazarımız ve kurumumuz bile yok.  

Veya "bağımsız Çerkesya"yı ağızlarına sakız etmiş olanlar, "Suriye Kürtleri neden bağımsızlık istemiyorlar" diye sorgulamıyorlar. Silahsa silah, askerse asker, paraysa para; destek, deneyim... her şeyleri var, ama "demokratik bir Suriye" istiyorlar. Neden?

Bunları bilmeyince, tartışmayınca uyduruk-populist sloganların peşinde sürükleniyor ve "imkansız"ı istiyoruz. Daha da kötüsü, hayaller, "imkansız" olunca, yapılabilecek olanları da yapamıyoruz. 

İşte Çerkes Soykırımını bir ülke daha tanımak üzere. Bir kaç ülke daha var, onlar da tanıyacaklar. 

Elbette Çerkes Soykırımının tanınması iyi bir şey. Çünkü bu sayede Çerkes ulusal talepleri hukuki bir temele oturuyor. Kabardey Balkar ve Adığe Cumhuriyetleri de bu nedenle Çerkes Soykırımını tanıdılar ve Çerkes Sorunu'nun çözümüne yönelik maddeleri anayasalarına yazdılar. Ve yine bu nedenle DÇB 4 kere BM'e ve uluslararası kurumlara Çerkes Soykırımını tanıma çağrısı yaptı.

Ama Çerkes Soykırımı'nın tanınması ile Çerkes Sorunu otomatik olarak çözülmeyecek. Ermeni sorunu da 140 ülke tanıdığı halde çözülmedi. Sonuçta yine Rusya Federasyonu'nda çözülecek ve muhatap Rusya Federasyonu olacak Çerkes Sorunu'nu çözmek için.      

Ne yazık ki, bir kesim, sanırım Rusya'yı kızdırmamak için, Çerkes Soykırımı'nın tanınması çalışmalarının dışında dururken, diğerleri, Soykırımın tanınmasının Rusya Federasyonu'nun dağılması ile sonuçlanmasını ve "Bağımsız Çerkesya" istiyorlar. Böylece, Çerkes Soykırımı'nın tanınması, Çerkes Sorunu'nu çözmenin değil; Rusya Federasyonu'na karşı düşmanlığın ve bir savaşın aracı haline geliyor.

Bu, karşı tarafın, yani Rusya Federasyonu'nun Çerkes ulusal mücadelesine bakış açısını da etkiliyor. 

Putin'in, "Lenin, ulusal-etnik topluluklara kendi kaderini tayin etme hakkı vererek Rusya'nın altına dinamit koydu" ve "gerçekten nükleer silah kullanır mısınız" diye soran gazeteciye, "Eğer bu dünyada bir Rusya olmayacaksa, dünya da olmasın" demesinin ne anlama geldiği üzerine hiç düşünmüyorlar. Böyle düşünen bir adam veya devlet için, bağımsızlık talebi, ona "savaş ilan etmek"tir. Bunu göze alanın ise, en azından savaşı kazanabileceği bir gücü olmalıdır. 

Bu nedenle Çerkes Sorunu'nun çözülmesi için hayati öneme sahip "Çerkes Soykırımının tanınması" talebini, Rusya Federasyonu'nun dağılması talebi ile birlikte dile getirmenin; Rusya İmparatorluğunu bütün insanlığın düşmanı ilanı etmenin bize bir yararı var mı?

Bir akademisyen! hızını alamadı, Litvanya'da, "Rusya İmparatorluğu sadece halklar hapishanesi değil; insanlık düşmanıdır" da dedi. 

Bu, Rusya Federasyonu'nu dağılmadıkça Çerkes Sorunu da çözülemez demektir. Çerkes Sorunu'nun çözümünü "fi tarihi"ne ertelemektir, bugün yapılabilecek olanları yap/a/mamaktır... 

Yazımı, 2026'nın bütün dünya halkları ve insanlık için, daha güzel bir yıl olması dileklerimle bitiriyorum. Kalbim, gezdiğim, gördüğüm ve sevdiğim Latin Amerika'nın güzel insanları ile birlikte atıyor....

Hatko Schamis

3 Ocak 2026

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks