DİTTO HAKLI: LEVEL ATLADIK, ARTIK KRALDAN ÇOK KRALCI DEĞİLİZ, KENDİMİZİ KRAL ZANNEDİYORUZ!

#6028 Ekleme Tarihi 17/10/2020 01:26:33

İnsanlar neye inanıyorlar? Nasıl oluyor da sokak röportajlarında o skandal ifadeleri dile getiriyorlar? Öyle ki, Ay'a 8 şeritli otoban inşa etmeye başladığımıza inananlar bile var!

Ama daha da komiği, fazla izlediğinizde IQ'nuzu düşüren bu tipler, asıl sizin böyle yalanlara inanmamanıza şaşırıyorlar.

Bilgiye ulaşmak günümüzde o kadar zor değil. Evet, sistem doğru bilgilere ulaşmamızı engellemek için elinden geleni yapıyor. Mesela artık, bazı sayfalara "normal yollardan" giremiyorum. Gördüğüm bir şeyi bir kaç gün sonra aradığımda bulamıyorum. Silinmiş oluyor...

Bazı haberleri yapanları ise ibret'i alem için tutukluyorlar. Böylece, başkalarının yüreklerine korku salıyorlar.

"Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz"; kendilerine insan hak ve özgürlüklerini şiar edinmiş olanlarımız bile kafalarını kuma gömdüler, oto sansür uyguluyor, doğru-haklı buldukları paylaşımları beğenmekten ve paylaşmaktan korkuyorlar.

Sonuç: Gerçekleri veya doğruları yazmak da, bulmak da zorlaşıyor.

Ama yine de, gerçekten isteyen bulur, buluyor!

"Karabağ ( Artsah ) Savaşı" başladığından beri yalan bombardımanı altında kaldık yine. "Karabağ bizimdir" diyorlar mesela.

Halbuki Karabağ'da 2000 yıldır Ermeniler yaşıyor.

Evet hukuki olarak Azerbaycan'a bağlı ( olması gerekir ), ama Karabağ "kadim" Azeri toprağı değil.

Tıpkı, hukuken Rusya Federasyonu'na bağlı olmasına rağmen, kadim Çerkes toprağı-vatanı olan Çerkesya gibi!

Peki neden Azerbaycan'a bağlı? Çünkü Azerbaycan ve Ermenistan 1922 yılında SSCB'ye katılırken, "mühendisler" öyle olmasına karar vermişler.

Tıpkı Çerkes halkını böldükleri gibi!

Veya haberleri öyle hazırlıyorlar ki, sanki Ermeniler 1992-1994 yıllarındaki ilk savaşta Azerileri Karabağ'dan kovmuşlar da, Karabağ Ermenilerin eline geçmiş zannediyorsunuz. Halbuki 1922 yılında Karabağ'da yaşayanların %90'ı Ermeni'ydi. 1992'de ise %75'i. Yani Ermeniler hep Karabağ'daydı, hep çoğunluktu... Ve özerklikleri vardı.

"Ama bağımsızlık hakları yok" diyorlar. Doğru, yok! Ancak, hukuken, Azerbaycan'ın da Karabağ'ın özerkliğini feshetme hakkı yok.

Tabii bunları duymak istemiyor "A Haber izleyicileri"...

"Ermeniler sivilleri bombalıyor"a inanıyor, doğru da; Karabağ Ermenileri de savaş suçu işliyor. Ama Azerbaycan'ın Karabağ'ın başkentine hergün bomba yağdırdığına, yüzlerce Ermeni'nin de öldüğüne inanmıyor.

Dünyanın neredeyse bütün "ciddi" gazetelerinin yazdığı, ayrıntılı bilgiler, rakamlar verdiği, videolar ve fotoğraflar yayınladığı "Cihatçılar Karabağ'da" haberine de inanmıyor.

Halbuki girse "paralı askerler"in sitelerine kendisi de görebilir bu fotoğrafları veya röportajları. Adamlar saklamıyorlar ki!

Ama inanmıyor, inanmak; hatta görmek istemiyor. Çünkü inanırsa veya görürse kafasındaki bütün kurgu çökecek. Annesi tarafından sokağa bırakılmış bir çocuk gibi hissedecek kendisini...

Türkiye'nin Kafkasya'da neden bu kadar "şahin" olduğunu, Kuzey Kafkasya sınırlarında bir "cihatçı" yoğunlaşmasının ve savaşın bizim için tehlikelerini... ve bazı ayrıntıları daha sonra yazacağım.

Şimdilik şu kadarını söyleyeyim:

Bu savaş durmalı, insanlar ölmemeli ve sorun masada çözülmeli. Cihatçılar da bölgeye gelmemeli, getirilmemeli. Çözüm, Karabağ Ermenilerinin işgal ettikleri Azerbaycan topraklarından çıkmaları, Azerbaycan'ın da, Karabağ Ermenilerinin kendi kendini yönetme ve gelecek korkusu olmadan yaşama hakkını tanıması ile mümkündür.

Peki Prof. Peter Ditto neden haklı? Bir insan, neden yalanlara inanabiliyor ve gerçeklerden korkuyor?

"Beynimiz; herhangi bir konuda bir şeye inanmak ( bir sonuca varmak ) için fikirleri yada gerçekleri önyargıların dahil olduğu bir dizi bilişsel sürece sokar. Sonuç ise doğamız gereği inandığımız gerçeklere zıt düşmeyecek şekilde çarpıtılarak oluşturulur.

California Üniversitesi'nde motivasyon, duygu ve sezgilerin yargılarımızı nasıl etkilediği üzerine çalışmalar yapan sosyal psikolog Peter Ditto'ya göre; insanlar düşünceli ve rasyonel olma yeteneğine sahiptir, ancak arzularımız, umutlarımız ve korkularımız inanmak istediğimiz şeyi destekliyorsa beynimiz o şeyi doğru kabul etme ihtimalimizi arttırmak için, terazinin ağır basmasını istediğimiz tarafı için ekstra argüman üretmeye başlar.

Yani; inanç, arzu ve korku üçlüsünün muhakeme yeteneği üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmaların çoğu insanların kabul etmesi beklenen gerçeklerin, inandıklarını tehdit etmeye başladığında muhakeme yeteneklerinin bozulduğunu göstermiştir.

Bunun örneğini birisi ile politika tartışırken sıkça görebilirsiniz.

Yaklaşık 20 yıl önce, o zamanlar doktora öğrencileri olan Ditto ve David bir grup insan üzerinde test sonuçlarının istedikleri gibi çıkıp çıkmaması ile alakalı bir deney yaptılar.

Tüm katılımcılardan kan alıp pankreas kanseri risklerini ölçeceklerini söylediler. Grubun yarısına sonuçlarının kötü çıktığını, diğer yarısına ise sonuçlarının temiz çıktığını söylediler ve herkesten bu testi ne kadar güvenilir bulduklarını 10 üzerinden oylamalarını istediler.

Sonucu temiz çıkanlar testi son derece güvenilir olarak oylarken, sonucu kötü çıkanlar testi güvenilmez olarak oyladılar.

Bu araştırmanın sonucu kayıtlara şu şekilde geçti:

İnsanlar; gerçekleri kişisel inançları, ahlaki değerleri ve kimlikleri ile çakıştığında daha farklı değerlendirirler. Bunu, konu sağlık ( sigara kullanımı, şeker tüketimi ) olduğunda dahi yapmaya devam ederler.

Bu olayı sosyal medyada sıklıkla görebilirsiniz.

Çoğu insan sosyal medyada paylaşılan politik bir yazı gördüğünde eğer o fikri destekliyorsa hiç düşünmeden beğen ve/veya paylaş butonuna basıyor. Eğer fikri desteklemiyorsa ya görmezden geliyor ya da inanmak için çok daha fazla bilgiye & veriye ihtiyaç duyuyor.

2015 yılında Psikoloji Bilimleri Derneği'nin yıllık değerlendirme toplantısında sunulan bir analizde, 12.000'den fazla katılımcının katıldığı 41 deneye göre kendisini sağcı veya solcu olarak ifade eden her iki taraf da aynı derecede partizan önyargılara sahip.

Yani sağcı da solcu da aynı şekilde inançları yüzünden gerçekliği kanıtlanmamış şeylere inanıyor. Kötü haber şu ki; ( ben demiyorum, araştırmalar diyor ) konu inandığınız şeyler olduğunda, 'yok aslında birbirinizden farkınız!' " ( Alıntı )

Artık gerçekleri yazmanın ve eleştirmenin değil, iktidarı övmemenin ve desteklememenin bile "riskli" ve/veya suç olduğu Türkiye'deki baskı ve korku ortamı, bize de level atlattırıyor:

"Kraldan çok kralcılık bitti, artık kendimizi kral zannediyoruz!"

Hatko Schamis

  • facebook sharing buttonFacebook
  • twitter sharing buttonTwitter
  • pinterest sharing buttonPinterest
  • linkedin sharing buttonLinkedin
  • tumblr sharing buttonTumblr
  • vk sharing buttonvk
  • odnoklassniki sharing buttonOdnoklassniki
  • reddit sharing buttonReddit
  • whatsapp sharing buttonWhatsapp
  • googlebookmarks sharing buttonGoogle Bookmarks