
Corc Abdullah, Filistinli bir devrimci, 41 yıl Fransa'da tutsak kaldı. Bir şüphe üzerine, ABD ve İsrail’in talebiyle tutuklanmıştı.
26 sene önce hapisten çıkması gerekiyordu, ama "demokrasinin beşiği Fransa", ıslah olmadığı gerekçesiyle, Avrupa’nın bu en eski mahkumunun infazını birkaç kere yaktı.
Suçlandığı eylemleri kendisinin yapmadığını söylese, tahliye edilecekti. Ama Corc Abdullah bunu kabul etmedi, "Filistin halkının o eylemler nedeniyle yaşadığı mutluluğu ellerinden alamam” dedi.
Sonunda, geçen sene serbest bırakıldı ve geri döndüğü Lübnan havaalanında yaptığı ilk açıklamada, "Direniş varsa, vatana Dönüş de vardır" dedi.
Başka şeyler de söyledi ve hepsi bir ders, ama en çok bu sözleri dikkatimi çekti. Çünkü vatana dönüş düşüncesinin en özlü ifadesiydi bu sözler:
Politik bilinç ve direniş, yani "Çerkes Kalma İradesi" varsa, vatana dönüş de vardır...
Bugün, 1 Ağustos, bizim "Vatana Dönüş Günü"müz. Yugoslavya "iç savaşı" yıllarında Kosova'da yaşayan 150 kadar Çerkesin, dönemin Çerkes Kurumlarının ile Adığe Cumhuriyeti yetkililerinin çabaları ve Rusya Federasyonu devletinin onay ermesi sonucu vatana-Adığe Cumhuriyeti'ne getirilmeleri üzerine ilan edildi.
Kosova Çerkeslerinin vatana dönüşleri, üç faktörün bir araya gelmesi ile mümkün olmuştu: 1- Kosova Çerkesleri'nin vatana dönmek istemiş olmaları, 2- Adığe Cumhuriyeti yetkililerinin çabaları ve 3- Rusya Federasyonu'nun onayı.
Bu üç faktörden biri dahi eksik olsaydı, Kosova Çerkesleri vatana dönüş yapamazlardı, büyük ihtimal.
Ve bu kural bugün de geçerli.
Özetle, önce diasporada-sürgünde yaşayan Çerkeslerin veya bir Çerkesin vatanına veya "tarihi vatanı"na dönmek istemesi, orada yaşayan soydaşlarının kaderini paylaşmaya hazır olması gerekiyor.
İnsanların yaşadıkları veya yaşayacakları yerde ekonomik ve siyasi güvence veya konfor aramaları hakları elbette, ama vatana dönüş ve/veya vatanda yaşamak böyle bir beklentinin cevabı değildir.
"Vatana dönüş"te, daha lüks, daha konforlu ve daha rahat yaşama özlemi değil; ait olunan kimliği, dili, kültürü koruma kaygısı vardır.
Bu nedenle politik bir tercihtir.
Ve politik tercihler yapanlar, hayallerine kavuşmak için çok zor şartlar altında yaşamayı ve mücadele etmeyi göze alırlar. Başarırlar veya başaramazlar, ama göze alırlar.
Gazze'de başlarına bomba yağan Filistin halkının Gazze'yi terk etmeme iradesi böyle bir politik tercihtir, direniştir. "Önce vatan" iradesidir.
Öyleyse, vatana dönüş yapmak isteyen herkese, önce bu gerçek anlatılmalıdır: Orası vatandır! Dünyada Çerkeslerin, vatandaşı oldukları başka ülkeler de var, ama başka bir vatanları yoktur.
Çünkü vatan, bir etnik-ulusal kimliğin, dilin, kültürün, gelenek görenklerin doğduğu ve sonsuza kadar yaşama hakkının olduğu coğrafyadır.
Bugün vatanımız veya Cumhuriyetlerimiz, bize halen yaşadığımız ülkelerde sahip olduğumuz herşeyi ve konforu sunmuyor, alışkanlıklarımıza cevap vermiyorsa da muz cumhuriyetleri de değiller. Orada da güzel bir hayat sürmek mümkündür.
Ama bugün vatanda yaşayan ve yaşayacak Çerkeslerin sahip oldukları veya olacakları en büyük ayrıcalık ve güzellik, Çerkes halkının geleceğini garanti altına alabilecekleri, bu haklarının olduğu bir coğrafyada yaşıyor veya yaşayacak olmalarıdır.
Ancak bu öznel faktör, diasporada yaşayan bütün Çerkesleri veya herkesi, "vatana dönüş"e ikna etmek için yeterli değildir. Nesnel şartların ve psikolojik faktörün de diasporada yaşayan bir Çerkesi vatana dönüşe teşvik etmesi, kafasındaki soruları ve kaygıları gidermesi gerekiyor. Kosova Çerkeslerinin vatana dönüş yapmaları, bu nesnel faktörün de olumlu olması nedeniyle mümkün oldu.
Bu kaygılar, hatta daha rahat yaşama isteği bile, önemsiz değildir. Evet, politik bilinç eksikliğidir, ama önemlidir.
Ve Dönüşçülerin "ne yapmaları" gerektiğinin cevabıdır.
Kendilerine başka bir ülkede daha rahat yaşama teklifleri yapıldığı halde, Gazze'yi terk etmeyen Filistin halkında, bu politik bilinç: Corc Abdullah'ın anlattığı, vatan bilincini büyüten bir direniş var.
Bu nedenle, ben vatandan diasporaya yönelik her çağrının, her adımın, her sesin diaspora Çerkeslerinde yankı bulacağına, onların tereddütlerini aşmalarına yardım edeceğine, umut vereceğine ve motive edeceğine inanıyorum.
Elbette trajik geçmişimiz, hafızamıza kayıtlı tarih, bugün, eskiden olduğu veya hayalimizdeki gibi bir vatana sahip olmadığımız gerçeği "vatana dönüş"ü zorlaştıran bir etkendir.
Bugün yaşadığımız sorunların muhattabı ile yanyana, hiç bir şey olmamış gibi yaşamak kolay değildir. Bu nedenle Rusya devletinden vicdanlarımızı rahatlatacak adımlar beklemek yanlış değildir.
Ki bunlar dönüşü de psikolojik olarak kalaylaştıracaktır.
Ama bu beklenti veya istek vatana dönmemenin veya dönmek istememenin bir bahanesi veya gerekçesi olmamalıdır.
Çünkü bir gün tarihi Çerkesya gibi bir vatana sahip olabilmemiz ve o günleri yakınlaştırabilmemiz için de, bugün vatanda sahip olduklarımızı korumamız, geliştirmemiz ve orada çoğalmamız gerekiyor.
"Eğer şu olmazsa, ben oraya dönmem", "Ruslarla birlikte" veya "Rus bayrağı altında" yaşamam gibi söylemler, anlaşılabilir, ama yanlıştır.
( Güzel ) geleceği yakınlaştırabilmenin yolu, bugün yapılabilecek olanları yapmaktan geçiyor. Hem vatanda hem de diasporada.
Vatana dönüşü bazı ön şartlara bağlamak, mesela "Önce Özgür Çerkesya, sonra vatana dönüş" gibi bir söylem Rusya Federasyonu'nun bir parçası olan, Rus bayraklarının da dalgalandığı Cumhuriyetlerimizde yaşayama isteğini zayıflatır, zorlaştırır; daha da önemlisi, Rus'un, Rusya'nın veya Rus bayrağının olmadığı bir dünya isteyenlerin peşlerine takılmamıza neden olur.
Bütün bunları daha derli toplu ve sistemli anlatacak, tek tek dönüşçüleri bir çatı altında toplayacak Dönüş Hareketi'ni veya örgütünü yaratmanın, bugün, dönüşçülerin en önemli görevleri ve/veya öncelikleri olduğuna inanıyorum.
Bir gün mutlaka Çerkesya'da birlik içinde yaşayacağımız umudu ve dileğiyle, "1 Ağustos Vatana Dönüş Günü"müz kutlu olsun!
Hatko Schamis
1 Ağustos 2026




