BİLİNÇ TUTSAK, CESARET HASTA VE “AMİRAL BATTI”; AMA ONUR HALA DİRENİYOR...

#233 Ekleme Tarihi 15/10/2015 06:56:22
24 Şubat 2013 Pazar Saat 00:03   Siyasi kurumları bir halka bilinç taşır, örgütler ve önderlik yaparlar; veya körleştirir, sağırlaştırır, hatta aptallaştırır... Bir halkın beyni, kalbi ve vicdanıdırlar. İnsanlar dış dünyayı bu kurumları aracılığıyla algılar ve onlar aracılığıyla tepki verirler. Kimliklerini, sevinçlerini ve üzüntülerini... veya öfkelerini bu kurumlarda örgütlerler. Ama bu kurumların yetkileri sınırsız, ömürleri de sonsuz değildir. Sözkonusu halkı veya insan topluluğunu, ancak, onların çıkarlarını savundukları; savunmaya devam ettikleri ve insanlar kendilerini bu kurumlara ait hissettikleri sürece temsil edebilirler. Yoksa siyasi kurumlar ile bu kurumların artık kendilerini-çıkarlarını temsil etmediklerini düşünenler arasındaki makas açılır. Ve insanlar kendilerini-çıkarlarını temsil edecek alternatif kurumlar örgütleme işine girişirler. Bu süreç karmaşıktır. “Git gel”leri, yükselişleri ve düşüşleri vardır. Sistem kendi içinde çözümler üretir. Tıkanır, yeniden üretir, yine tıkanır... Siyasi kurumlar, adı üzerinde, siyaset yapar ve çoğu zaman siyaset yapma tekelini ellerinde tutmaya çalışırlar. Özellikle demokratik olmayan toplumlarda veya örgütlenmelerde... Bunun için bir yandan halka bu kurumlarda temsil edildikleri hissi vermeye çalışır; diğer yandan “ne olur ne olmaz” diyerek alternatif örgütlenmelere sızar, hatta bunları bizzat kendileri örgütler; böylece “çift dikiş” atarlar. Günümüzde bu “ikinci dikiş”, çoğunlukla sivil toplum örgütleridir. Ama halkın bütün siyaset yapma veya siyasete katılma araçları, kurumları veya örgütlenmeleri bu tehdit altındadır. Bu nedenle politik çizgilerini korumaları, temsil ettikleri insanları ve çıkarlarını savunmaları; yani gerçekten siyaset yapmaları mümkün, ama kolay değildir. Yani modern toplumlarda insanların iktidarı ve muhalefeti ile siyasi kurumları vardır, olmalıdır. Hatta ne kadar çok olursa o kadar iyidir. Ama bunların siyaset, özellikle “bağımsız” siyaset yapmaları pek istenmez. Bunun yerine, insanların, siyaset yaptıklarını veya siyasi olarak temsil edildiklerini zannetmeleri sağlanır. Binbir türlü yöntemle... Çünkü temsil edildiklerini veya çıkarları için mücadele ettiklerini zanneden insanlar başka bir arayış içerisine girmeyecek; böylece iktidarların ömürleri uzayacaktır... Bu nedenle, insanların çıkarlarını savunduklarını zannettikleri, kendilerini ait hissettikleri kurumların olması, sistemin işlemesi için hayati öneme sahiptir. Öyle ki, eğer bir tehlike sezerse, sistem bunu bizzat kendisi tamir eder; “muhalif” zannedilen, gerçekte ise “bizim çocuklar”ın örgütlenmelerine destek verir... “Suriye Çerkesleri Sorunu” toplumumuza ayna tuttu. Kendimizi ve tezlerimizi bir kez daha gözden geçirme fırsatı verdi. Bize gerçekliğimizi gösterdi. Bu süreçten mutlaka dersler çıkaracak ve geleceğe daha sağlıklı, daha ayaklarımız yere basarak yürüyeceğiz... Ben herşeyden önce ve hepsinden önemlisi, bu yönde çabalar olsa da, hala, Çerkes halkının, kendisini temsil edecek ve çıkarlarını savunacak bir siyasi örgütlenmesinin olmadığının ortaya çıktığını düşünüyorum. Anavatanımızdaki “Cumhuriyetler” de buna dahil... Çünkü, “Suriye Çerkesleri soydaşımız değildir” dendiğinde, “nasıl değiller? Hem soydaşımız, hem de kardeşimizdir!” diyemeyen... “biz Suriye yetkilileri ile görüşüyoruz, Çerkeslere yönelik bir tehdit yok” yalanına karşı bombalanan köyleri, öldürülen veya silahlanmak zorunda kalan Çerkesleri anlatamayan... savaş nedeniyle üzerinde yaşadıkları toprakları terketmek zorunda kalanlara kapıları kapamanın bir insanlık suçu olduğunu dile getiremeyen... canlarını kurtarmak isteyen soydaşlarımıza vize-kota uygulamasını açıkça eleştiremeyen, protesto edemeyen kişiler ve kurumlar prestij kaybetmiş, Çerkes halkını temsil etme yeteneğini yitirmişlerdir. İnsanların bugün açıkça tepki vermemeleri kimseyi yanıltmamalıdır. Bunlar, artık, eğer ciddi bir özeleştiri sürecine girmez ve değişmezlerse, Çerkes halkının çıkarlarını savunacak örgütlenmelerin yaratılmasının önünde engel olarak durmaktan, böyle kurumlarımız varmış hissi vererek insanları yanıltmaktan ve çözümsüzlüğü devam ettirmekten başka bir rolleri olmayacaktır. Yapmamız gereken, bir yandan bu kurumlarımızın kendilerine çeki düzen vermeleri için eleştirilerimizi açık açık ve yüksek sesle yapmak; diğer yandan da alternatif örgütlenmeleri yaratma işine hız vermektir. Demokratik, Çerkes halkının en geniş birliğini yaratmayı ve “ulusal sorunlarda ulusal tepki” örgütlemeyi hedefleyen, yurtsever bir Çerkes örgütlenmesi artık bir ihtiyaçtır, bir zorunluluktur! Aynı şekilde, Suriye Çerkeslerinin anavatanımıza dönmelerinin önüne engellerin çıkarılması; bırakın anavatanına dönen insanların sahip olmaları gereken ayrıcalıkları, Çerkeslerin, sıradan insanlara sunulan imkanlardan dahi mahrum olmaları; yani sırf Çerkes oldukları için Çerkesya’ya dönmelerinin RF tarafından bir tehdit olarak algılanması “Dönüş Düşüncesi”nin de gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Hayal kurmaya gerek yok: RF, Çerkeslerin anavatanlarına dönmelerini ve Çerkesya’da demografik yapının değişmesini istemiyor. Gelenler ne kadar insani nedenlerle gelirlerse gelsinler ve ne kadar “RF’na dost” olurlarsa olsunlar, “Çerkes kimliği”ni taşımaları, onların RF tarafından bir tehdit olarak algılanmalarına yetiyor. Bu durumda: Anavatana dönüşün hukukunun yapılması, yasal çerçevesinin çizilmesi için mücadele etmek önceliğimiz olmalıdır. Görünen köy klavuz istemez, RF, Çerkeslerin anavatanlarına dönmelerini değil; anavatana dönme umutlarının devam etmesini istiyor. Ve özellikle “RF ile iyi ilişkiler ekseni”nde ve statüko ile çelişmeyecek, onu değiştirmek istemeyen bir çizgide formule edilen dönüş, RF’nun işine geliyor. Çünkü böylece hem Çerkeslerin yeni arayışlara girmelerini engelliyor ve seslerini çıkartmadan oturup beklemelerini sağlıyor, hem de “dönüşe zarar verebilir” sopası ile Çerkes toplumunu terbiye ediyor; demokratik damarlarını kurutuyor... “Suriye Çerkesleri” için taleplerin ve tepkilerin dile getirilmesine, demokratik eylemlerin örgütlenmesine karşı çıkanların ne yazık ki bu damarları kurumuştur. Bu tavırlarına gerekçe olarak, anavatanımızda yaşayanların demokratik etkinliklerden zarar görecekleri bahanesini ileri sürmeleri komiktir, “kaş yapayım derken göz çıkarmak”tır. Çünkü eğer bu söyledikleri doğruysa, bu durumda anavatana dönen, orada yaşayan insanlarımız “RF tarafından rehin alınmışlar” demektir. Çerkes halkının hedeflerine ulaşabilmesi için demokratik bir mücadele vermesi, bunun için demokratik örgütlenmeler yaratması ve demokrasiyi içselleştirmesi gerekmektedir. Bu nedenle Çerkes halkının demokratik-demokratikleşme çabaları hiçbir gerekçe ile karalanmamalı, insanlarımız “suçluluk psikozu”na sokulmamalıdır. Çünkü bu, “kendi ayağına sıkmak” demek olacaktır... Son olarak, Suriye Çerkeslerinin ve Suriye’den çıkıp anavatanımıza sığınan insanların “yurtseverlik”lerini sorgulamak yanlıştır. Evet, geçen sene yakalanan hava yok; anavatana sığınan, dönen insanların sayısı azaldı ve anavatanımızdaki şartları eleştirip gerisin geriye diasporaya dönenler oldu. Ama bir insanın yaşayacağı yerden kimi beklentilerinin olması kadar doğal bir şey yoktur ve bugüne kadar politik olarak birşey verilmeyen insanlardan çok şey beklenmemelidir. Ama asıl olarak biz manipule edildik, manipulasyonlardan etkilendik ve moral üstünlüğü elimizde tutamadık. “Gerileme”nin ve yaşanan kimi sorunların asıl nedeni budur. Çünkü siyasi mücadelede prestij ve moral üstünlük çok önemlidir. Bunlar siyasi mücadelenin yönünü belirlerler. Ve moral üstünlüğün kazanılması ya da korunması görevi, bir halkın siyasi kurumlarının; yani beyninin, kalbinin ve vicdanının görevidir. Eğer varsa, gerilemenin birincil nedeni kurumlarımızın üzerlerine düşen görevleri yerine getirememiş olmalarıdır. Sonra, küçük bir kitlesel dönüşün dahi siyasi-maddi ve psikolojik altyapısının olmaması önemli bir rol oynamaktadır. “Yatak yorgan” veya “ne kadar yurtsever olduğumuz” konusu ancak bunlardan sonra gelir... Buna rağmen, “Çerkeslerin Vatanı Çerkesya’dır” kampanyası ve Suriye Çerkeslerinin anavatanımıza yönlendirilmeleri çalışmaları devam etmelidir. Ama daha bilinçli ve daha planlı programlı. Türkiye’de soydaşlarımıza sahip çıkılmış ve hiçbir Çerkesin açıkta kalmamış veya kamplara gönderilmemiş olması gelecek adına büyük bir kazanımdır. Hem sahiplenilen Suriye Çerkeslerinde hem de sahip çıkan Türkiye Çerkeslerinde bir bilinç sıçramasına neden olacaktır. Şimdi anavatanımıza dönmüş olanlara daha çok destek vermeli, onların gerisin geriye dönmemeleri için şartları düzeltmeli ve her birini: bütün yaşamlarını ve özellikle de anavatana geliş süreçlerini “tek kişilik eylemler”imizde olduğu gibi diasporaya anlatmalı, her birinden gerekli dersleri çıkarmalıyız. Çerkeslerin Çerkesya’dan başka hiçbir yerde geleceklerini örgütlemeleri mümkün değildir. Anavatanımza dönecek her Çerkes Çerkesya’nın inşasında bir tuğla olacaktır. Kimseye kızmamalı, yılmamalı ve yorulmamalıyız. Evet “ulusal bilinç” hala tutsak ve “cesaret” hasta; ama “ulusal onur”umuz ve umudumuz hala dimdik ayakta! ... Bu savaştan mutlaka zaferle çıkmalıyız!
  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks